SİNEMA VE YÖNETMEN(LER)

Temel Demirer

SİNEMA VE YÖNETMEN(LER)

“Sinema insanı bulmak ister.”[1]

 

Sinema…

1895 Aralık’ının son günleri... Her şey fotoğraf malzemesi üretimi yapan Lyon’lu Antoine Lumière’in, Boulevard des Italiens’teki Robert Houdin Tiyatrosu’nda yaptığı hokkabazlık ve gözbağcılık gösterileri ile büyük ilgi toplayan Georges Méliès’nin tiyatrodaki çalışma odasının kapısını vurmasıyla başlar.

Antoine Lumière yaptığı numaralarla herkese parmak ısırtan Méliès’yi saat dokuzda Grand Cafe’ye olağanüstü bir gösteri izlemeye davet eder ama ne olduğunu açıklamaz. Méliès, hayli meraklanarak kabul eder ve dokuzda buluşma noktasına gider. Orada kendisi gibi davet edilmiş seyircilerle birlikte gösteriyi beklemeye başlar.

Gösteri Antoine Lumière’in oğulları August ve Louis’in bir süre önce icat ettikleri ve “cinematographe” adını verdikleri aletle yapılacaktır. Bekleme süresinde karşılarında gerili beyaz perdede ne gibi bir numara izleyeceğini düşüneduran Méliès, birkaç dakika sonra yüzyılın icadına tanıklık edeceğini ve tarihe geçeceklerini nereden bilebilirdi ki.

Ekrana önce Lyon’daki Bellacour Alanı’nı gösteren hareketsiz bir fotoğraf yansıtılınca başta Méliès olmak üzere tüm salon hayal kırıklığına uğrar. Bunun için mi gelmişlerdir? Bunu görmek için mi? Çok geçmeden karşılarında gerili beyaz perdede bir arabayı çekmekte olan bir at son hız üzerlerine gelmeye başladığında gösterinin bundan ibaret olmadığını anlayacaklardır. Perdede ayrıca insanlar yürümekte, arabalar geçmekte, sokağın kargaşası olanca doğallığıyla aksetmektedir. İlk andaki korku ve panik hissi yerini önce şaşkınlığa sonra da hayranlığa terkeder.

Lumière Kardeşler’in 28 Aralık 1895 Cumartesi günü, Paris’in Boulevard des Capucines, 14 numaradaki Grand Hotel’in altındaki Salon des Indiens’te yaptıkları halka açık bu ilk gösteri daha sonra sinema tarihçilerince, XX. yüzyıla damgasını vuran sinemanın başlangıç tarihi olarak kabul edilecektir. Sinemanın tarihi başlamıştır... Lumière Kardeşlerle başlamıştır...

Lumière Kardeşler’e göre sinema yaşamın uzantısıdır, sinema yaşam demektir.

Gerçekten de, her şeyin insan(lık)ın düşlerinde çekilen planlarla, bir mağara duvarına çizilen resimlerle başladı. Rekin Teksoy’un da dediği gibi, Kuzey İspanya’nın Santander ilindeki Altamira Mağarası’nda 1879’da ortaya çıkarılan paleolitik dönemden kalma renkli duvar resimlerinden, Çinlilerin İÖ XI. yüzyıldan kalma, duvara yansıttıkları gölgelerden menkul Uzakdoğu kökenli, sonradan bizde Karagöz adıyla uyarlanan gölge oyununa dek aslında sinema hep vardır ve sanıldığından da uzun, zorlu bir bir evrimin sonucudur.[2]

Bu evrimde, sinemayı filmleriyle sinema yapan, öne çıkan oyuncuların gerisindeki yönetmenler oldu; mesela coğrafyamızdaki Metin Erksan, Yılmaz Güney, Şerif Gören, Zeki Ökten, Erden Kıral, Tunç Başaran, Memduh Ün, Ö. Lütfü Akad, Atıf Yılmaz, Nuri Ceylan vd’leri gibi…

Kolay mı? Rıza Kıraç’ın dediği gibi, “Sinema gerçeklikle en fazla doğrudan ilişki kuran sanat dalıdır. Gerçeklikte yaşananlar ile sinemanın ilişkisi tek yönlü değil, karşılıklıdır. Yani sinema gerçeklikten etkilendiği kadar onu etkilemiştir de. Çünkü sinema toplumbilimi göstermiştir ki, sinema insanın tutumlarını, davranışlarını ve düşüncelerini değiştirebilmekte, kamuoyu oluşturabilmekte ve modalar yaratabilmektedir. Bu nedenle sinema egemen sınıfın düşüncelerinin (ideolojisinin) aktarılmasının bir aracı olduğu kadar, muhalif olanların da muhalifliklerini ifade ettikleri önemli bir araç”ken;[3] direksiyonda hep yönetmenler oldu.

* * * * *

Örneğin, “Tüm zamanların en büyük, en etkileyici yönetmeni”[4] olarak tanımlan Federico Fellini gibi…

‘La Dolce Vita’, ‘Sekiz Buçuk’, ‘Satyricon’, ‘Roma’, ‘Amarcord’, ‘Kadınlar Kenti’ ve niceleri…

Sinemada düş gücüne büyük önem verir ve şunları fısıldardı kulağımıza:

“Gerçekçi olanlar yalnızca düş sahibi olanlardır”...

