WERNİCKE KORSAKOFFLULAR'LA GEÇİRDİĞİM BİR HAFTA...

Adil OKAY

WERNİCKE KORSAKOFFLULAR'LA GEÇİRDİĞİM BİR HAFTA...

"Sesimizin duyulmadığı bir tarihte,

bedenimizle konuşmaktan başka çaremiz - yolumuz yoktu" G. Gülmez

 

Yukarıdaki tümce tek başına, "Ölüm Orucu doğru bir eylem miydi... yoksa yanlış mıydı" sorularını – tartışmalarını boşa düşürüyor.

O irade onlara aitti... O bedenler gibi.

 

Wernicke Korsakofflular ve tutsak yakınları ile geçirdiğim bir hafta hakkında yazmak – yazabilmek için defalarca masaya oturdum. Ama her defasında yazdıklarımın o insanları, o insanların direnişlerini ve Ölüm Orucu sonucu bedenlerinde kalan hasarlara rağmen umutla gülümsemelerini anlatmaya yetmeyeceğine kanaat getirdim.

 

Bir gezi yazısı ya da tatil izlenimleri değil ak kâğıda dökmek istediğim. Her biri ayaklı tarih olan, bizim için, çocuklarımız için bedenlerini ölüme yatıran kardeşlerimiz, yoldaşlarımız, dostlarımız söz konusu.

 

Hapishanelerde F Tipleri'ne ve devletin diğer baskılarına karşı başlatılan Ölüm Oruçları süreci ve 19 Aralık Katliamı'nın özneleri söz konusu.

 

Ölüm Oruçları ve 19 Aralık Katliamı sonucu hayatını kaybedenler, yaralananlar ve sağ kalıp ömür boyu Wernicke Korsakoff hastalığının bedenlerinde bıraktığı az veya çok hasarla yaşamak zorunda kalan insanlar söz konusu.

 

Ve hep uzaktan baktığım, haklarında yapılan belgeselleri izlediğim, kitapları okuduğum yüzlerce can söz konusu.

 

Yıllar önce yazdığım ve 70 kentte sahneye konan "Karanlığın İçinde Aydınlık Yüzler" adlı oyunumda "Ölüm Oruçları" için de bir sahne vardı. Bu yazdığım metnin yetmeyeceğini, onlarla geçirdiğim bir hafta sonunda anladım. Ama ne yazsam, ne yazsak o insanları anlatmaya yetmeyecek. O halde imge – metafor - estetik kaygılarını bir yana bırakıp, edebiyatın kaldıramayacağı bu gerçekliği, onlarla geçirdiğim bir haftayı yazmayı denemeliyim dedim.

 

Ege'de bir deniz kasabasında buluştuk Wernicke  Korsakofflu arkadaşlar, onlarla beraber gelen refakatçiler, eski tutsaklar ve tutsak aileleri ile. Gıyaben tanıdıklarımla kucaklaştım önce. Sonra diğerleriyle tanıştım. Halen hapiste olan hasta tutsaklardan (sergimizde de yer alan) Erol Zavar'ın eşi ve çocukları ile karşılaşmak ise ayrı bir sürpriz oldu. 19 Aralık Katliamı sırasında; "bizi diri diri yaktılar, diri diri" haykırışlarıyla aklımızda kalan Hacer Arıkan'ın, aynı dönemlerde tutsak olan Wernicke Korsakofflu iki ağabeyi de oradaydı.

 

Beni şaşırtan ve sevindiren bir diğer konu, farklı sol geleneklerden insanların bir arada olması, kaynaşması ve dayanışmasıydı.

 

"Duvara tutunup yürüyen, halay çekerken iki taraflı destek alan, suya girdiğinde tam hareket edemeyen ölüm orucu gazilerini izlerken; tüm hücrelerimde, bedenimde - bilincimde atıyor onlar." diyen, kendi de ölüm orucu gazisi olan Ganime Gülmez'in bu yazdıkları, ilk günden ete kemiğe büründü. Halay çekenlerin arasına destekle karışabilen ve mutluluktan yüzü gülen Ulaş'ı, denize yoldaşlarının yardımıyla giren Gönül Karagöz'ü, Semiray Yılmaz'ı, Nihat Göktaş'ı, Muharrem Kurşun'u, Hasan Çepe'yi, Ömer'i, Delil'i, Oğuz'u; özellikle onlardaki azmi hayranlıkla izledim.

