Yığın ve Demokrasi

Murad DEMİRKOL

Yığın ve Demokrasi

 

 

Bir ülkenin en hüzünlü travması, toplum olduğunu sanan yığınlarla şekilleniyor.

Kitleyle bağırıp, kitleyle saldıran; kitleyle coşup, kitleyle savrulan o garip ruh hali,

 

Gün gelir, futbol üzerinden,

Gün gelir yapay savaşlarla,

Gün gelir sahte gözyaşlarıyla,

Gün gelir anlaşılması güç komplo teorileriyle

Gün gelir ben olmazsam diye başlayan tehditkâr aile reisi edasıyla

 

Siyasi rant, hassasiyetin genleriyle oynamayı çok sever belki ondan…

 

Durum ortada… 

Evlere acı bırakan tabutlar, siyasi nutuklarla gölgelenirken, bunu görmezden gelenler, rantın hayallerine kapılıp, kendinden olanı sıkıştırmakla meşgul…

Yani kendinden olan halkı,

Aynı kaderi paylaşan inşaat işçisini

Alın teriyle büyük şehirlere göç eden garibanları

Kendisi gibi simit, su satan insanları…

 

Oysa sesimiz, acılarımızı basamaklayan kasvetli siyasete karşı yükselmeli…

Acılarımız üzerinden yükselen çirkin siyasete karşı yükselmeli…

 

Bu yaşananlar basit bir senaryo olmasaydı eğer, alın teriyle çalışan bir işçinin, körü körüne tapacağı iktidarlar olur muydu?

Kıt kanaat geçinen memurun tüm sıkıntılara rağmen, takım tutar gibi parti tutması peki?

İşsiz üniversitelinin geleceği dışında sırtlanacağı bir iktidar olur muydu?

Ölüm ve kargaşa üzerinden oy devşirmeye çalışanlar olur muydu?

İktidarlar, heyecanlı kitleyi sever. Bu en gelişmiş demokrasi modellerinde de böyledir ne yazık ki…

Bir farkla;

Gelişmiş ülkelerde ki demokrasi, yaşama hakkının farkında olan bireylerin varlığıyla şekilleniyor. İktidar güdümünden uzak, ne istediğini bilen ve insanca yaşamayı ilke edinmiş bireylerle şekilleniyor…

Durum böyle olunca, acılar ve sevinçler ortaklaşıyor. Senin acın benim acım gibi korkunç ve anlaşılmaz hesaplaşmalar ortadan kalkıyor…

 

Lakin bir ülkenin kanayan en önemli yarası, bana dokunmayan yılanla ilişkili biraz da…

Kavramları karıştırıp, iç eden ekran heveslileriyle ilgili daha çok…

Ucu kırpılan aydıncıkların saman alevi kısırlığı sonra…

Gazete köşelerini tutan gündem kırıcılar

Savaş tacirleri…

Birinin yazdıkları başına bela olur, oyunlar yasaklanır, sosyal medya susturulur; çocuklar ölür, gencecik kızlar şiddete uğrar, çocuk gelinler kanayan yara olmaya, kalabalıklar aynı rüyayla avunmaya devam eder fakat kaygısal alevin titrekliği ile ekranları süsleyenler, kargaşayı ısıttıkça, körükler…    

Kitleyle bağırıp, kitleyle saldıran; kitleyle coşup, kitleyle savrulan o garip ruh halini sıklıkla görmeye başlarız böylece…

 

 

Murad DEMİRKOL

 

 

 

15.09.2015 (Murad DEMİRKOL)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

Gündemin Değişmeyen Sancısı

Savaşan Güç - Savaşan Yoksulluk

Bireyin Seçimi

Güç ve Kaos

Yangın Yeri

Savaş Çılgınlığı

Seçim Tercihi

Beyaz Leblebi...

Algı ve Gerçeklik

İşgal Edilen Zihinler...

Büyük İnsanlık

Algı Yönetimi

Seçilemeyen Kurgu

Seçimin Seçilemeyen Gölgesi

İktidarsız Medya ve Savaş Tamtamları

Korku Toplumu ve Alternatifsiz Kaygı

Seçilmiş Yoksulluk

8 Mart, Umut Ve Tahta Bacak Frida