“Son yok. Başlangıç yok. Sadece hayatın sonsuz tutkusu var”...

“Film yapmak uzaya astronot göndermek gibidir”...

“Düşgücümden fışkıranlar içbenimin gerçeğidir”...

“Düşlerim bana o kadar gerçek gelir ki, aradan yıllar da geçse kendime sık sık şunu sorarım: ‘Bu gerçekten başımdan geçti mi, yoksa sadece bir düş müydü? Düşler görüntülerle konuşur. Hiçbir şey bir düşten daha gerçek olamaz, çünkü düşler bütün yüzeysel yorumların uzağındadır, düşler kavramlardan değil, simgelerden oluşur. Düşte her şeyin bir anlamı vardır, her rengin, her ayrıntının”...

* * * * *

‘Viridiana’, ‘Tristana’, ‘The Discreet Charm Of The Bourgeoisie’, ‘That Obscure Object Of Desire’, ‘Un Chien Andalou’, ‘L’age d’Or’, ‘Belle de Jour’ Onundu…

“Benim gözümde insan hayatı, bir sineğin hayatından daha değerli değildir. Aslında ben her canlının hayatına saygılıyım, bu periler kadar gizemli ve etkileyici bir sinek bile olsa,” derdi.

Onun hakkında sinema tarihçisi Ado Kyrou, “Tüm sinema tarihinde, Luis Buñuel’in eserinden daha özgür, daha kişisel bir yaratış yoktur,” derken; “Sinema özgür bir kafanın elindeyse olağanüstü ve tehlikeli bir silahtır. Düşler ve duygular, içgüdü dünyasını anlatmadaki en iyi araçlardır” sözünün sahibiydi Luis Buñuel…

O, 1954’te André Bazin’e, “Yaşamda, insanın kendini kurtaramadığı iyiyi, kötüyü ayırma güdüsü bulunduğunu bana gerçeküstücülük öğretti. İnsanın özgür olmadığını gerçeküstücülük aracılığıyla buldum. İnsanın kesin özgürlüğüne inanıyordum ama gerçeküstücülükte izleyeceğim bir yöntem gördüm. Bu durum yaşamımda hem büyük bir ders, hem de çok güzel ve şiirsel bir adımdı,” derken kendisini de yeterince net tanımlıyordu…

Evet, gerçeküstücü sinemanın babası sayılan İspanyol yönetmen Buñuel, geleneksel ahlâka, alışılmış hayallere, duygusalcılığa, toplumun yasak-günah bağnazlığına karşı bir sinemacı. “Burjuva ahlâkı, ahlâksızlığın ta kendisidir; çünkü insana ters kurumlar üzerine kuruludur,” sözleri sanatının özeti gibi.

1900’de doğdu. Federico García Lorca ve Salvador Dalí ile üniversite arkadaşlığı vardı. 24 yaşında Dali ile birlikte Paris’e giderek gerçeküstücülerle tanıştı. İlk filmi “Endülüs Köpeği”ni kendinin ve Dali’nin gördüğü birer rüyadan ilhamla çekti.

1930’da ikinci filmi, ‘Altın Çağ’ geldi. Bu film, toplumun tüm saygın kurumlarını yerle bir ettiği için yasaklandı, kopyalarına el kondu. Yasak ancak 1981’de kaldırıldı.

Buñuel, ülkesine döndükten sonra, 1946-1964 arası yirmi film çekti. Bunlardan bazıları, Cannes’da en iyi yönetmen ödülünü aldığı ‘Unutulmuşlar’, ‘Rüzgârlı Bayır’, ‘Bu Bahçede Ölüm’, ‘Bir Hizmetçinin Anıları’, ‘Tristana’, ‘Saman Yolu’, ‘Gündüz Güzeli’ gibi filmlerdir. ‘Son Yemek’ ise İspanya’da yasaklandı ama 1963’te Altın Palmiye aldı. En son filmi, ‘Arzunun O Belirsiz Nesnesi’ oldu.

Yenilikçi, kışkırtıcı, düşündürücü, bireyin ve toplumun açmazı olan tabuları yıkmaya yönelik filmler yapan Buñuel, töreleri değiştirme iddiasında değildi ama aklın kırılganlığını ve sallantıdaki evlerini hangi kaygan zeminlere inşa ettiklerini insanlara göstermeye niyetliydi.

Bazen toplumsal gerçekleri, bazen büyük, onulmaz tutkuları, bazen de inanç ve vicdanla dogmalar arasındaki çatışmayı işleyen filmleri yanında tek bir filmde, keskin bir ironiyle, bunların tümünü irdelediği de oldu. Ama konusu ne olursa olsun gerçeküstücü bakışı hep kendini duyurdu. Çünkü gerçekle düşün kesişme noktaları keskin değil iç içeydiler.