 

İlk etkinliğim onlar için dalış yapıp canlı denizyıldızı toplamak oldu. Zorla bulup çıkarabildiğim iki denizyıldızına canlı canlı dokunmak onlar ve çocukları için ilk deneyim oldu. Elden ele gezen denizyıldızlarını, yeniden hayatlarının dalgalarında boğuşmaya salıverdik.

 

İkinci etkinliğimiz ise Kuşadası'nda, redfotoğraf grubu ve Görülmüştür Ekibi olarak ortak açtığımız "Fotoğraf Köprüsü" adlı serginin ziyaretiydi. 55 Tutsak ile 55 Fotoğrafçı'yı buluşturduğumuz bu sergi ziyaretinde başka bir ifadeyle  bu "Tarihi buluşma"da duygusal anlar yaşandı. Sergide Görülmüştür Ekibi adına yaptığım konuşmada; hapishanelerde devletin savaş konseptinin yol açtığı ihlallere değindim. Ve tabi hapishanede 32. Yılına giren Hasan Gülbahar'ı, korsakoflu Ergül Çiçekler'i ve diğer hasta tutsakları da unutmadık. Onlar da birer fotoğraf yorumuyla sergimizdeydiler.

 

Üçüncü etkinliğimiz şiir dinletisiydi. Yine Görülmüştür Ekibi'nden olan Tülin Şahin Okay ve ben, Rifat Hınıs'ın türküleri eşliğinde, önce benim şiirlerimden okuduk sonra babam Süleyman Okay'ın uzun bir şiirini düet yaptık. Hasta tutsak Erol Zavar'ın kızı olan, 10 Ekim Katliamı'nda yaralanan Özgecan da babasının şiiriyle geceye katkı sundu. Etkinliğin sonunda yanımda getirdiğim şiir kitaplarımı direnişçi arkadaşlara armağan ettim. Etkinliğimizin finalini Nazım'ın "Salkım Söğüt" adlı şiiri ile yaptım. Salkım Söğüt'teki özellikle şu mısralar dinleyenleri yani Wernicke Korsakofflular'ı betimliyordu sanki:

 

"Birden bire  vurulmuş gibi / kuş gibi kanadından / yaralı bir atlı yuvarlandı atından / baktı yalnız dolu gözlerle / uzaklaşan atların parıldıyan nallarına..."

 

Bir not düşeyim: Wernicke Korsakofflular yani ölüm orucu sonucu sağ kalıp yaşama tutunanlar kendilerine "engelli, hasta" denilmesini istemiyor. Onlara kampta "direnişçi arkadaşlar" deniliyor. Ya da Wernicke Korsakofflular. Ben de bu kavramlar konusunda hayli zorlandığımı söyleyebilirim. Şimdi yazarken bile sözcükleri dikkatli seçmeye çalışıyorum.

 

Bir hafta boyunca her gün bir, bazen birden fazla etkinlik gerçekleştirildi. Tülin, çocuklar için resim ve heykel atölyesi açtı. Atölye sonunda çocukların birbirinden güzel eserleri sergilendi. Tekne turu, "Nesin Matematik Köyü" ziyareti v.d.  çok iyi örgütlenmişti. Ölüm Orucu Gazileri moral aldılar. Moral verdiler. Velhasıl  "Dayanışma ve fedakarlık", Wernicke Korsakoff ve Eski Mahpuslarla Dayanışma Girişimi'nin (WKEMDG) 6. Yaz Kampı'nın özetiydi. Dost - yoldaş sıcaklığını, dayanışma örneğini bu kampta bir kez daha yaşadım. Ama hatırlatmalıyım ki kıt olanaklarla bu tür etkinlikleri gerçekleştiren "Wernicke Korsakofflular ve Eski Tutsaklar" sizden de dayanışma bekliyor. Kampın organizasyonunda emeği geçenleri özellikle Seza, Elvan, Hülya, Şerife, M. Acettin, İdris, Bekir ve Kerim'i ve adlarını hatırlayamadığım diğer arkadaşları kutluyorum.