Hollwood’a pek yüz vermeyen Buñuel, kalıplara uymayan, özgür yaklaşımı ile yozlaşmış değerlere olduğu kadar akademik ölçülere hapsedilmek istenen sanata da başkaldırdı. Gerçeküstücülük onun için şiirsel bir biçim değil, insan aklının kendine yönelttiği, zincirlerini koparmaya kararlı bir çığlıktı. Öyle ki bu koparma işi demir balyozla yapılsa daha iyiydi. Sanatının amacı aklın ciddi bir sansür oluşturan baskısını yenmek, düşlerin büyüsüne dönmekti.[5]

* * * * *

Siyasal düzeyde angaje, sanatsal düzeyde devrimci, estetik düzeyde de yenilikçi tiyatro ve opera mizansenleri yanında, yaratıcı sinemasına özgün örnekler getiren filmleriyle hatırlanan Patrice Chéreau, 68 yaşında yaşama veda etti.

İlginç bir yaşamı olmuştu. Mesela 1970’lerde Wagner’in ‘Nibelung Halkası’nı devrimci ve yenilikçi bir yaklaşımla yorumladığında ıslıklanan Chéreau’nun sahnelediği yapıtın 1980’de yapılan son gösterileri ise tam 45 dakika ayakta alkışlanacaktı.

Kolay mı? Henüz 32 yaşında yabancı bir tiyatro adamının, Wagner’in tetralojisini, dekorları, ışıkları ve estetik bütünlüğüyle yenilikçi bir sahne düzeni içinde farklı bir yaklaşımla yorumlaması, antik çağda geçen konuyu XIX. yüzyıla taşıyarak yapıtı kapitalizmin ve işçi sınıfının sömürülmesinin bir alegorisi olarak yorumlaması, tutucu Wagner hayranlarını küplere bindirmişti...

Chéreau’nun çok yönlü yaratıcı dehası, tutucu direnci birkaç yıl içinde kırmış; Chéreau imzalı tetralojinin 1980’de yapılan son gösterileri tam 45 dakika ayakta alkışlanmıştı. 1982’de Paris yakınlarındaki devlet sahnesi Amandiers Tiyatrosu’nun başına getirilen Patrice Chéreau, Marivaux, Shakespeare gibi klasik yazarların oyunları yanında, Jean Genet, Jean-Marie Koltès, Marguerite Duras gibi çağdaş Fransız yazınının özgün adlarını da sahneliyor; ayrıca genç oyuncuların eğitimine yönelik girişimlerde bulunuyordu.

Opera mizansenleri yanında yedinci sanata da el atan Chéreau, yaratıcı sinemasının özgün örnekleri arasında yer alan ‘Yaralı Adam’ (1983) ‘Kraliçe Margot’ (1994), ‘Beni Sevenler Trene Binerler’ (1998) ‘Mahremiyet’ (2000) gibi filmleriyle Cannes, Berlin ve Venedik festivallerinde yarışıyor, birçok ödül kazanıyordu.

1974-2009 yılları arasında 11 film imzalayan Chéreau, sürekli okuyan, soluklanmadan çalışan, mükemmeli arayan bir sanat adamıydı. Eşcinselliğini saklamadığı gibi, öne çıkarmaktan da kaçınan, çok yönlü bir sanatçı, gerçek bir kültür adamıydı. Oyuncu yönetiminde başarılı olduğu kadar, iyi bir sinema ve tiyatro oyuncusuydu da. Andrzej Wajda’nın ‘Danton’undan (1982), Michael Haneke’nin ‘Kurtlar Zamanı’na dek birçok önemli filmde rol almıştı.

Cannes Festivali Başkanı Gilles Jacob’un 21 Ekim 2013’de söylediği gibi “bir usta sustu”...[6]

Ardında büyük izler bırakarak!

* * * * *

92 yaşında kaybettik; ‘Hiroşima Sevgilim’, ‘Amerikalı Amcam’ ve ‘Acı Hatıralar’ gibi filmleriyle sinema tarihinin unutulmazları arasında giren yönetmen Alain Resnais’ı. O, Fransız Yeni Dalga akımının en önemli isimlerindendi.

İkinci Dünya Savaşı öncesinde çektiği bir kısa filmle yönetmenlik kariyerine başlayan Resnais, savaş sonrasında yaşanan yıkım ve acılar üzerine kafa yoran entelektüel dünyanın içinde yer aldı. Bu dönemde büyük ufuklar açan Yeni Dalga sinemasının içinde yer aldı. Ancak, bu akımın öncü isimleri Jean-Luc Godard, François Truffaut ve Jacques Rivette’in de çevresinde toplandığı ‘Cahiers du Cinema’ dergisinde yer almadı.

Başta ‘Hiroşima Sevgilim’ olmak üzere filmlerinde ağırlıklı olarak tarih, zaman ve bellek temalarına odaklanan Resnais, konularını çoğu kez edebiyat alanından seçiyor ve esrarengiz hikâye biçimleri, lirik kurgu seçimleriyle döneminin en kışkırtıcı ve çarpıcı çalışmalarına imza atıyordu. Usta yönetmenin zaman zaman deneysele kayan sineması kendisinden sonra gelen kuşaklar üzerinde büyük izler bıraktı.[7]

Atilla Dorsay’ın, “Resnais, son yarım yüzyılda sinema sanatını radikal bir biçimde yenileyen bir avuç yönetmenden birisiydi… Sinema ile şiiri emsalsiz bir biçimde kaynaştırmasıyla sinema tarihinde bir çığır açmıştı. O günden beri her filmiyle farklı bir şey denedi, hınzırlığı hiç ihmal etmedi. Şaşırtmayı hep başardı. Bir Resnais, filmi izlemek sinema tarihinden bir yaprağı çevirmek gibidir… Her hâlde Resnais olmasaydı, sinema sanatı eksik kalırdı,” diye betimledi O; “Gerçek öyle bir şey ki, onu ancak bir anın boşluğunda yakalayabilirsiniz” vurgusuyla hepimize şunu hatırlatırdı:

“Biçimle öz arasında varolduğu söylenen ikilik bana hep saçma bir yargı olarak gözükür. Soylu duyguları yansıtan ‘biçimsiz’ bir filmin tümüyle biçimci bir filmden daha düzeyli olduğu düşüncesi gülünçtür. Ancak biçim aracılığıyla iletişim kurulabilir. Biçim olmazsa seyirciye bir şey iletemez, onda heyecan yaratamazsınız.”

* * * * *

Ve beklenmedik trajik bir sonla yaşamını yitirip, ‘Ağlayan Çayır’ (2004), ‘Zamanın Tozu’ (2009), ‘Öteki Deniz’den (2012) oluşan üçlemesinin son bölümünü -ne yazık ki- gerçekleştiremeyen Theo Angelopoulos…

Evet, 2012 yılının 24 Ocak’ında film çekimleri esnasında geçirdiği bir trafik kazası sonucu yitirmiştik Onu…

 “Benim çalışmalarımın karakteristik özellikleri, her şeyden önce uzun yıllar film izlememden kaynaklanır. Yıllar boyunca çevremdeki her tür filmi izledim, ilginç bulduğum öğeleri özümsedim ve sonra bunların hepsi yüzeye girip benim üslubum, yazılarım hâline geldi. Benim uzun çekimi, sekans çekimini tercih etmem, genelde paralel montaj dediğim şeyi reddetmemden kaynaklanır. Benim gözümde, her kare kendi soluğu olan canlı bir şeydir. Tabii bu da müdahale kabul etmeyen bir süreçtir, doğal bir açılışı ve sonu olmalıdır,” diyen Angelopoulos’un Nanterre Üniversitesi’nce -ona verilen- doktora törenindeki (1999) konuşmasında da şunların altını çizmişti:

“Sinemaya girdiğimden beri aynı ekiple beraberim. Onlar beni tanıyorlar, ben de onları tanıyorum. Yıllar geçtikçe ailem gibi oldular. Çekimde onlara sık sık bağırıp çağırıyorum. Oysa görmediğim zamanlarda hepsini yürekten özlüyorum. Ekibe yeni bir teknisyen katılınca hemen endişeleniyorum, sanki her şey ona bağlıymış gibi. Onlarla projelerimi, kuşkularımı paylaşıyorum. Bunca yıl geçmesine karşın aynı kaygı, aynı coşku. Yolculuklar, ayrılıklar, sürgünler... Yol, yollar benim çoğunlukla tek yuvam.

Görüntülerse işte tam bu yolculuklarda doğarlar. Notlar almanın anlamı yok. Çizgileriyle, renkleriyle, biçemleriyle, devinimleriyle, estetik dengeleriyle, ışıklarıyla belirirler. Yüzlerce fotoğraf salt bellek kayıtlarıdır. Çekim öncesi hiçbir şey sona ermez. Çekimdeyse her şey yeni bir gerçekliğe göre biçimlenir. Oyuncular, mutlu ya da mutsuz öngörüler, fışkıran düşünceler. Buna karşın başlangıç bende gerçekleşecek olanı doğurur. Uzun süren o hiçlikten film düşüncesi doğar. İlk filmin üstünden nerdeyse kırk yıl geçti. T. S. Eliot’u serbestçe yorumlayıp şunları diyebilirim: İşte uzakta ben, yolun yarısından ötede tarihin öfkeleriyle harcadığım yıllarım, görüntüleri hâlâ yetkinlikle kullanmaya öğrenmeye zorluyorlar beni. Her uğraşım hem yeni bir başlangıç hem de bir başarısızlık gibi çünkü kendimizi tam anlatmadığımız zaman aslında tam o anda öğrenebiliyoruz. Böylelikle her gözü pek girişim duyguların belirsizliğine yapılan yeni bir başlangıç. Tutkuların taşkın, aşağılanan yoğunluğuna dalmak. Söylenmemişe yönelik tam bir saldırı. Yitirileni bulmak, yeniden bulmak, sürekli yitirmek. Yeniden bulmak. Sonum benim başlangıcımdır.”[8]

Onun hakkında eşi Phoebe Economopoulos, “Kızlarımız küçükken babalarının onlara peri masalları anlatmasını beklerlerdi. Theo’da masal anlatmayı beceremediğinden onlara bir peri masalı yapma sözü verdi. ‘Sisli Manzaralar’ elbette sıra dışı, çok sert ve etkileyici bir peri masalı,” derdi.