 

(Üzüldüğüm bir konu: 28 yıl tutsaklıktan sonra özgürlüğüne kavuşan Muzaffer Öztürk'ün kampta verdiği konsere katılamadım. O gün hastalanmış konser akşamı odamdan çıkamamıştım.)

 

Kamp Komitesi'nin bize katkımızdan dolayı plaket yerine sunduğu, Ölüm Orucu Gazileri için unutulmaz anısı olan fesleğenlerimiz (o dönemde tutsakların sadece fesleğene dokunma – koklama imkanları olmuş) şimdi emin ellerde.

 

Kampa katılan istisnasız herkes, Anı Bohçam'a silinmeyecek izler bıraktılar.

 

Ganime Gülmez'in "BİZİ HERYERDE GÖRÜYORSUNUZ? AMA BİZ SİZİN GÖRDÜĞÜNÜZ 'BİZ' DEĞİLİZ!" başlıklı yazısından bir alıntı ile bitiriyorum diyeceklerimi:

 

"Wernicke Korsakoff" hastalığının ne olduğunu yazılı olarak gördüğümde; bu hastalık hakkında bizi aydınlatan, kendimize getiren TİHV'e bir kez daha yürek dolusu teşekkür etmek istiyorum. Kendi "engelliliğimiz"den bahsetmeyi; çıplak kapitalizm koşullarında yaşayan en yakınımızdaki insanlara bile anlatmayı "lüks" olarak görmüşümdür hep. "Bencillik" olarak algılanmasından çekinmişimdir. Ama mademki bu amaçla kurumsallaşmaya gidiliyor; direk hastalığı anlatmayı bir görev olarak görüyorum şimdi!

 

Bir yıl boyunca; yalnız başına dışarıya adım atması mümkün olmayan bir "ben"diniz artık. Bardağına su doldurup, masaya kadar getiremeyen; elinde bir cisim taşıyıp yürüyemeyen.... Doktorlar; "yürüyemeyebilirsiniz, kendinize yüklenmeyin çok" diye moral verirken.... Çiçek Pasajı'ndan geçip TİHV'e tek başına gitmeye çalışırken; "Abla çok mu içtin, otur beraber içelim" sesini duyup, Memleketimden İnsan Manzaraları'nı yakalamanın sevinciyle kahkaha atandınız. Kahkaha atarken düşmemek için duvarlara tutunmak zorundaydınız. Ve TİHV kapısından girip doktorunuza ulaştığınızda; onun kucağında kendinizi bulup yukarıya çıkarılan, sevinç gözyaşlarına "Ganime başardı" çığlıklarına tanık olandınız...

 

(...) Kalemi artık istediğiniz gibi oynatacak el hareketlerine kavuşunca; kendinizi her gün en az 5 saat kütüphaneye hapsedip, kalemle savaşarak, 3 ay sonra bunu başarabilendiniz. Tıpkı kaşık- çatal-bıçağı tutmak için yıllarca verilen çabalar gibi...

 

(...) Kendimi hiçbir zaman "mağdur" olarak görmedim. Ölmüş olabilirdik, tahliye edilmemiş olabilirdik. Nice gazi hala hapishanelerde ve henüz "yolları –sesleri -zihinlerini" bizim gibi keşfetme şansları olmadı. Biz büyük bir yolculukta, hayatta kalanlar olduk. Bu hayatta kalıştan sonra, tek dileğim;

HAYATTA KALAN GAZİLER OLDUĞUMUZ VE BU HALİMİZLE ÖZGÜRCE YÜRÜYEBİLECEK HALE GELMEMİZ...... gibi gerçekliklerin altını çizebilmemiz. BUNUN UNUTULMASINA VE UNUTTURULMAMASINA İZİN VERMEMEMİZ. Beni ayağa diken, vücudumdaki her hareketi tekrar ilmek ilmek örebilmemi sağlayan tek ilaç; bunları unutmamak oldu."

11.07.2016 (Adil OKAY)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

DÜNYA YANIYOR… PEKİ KİM NASIL SÖNDÜRECEK !?