Aynı biçimde ‘Leyleğin Geciken Adımı’ (1991), ‘Ulis’in Bakışı’ (1995), ‘Sonsuzluk ve Bir Gün’ (1998), ‘Ağlayan Çayır’ (2004) ve ‘Zamanın Tozu’nu (2009) çeken görüntü yönetmeni Andreas Sinanos, yönetmenin mükemmeliyetçi tutumunu tüm yaşamına yaydığını, tükenmez bir enerjisi olduğunu, bir film biter bitmez yenisini düşündüğünü belirtirken; “Theo mekânlar için neredeyse sonsuz yolculuklara çıkardı. Her şeyi kafasında kursa da yaratım süreci finale dek bitmezdi. Sabit planları sevmediği için plansekanslar, kaydırmalar, vinç, zoom objektifler kullanırdık,”[9] diyordu.

Ve nihayet; “24 Ocak 2012’de kaybettiğimiz Angelopoulos’un sinematografisi, bugünün sinemacılarına hâlâ çok şey söylerken; yaşamı savunanların cephesinde yerini hep koruyan Angelopoulos, ‘Bir gün mutlaka kazanacağız,’ diyebilme tutkusuna da katkı koyuyor”ken;[10] “Sinema ustası Angelopoulos yerküredeki yolculuğunu bitirmiş, T. S. Eliot’ın şiirindeki gibi, ‘Sonum başlangıcımdır’ diyerek sonsuzluğa, yeni bir başlangıca doğru yola çıkmıştı… O, XXI. yüzyılla yüzleşecek, değer yargılarının yitişini, etik olanın çöküşünü, büyük sermayenin sanatla çatışmasını, ülkesindeki ekonomik krizi, yozlaşmayı, sığınmacıları anlatacaktı”[11] durmadan ve her zaman hepimize!

 

24 Temmuz 2016 09:10:24, Ankara.

 

N O T L A R

[*] Güney Dergisi, No:79, Ocak Şubat Mart 2017…

[1] Şenay Aydemir, “Uğur Yücel: Artistlerle İşim Yoktur, Kafa Ararım”, Radikal, 22 Mart 2014, s.4-5.

[2] Gamze Akdemir, “Sinema Aydınlanmanın ta Kendisidir”, Cumhuriyet Kitap, No:787, 17 Mart 2005, s.4-6.

[3] Rıza Kıraç, Sinemanın ABC’si, Say Yay., 2012.

[4] Nilgün Cerrahoğlu, “Fellini ile Nostalji Yolculuğu”, Cumhuriyet, 6 Nisan 2013, s.12.

[5] İnci Aral, “Buñuel ve Aklın Zincirleri”, Cumhuriyet, 9 Ekim 2012, s.14.

[6] Mehmet Basutçu, “Sahnelerin Devrimcisiydi”, Cumhuriyet, 22 Ekim 2013, s.14.

[7] “Sinema Belleğini Kaybetti!”, Radikal, 3 Mart 2014, s.22-23.

[8] Aslı Selçuk, “Theo Angelopoulos’un Anısına”, Cumhuriyet, 29 Haziran 2012, s.14.

[9] Aslı Selçuk, “Theo Angelopoulos’a Saygıyla”, Cumhuriyet, 19 Ekim 2012, s.16.

[10] Çağrı Kınıkoğlu, “Melankoliye Teslim Olmamak İçin”, Sol, 24 Ocak 2014, s.15.

[11] Aslı Selçuk, “Beni Deniz Kıyısında Unutun”, Cumhuriyet, 25 Ocak 2014, s.14.

 

15.10.2017 (Temel Demirer)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

İKTİSADÎ ÇÖKÜŞ, BEŞERÎ ÇÖZÜLME

1 MAYIS’A GİDERKEN

ANIN YAZARI: ADALET AĞAOĞLU

KARDEŞİM(İZ)İN “DAVA”SI (MI?)![*]

SAHNE (DURUŞU) PERFORMANSININ POLİTİKASI

YEDİ NOKTA YA DA YETER ARTIK

YAZMAK SERÜVENİNE BİR BAKIŞ

ÇİN DEYİNCE...

KLASİK MÜZİĞİN ÖNEMİ[*]

ÖZGÜRLÜK YERKÜREYİ KURTARIP, GÜZELLEŞTİRME UMUDU VE İRADESİDİR

KAHVERENGİ TONLU COVİD-19 GÜNLERİNDE (C)EZAEVLERİ

“İŞÇİ SINIFI” DEYİNCE

ANILAR, SESLER, ŞARKILAR

ÖZGÜR İFADE “HAZIR OL”DA DUR(A)MAZ

MİZAH/GÜLMECE ŞAH(LAR)I MAT EDER

DEDE EFENDİ’Lİ, İTRÎ’Lİ, LİMONCİYAN’LI KLASİK MÛSİKÎ

EKONOMİK VAZİYET(İMİZ) İLE BEŞERİ TABLO(MUZ)[1]

“ADINI SİZ KOYUN” 3

“ADINI SİZ KOYUN” 2

“ADINI SİZ KOYUN”

“AZ YAZIP ÇOK SÖYLEYEN” CEMAL SÜREYA

İSYAN SANCAĞINI YÜKSELTENLERİN KUŞAĞINDANDIR GENÇLİK

ÖRNEKLERİYLE -OLMASI GEREKEN- AYKIRI[*]

YAPITLARIYLA HAFIZALARDAN SİLİN(E)MEYEN AGNÈS VARDA

“ŞİMDİLERDE KARAMSARLIĞI DAHA İYİ ZAMANLARA BIRAKALIM”

GOMİDAS’LI HALK MÜZİĞİ(MİZ)

ŞAİRLER GALERİSİ

RUMLARA DAİR TARİH (B)İLGİSİ

GEÇMİŞTEN (BUGÜNDEKİ) GELECEĞE

IRKÇILIK/ FAŞİZM SUÇU

COVID-19 GÜNLERİNDE SORU(N)LAR, SORUMLUKLAR

V. İ. LENİN VE EKİM DEVRİMİ

HÂLÂ ONLARLAYIZ; ONLARDANIZ

“MED CEZİR”Lİ ‘ÇETİN’ KALEM

AYDIN DURUŞU VE SORUMLULUĞU

VATAN’IN F3’ÜNDE DÖRT GÜN

SORU(N)LAR, YANIT(SIZLIK)LAR

TRUMP KÂBUSU VE EMPERYALİST ABD

DOĞAN HIZLAN VESİLESİYLE ELEŞTİRİ VE YAZMAK ÜSTÜNE

BİR “İZMİRKOLİK”İN SERÜVENİ

TÜRKÜLER(İMİZ) VE BİZ

HAYALLERİMİZİ EMZİREN YAZMAK EYLEMİ

LAİKLİK ZARURETTİR

15-16 HAZİRAN İŞÇİ SINIFININDIR; ÖĞRETEN TARİHİMİZDİR ( 2 )

15-16 HAZİRAN İŞÇİ SINIFININDIR; ÖĞRETEN TARİHİMİZDİR

DOĞAN GÜNÜN OZANLARI

SURUÇ’UN 33’LERİ VE ONLARIN ÇAĞDAŞ AYDIN’I

ARKADAŞ(IMIZ) Z. ÖZGER

“DİNEN BİR FIRTINA”YI ANLA(T)MAK

“MODAYI BİLİP DE ONA KAPILMAYAN”DI AHMET OKTAY

ÖZLEMLERİN İSYAN ÇIĞLIĞIDIR ŞİİR

PINAR YOLDAŞA KALKAN ELLER KIRILIR

BİR SEVDADIR TİYATRO

ÖMER ŞERİF’İN OYUNCULUĞU

2020’NİN 18 MAYIS’INDA ONA DAİR

YER İLE GÖK ARASINDAKİ UYUM: KLASİK MÜZİK

6 MAYIS HAKİKÂTİ ÖLÜMSÜZDÜR

ÖLÜM ORUCUNUN 320. GÜNÜNDE İBRAHİM GÖKÇEK İÇİN

COVID-19 YERKÜRESİ İLE COĞRAFYAMIZDA 1 MAYIS 2020 ( 2 )

COVID-19 YERKÜRESİ İLE COĞRAFYAMIZDA 1 MAYIS 2020

ÖĞRENCİSİ OLDUĞUM ‘İNSANCIL’A DAİR

BUGÜNÜ VE SONRASI İLE COVID-19

“DUVAR”(LAR)I AŞAN O; HÂLÂ “UMUT”LA “YOL”DA, BİZİMLEDİR ( 2 )

“DUVAR”(LAR)I AŞAN O; HÂLÂ “UMUT”LA “YOL”DA, BİZİMLEDİR

UNUTAMADIĞIM FİLM(LER), YÖNETMEN(LER), OYUNCU(LAR

HAPİSHANE(LERİN) HÂL(LER)İ ( 2 )

HAPİSHANE(LERİN) HÂL(LER)İ

TARIM(IN) HÂL(LER)İ

KLASİK MÜZİĞİN FARKLI İKİLİSİ: MOZART İLE STRAUSS

AŞIKTI, “GARİP”Tİ, HALK DERVİŞİ NEŞET ERTAŞ

TARİH(İMİZ)E HAYRANLIKLA, MİNNETLE, SAYGIYLA

ÇOKSESLİ MÜZİĞİN DEVRİMCİ DEHASI BEETHOVEN

SİNEMAMIZIN DERVİŞİ: AYTAÇ ARMAN[*]

EYGİ VESİLESİYLE -BALIK HAFIZALILAR İÇİN- 50 YIL SONRA “KANLI PAZAR

19 ARALIK’IN (C)EZAEVLERİ GERÇEĞİ! ( 2 )

19 ARALIK’IN (C)EZAEVLERİ GERÇEĞİ!

KRİZ İLE GELEN(LER)

USTANIN KADİM DOSTU, YADİGÂRI BALABAN

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR? ( 3 )

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR? (2)

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR?