Mersin gümüşkum tabiat parkında ölüm makinesi

30-yildir-cocuklarini-arayan-mektup-arkadasim-mehmet-gok-tarsus-hapishanesinde-hayatini-kaybetti

SİYASİ İKTİDARLA SERMAYE SINIFI SANATA DÜŞMANLIKTA YARIŞIYOR

Sanat cesaret ister...

“ZAMANA ADANMIŞ YÜZLERİMİZ”*

"TUTSAKLARIN DÜŞLERINI GÖRÜNÜR KILMAK... "

İçeriden Dışarıya Fotoğraf TUTSAKLARIN DÜŞLERİNİ GÖRÜNÜR KILMAK

Hapishanede yasaklanan romanım hakkında

Hapishaneden gelen kitap tanıtımı

Bir bebeğin tutsak babasını anlattığı yazı: BABAMA KAVUŞMANIN DİĞER ADI PERŞEMBE

Evrim Konak yazdı : Gebze Kadın hapishanesinde İşkenceye uğruyoruz!

Yazar Adil Okay'ın yasal kitabı Gaziantep Hapishanesinde yasaklandı

AÇLIK GREVLERİ VE NE YAPMALI

Politikada "Kiç", Ekranlarda "Kiç", Aşk'ta "Kiç"*

DEVLET AKLI KÖTÜLÜK ÜRETİYOR*

hapishaneden gelen bu feryada kulak veriniz

YENİ AÇILACAK CEZAEVLERİ VE MAHPUSLARA DAYATILAN MODERN KÖLELİK*

"SINIRLAR, TOPRAĞIN YARA İZLERİDİR".

John Berger'i uğurlarken

YAZIK ÇOK YAZIK

"NE ALLAH NE HUKUK KORKUSU VAR. BİZE KALAN DİRENMEK ELBETTE. "

Eylül’e Çirkinleme…

VEDAT TÜRKALİ'NİN EVİNDE GEÇİRDİĞİM 3 GÜN ve "SEVDALINIZ KOMÜNİSTTİ"

ASLI ERDOĞAN, İNAN KIZILKAYA VE ZANA KAYA İLK DEĞİLLERDİ...

NE MİNARE GÖLGESİ NE POSTAL SESİ... AL BİRİNİ VUR ÖTEKİNE...

SOYKIRIMIN TANINMASI VE ÖZÜR MESELESİNDE DOĞRU TAVIR NEDİR

İNKÂR YA DA KÖTÜLÜĞÜN ABADI

MİNE KIRIKKANAT BU KADAR GERİCİ VE BU KADAR CAHİL MİYDİ?

LAİKLİK... AKP'NİN AMACI NE Kİ... NE YAPMALI..

'KELAM' ve 'SUSKUNLUK' HAKKINDA DEĞİNİLER*

Müebbetlik Tutsak Zeynep Avcı'dan mektup var

Ganime Gülmez'in yeni kitabım ' hapishanelere esinti yollayalım' için yazdığı makale

HAPİSHANELERE ESİNTİ YOLLAMAK

T.C. KİMLİĞİ İŞKENCE TECAVÜZ VE ONUR!..

KUŞLAR BİLE TEDİRGİNKEN

HAPİSHANELERDE BASKILAR NEDEN ARTIYOR

ANKARA KANA BOYANDI DEVLET KAYBOLDU

DEFNE NEDEN İNTİHAR ETTİ? ( 8 MART İÇİN)

DUVARIN İKİ YANINDA FOTOĞRAFLA EDEBİYATIN BULUŞMASI

CUMHURBAŞKANI BENİ - BİZİ HEDEF GÖSTERMİŞ

Hapishanelere Esinti Yollayalım

SİBEL ÖZBUDUN'A SELAM

MİCHEL TOURNİER VE TAHSİN YÜCEL'İ KAYBETTİK

BU GÜN KARNE GÜNÜYMÜŞ

DİHA'nın benimle yaptığı söyleşi

AÇLIK GREVİNE KATILIYORUM...

BEN DE HASTA TUTSAKTIM BİR ZAMANLAR

batıdan neden ses çıkmıyor diye sormayın artık

2015'İN SON YAZISI GANİME GÜLMEZ'DEN.