IŞIĞIN RESMİNİ ÇİZEREK, TARİHİ ZAPT ETMEK

KRİZ KISKACINDA: YERKÜRE, COĞRAFYAMIZ VE İŞÇİLER ( 2 )

KRİZ KISKACINDA: YERKÜRE, COĞRAFYAMIZ VE İŞÇİLER

EMPERYALİZM ÇAĞINDA BARIŞ SAVAŞ DEMEKTİR, SAVAŞ DA BARIŞ! ( 2 )

EMPERYALİZM ÇAĞINDA BARIŞ SAVAŞ DEMEKTİR, SAVAŞ DA BARIŞ!

BLUES, CAZ, ROCK VE ÖTESİ ( 2 )

BLUES, CAZ, ROCK VE ÖTESİ…

“YDD” EŞİTSİZLİĞİ VE GÖÇ(MENLİK) ( 2 )

“YDD” EŞİTSİZLİĞİ VE GÖÇ(MENLİK)

EKONOMİK HÂL(İMİZ) Mİ ( 2)

EKONOMİK HÂL(İMİZ) Mİ?!

HAS BİR TİYATROCU: CÜNEYT TÜREL

AHMET KAYA VARDI, VARDIR, VAR OLACAKTIR

KAVGADAN BESLENİP; ONU ÇOĞALTAN ŞİİRİN ŞAİRİ: ADNAN YÜCEL

33’LER İLE ÇAĞDAŞ’INDAN ÖĞRENDİKLERİM(İZ)[*]

ULUSLARARASI KAOSUN GELECEĞİ

İMPARATORLUĞUN TRUMP’LI ENCAMI ( 2)

İMPARATORLUĞUN TRUMP’LI ENCAMI

POLİTİK (DEVRİMCİ) MÜZİK ( 2 )

POLİTİK (DEVRİMCİ) MÜZİK

KÖLELİĞE KARŞI MÜCADELENİN BİRLİĞİ İÇİN (YA DA “NE OLUYOR; NASIL; NE YAPMALI” MI?)

ELEŞTİREL ARABESK HİKÂYESİ

SÖZÜN MİLİTAN EYLEMİ; HAKİKÂTİN BEDELİ ÖDENMİŞ SÖZCÜSÜ

KIPIR KIPIR, NEŞE DOLU “DELİ KADIN”: AYŞEN GRUDA

CUMHURİYET İLE MÜZİK(İMİZ)

BAŞKALAŞANLARDAN DEĞİL, GELİŞENLERDENDİ GÜLRİZ SURURİ

KİTLE ÖRGÜTLERİ VE DEMOKRATİK İŞLERLİK

“SANAT UZUN, YAŞAM KISA”YDI MELİH CEVDET İÇİN

ZOR(UNLU) BİR MESELE: ALTERNATİF DEVRİMCİ-HALKÇI YEREL YÖNETİM

YAZDIĞINIZ YAŞAM YA DA SAFSATADIR!

HALKIN -BAŞKALDIRAN- ARZUHÂLCİSİ: YAŞAR KEMAL

ERMENİ SOYKIRIMI’NIN BELGESİ VAR (MI?)[2]

ERMENİ SOYKIRIMI’NIN BELGESİ VAR (MI?)

MAYIS KIZILLIĞINDA ‘71 KOPUŞU VE KAYPAKKAYA

BUGÜN(ÜMÜZ)DE FAŞİZM(LER)

SİNEMANIN MÜSTESNA İSİM: METİN ERKSAN

İNSAN OLMAK ZORKEN, ‘İNSAN’DI ZEKİ ALASYA

ÖLÜMSÜZLÜK BAĞLAMLI KIZILDERE(MİZ)

SAİT FAİK’İN DÜŞ(ÜNCE)LERİ

İSYANA DÖNÜŞ(EME)YEN İTİRAZ VEYA MÜSLÜM GÜRSES HİKÂYESİ (Mİ?

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM ( 3 )

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM ( 2 )

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM

EGEMEN MEDYAYA İTİRAZ VE ALTERNATİF ( 2 )

EGEMEN MEDYAYA İTİRAZ VE ALTERNATİF

YAŞAM(A) HAKKI MÜCADELESİ (MAHMUT KONUK ÖRNEĞİ) 2

YAŞAM(A) HAKKI MÜCADELESİ (MAHMUT KONUK ÖRNEĞİ)

DİZELERİYLE REFİK DURBAŞ ÖYKÜSÜ

AFORİZMALARDAN BUGÜN(ÜMÜZ)E UYARILAR

‘KEL MAHMUT HOCA’ + ‘YAŞAR USTA’ + ‘TURŞUCU KAZIM’ + ‘AYYAŞ EMİN’Dİ O…

hatırlamiyorum-nakaratlarina-hatirlatalim

“NETAMELİ BİR KONU”: ULUSAL SORU(N)

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI ( 3)

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI ( 2 )