TKPML, MLKP ve DHKP-C davalarından toplam 10 kadın tutsak- mektup

15. YILINDA BAŞKA BİR 19 ARALIK'TA!

RAHMET DİLEKLERİM TÜKENDİ HASAN PULUR'A KALMADI

BU ÜLKEDE YÜZLERCE GAZETECİ ZİNDANLARA TIKILDI

EDEBİYATIN DİRENİŞİ Mİ... DİRENİŞ EDEBİYATI MI...

CİZRE'DEN SONRA ŞİMDİ DE SİLVAN'DA KATLİAM

SANATÇI TARİHE NASIL NOT DÜŞER VE 'SOL' SOSUNA BANMIŞ ELEŞTİRİLER

KİME NEDEN OY VERECEĞİM

SURUÇ'TAN AĞRIMIŞKEN ŞİMDİ DE ANKARA

SENNUR ABLA'YI (SEZER) KAYBETTİK

SAVAŞ BARIŞ ve SANAT *

BABAMIN DAKTİLOSU*

İSRAİL TÜRKİYE - GAZZE - CİZRE VE ÖLÜ BEDENLERİ BUZDOLABINDA SAKLANAN ÇOCUKLAR

EKİN VAN İÇİN YAZDIKLARIMA TEPKİLER VE TEHDİTLER HAKKINDA...

HAPİSHANELERE ESİNTİ YOLLAYALIM!

ÖLÜ BEDENİMİZİ ÇIRILÇIPLAK SOKAĞA ATANLAR

YAZ SICAKLARI VE OKUMAK

EREN KESKİN'E ÖDÜL

siz siz olun MHP'liler değişti demeyin.

ÇEVREMİZDEKİ YARATIKLAR!

BEN BİR AĞAÇ'TIM'... *

HASTA TUTSAKLAR REHİN OBJESİ DEĞİLDİR!

HASTA TUTSAK AYNUR'UN YEŞİL YAPRAĞI *

DÜNYA MÜLTECİLER GÜNÜ için 18 YILLIK MÜLTECİDEN BİRKAÇ SÖZ

DAĞ KOKUSU' VEYA 'KALBİNİ ARAYAN KAVMİN ÖYKÜLERİ'

BİR YAZARDAN CUMHURBAŞBAKANA AÇIK MEKTUP

MAHPUS HAKLARI EL KİTABI'NA DİPNOT

ÜMRAN DÜŞÜNSEL'İN ' KIRIK PATİKA'LARI *

HDP'YE SALDIRILAR HAKKINDA

FATMA TOKMAK ÖLÜYOR... DUYUYOR MUSUNUZ...

UTANGAÇ KAPİTALİZM SAVUNUCULARI !

BU GÜN 700 MÜLTECİ BOĞULDU... DONDU.. ÖLDÜ...

1915: SOYKIRIM MI, BÜYÜK FELAKET Mİ, KATLİAM MI?

İMZA GÜNLERİ, YAYINEVLERİ VE SANATÇIYA SAYGI HAKKINDA

ÖMER LEVENTOĞLU VE 'DAĞ MEDENİYETİ' YA DA 'ANTİ- TAHAKKÜM'

SEKS İŞÇİLİĞİ Mİ SEKS KÖLELİĞİ Mİ YOKSA HEPSİ Mİ?

ADI ÖZGECAN'DI...

YENİ YIL MESAJIM...2015 Dileklerim

ALTTA KALANIN CANI ÇIKSIN = NEOLİBERALİZM

FİKRET BAŞKAYA 'KADAVRA AKADEMİSYENLER'E KARŞI

FETHULLAH GÜLEN'E SALDIRI MI... ÇETELER SAVAŞI MI?

' ELLER VE YÜZLER '

BİRGÜN, CUMHURİYET, EVRENSEL VE ÖZGÜR GÜNDEM YASAKLANDI MI?

Müebbet hapse mahkum kadın :Resmiye Vatansever

VALİZİNİ KARISINA HAZIRLATAN ERKEK ' FAŞİST ' SAYILIR MI ?!

' ÖLÜM VARDİYASI' VE 'KARAELMAS PUSUDA'

40 ŞAİRE SORDUM 40 KAPININ TILSIMINI

ADİL OKAY'IN "KAPILAR" FOTOĞRAF SERGİSİ "40 ŞAİR 40 FOTOĞRAF