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI

ABD EMPERYALİZMİ VE VENEZÜELLA 2019

AYKIRI DİZELER, ŞAİRLER

ÇEŞİTLİ VECHELERİYLE BEŞERİ (EKONOMİ-POLİTİK) KRİZ

“BÜYÜK FOTOĞRAFÇI”NIN GERÇEĞİ VE DRAMI

KRİZ “İMKÂN, TEHDİT VE KARAR” BİLEŞKESİDİR

İNSANI İNSANLAŞTIRAN DEĞERLER: AŞK, SANAT, BAŞKALDIRI, MÜCADELE

HİÇLEŞTİRİLME KAYGISINDAN ÖFKEYE SARI YELEKLİLER

68 HAREKETİ, MAYIS(IMIZ), KAYPAKKAYA VE 1971

KAPİTALİZM, EKOLOJİK YIKIM VE MARKSİZM ( 2)

KAPİTALİZM, EKOLOJİK YIKIM VE MARKSİZM

NBC SİNEMASI (MI?)

DÖRT GÜNLÜK “Bİ ŞEY”

ISINMANIN ÖTESİNDE -YANIYOR!- YERKÜRE

YEŞİLÇAM’LI TÜRK(İYE) SİNEMASI

YAZMAK EYLEMİNE MÜNDEMİÇ NOTLAR

SANAT (VE TİYATRO) İLE HAYAT

EYYAMCI DEĞİL, HER DEVİRDE İNSANDI TARIK AKAN

YIKA YIKA YARATARAK YAZMAK

SIRILSIKLAM BİR ÂŞIK: BEDRİ RAHMİ

İŞÇİ SINIFININ “BUGÜN”ÜNDE SENDİKA(LAR) ( devam)

İŞÇİ SINIFININ “BUGÜN”ÜNDE SENDİKA(LAR)

ÖNCESİYLE 15-16 HAZİRAN’DAN BUGÜN(ÜMÜZ)E

HAKKÂRİ’DEKİ PARİS’Lİ: FERİT EDGÜ

TİYATRONUN UNUTULMAZ İNSAN(LAR)I

KARL MARX İLE MARKSİZMİ

LATİN AMERİKA VE EDEBİYAT ve GRUP YORUM'la dayanışma videosunu

ÜTOPYALAR(IMIZ)IN TARİHSEL ZEMİNİ

TÜKETİLE(MEYE)N İNSAN(LIK

KAPİTALİST KENT(LEŞMEMİZ)İN HÂL-İ PÜR MELALİ

KRİZİN, SAVAŞIN, VAHŞETİN “YDD”Sİ

POLİTİK SİNEMA İHTİYACI BÜYÜRKEN

O SES PEŞİNDEN SÜRÜKLENEN YILDIZ KENTER

MART’IN 10 KIZIL KARANFİLİ (VE ANIMSATTIKLARI

“DERİN AŞKLARIN, BAĞLILIKLARIN, HASRETLERİN, ŞEFKATİN ŞARKILARINI SÖYLEDİ” YILMAZ GÜNEY

DEVRİMCİ BİR DERVİŞ: OKTAY ETİMAN

İTİRAZ EDEN MÜLKSÜZLER İÇİNDİR LE GUIN

İRAN SOKAKLARININ BAŞKALDIRISI

SAF IŞIĞIN, ŞEFFAF SİMGELERİN ŞAİRİ: TOMAS TRANSTRÖMER

KAPİTALİZM KİRLİDİR, KİRLETİR

HRANT’IN KOLEKTİF KATLİNİN ANATOMİSİ

OHAL’(LERİN)İN EKONOMİ-POLİTİK DÖKÜMÜ

ŞİMDİLERDE ŞİİRE DAHA ÇOK MUHTACIZ GİRİZGÂHI

İSYANCI ŞEYH BEDREDDİN GERÇEĞİ

ORTADOĞU SARMALI VE T.“C”

DÜŞÜN(ECEĞİZ), YAZ(ACAĞIZ), KONUŞ(ACAĞIZ), SUSMA(YACAĞIZ)![

FAŞİZM(LER)İN GÜNCELLİĞİ VE IRKÇILIK

AŞK -İNSAN(LIK)A DAİR- HER ŞEYDİR![

EKİM DEVRİMİ İLE TARTIŞMALI “TARTIŞMALAR”I

GÜNCELDEN TARİHSELE İŞÇİ SINIFI

KAPİTALİST İKTİDARIN EĞİTİM(SİZLİĞ)İ VE COĞRAFYAMIZ

YENİ(DEN) ‘68’İ ANIMSA(YALIM)

AN-KARA’DA BİR KIPKIRMIZI CUMARTESİ

GÜLTEN AKIN: KENDİ GİTTİ, ŞİİR(LER)İ KALDI

BOYACI HALİL’İN MÜŞFİK KENTER’İ

EMPERYALİST YERKÜREDE BARIŞ (YALANI) VE SAVAŞ (GERÇEĞİ )

PARİS KOMÜNÜ(MÜZ) HÂLÂ GÜNCEL

KAPİTALİZM VE TARIM(IMIZ)

“DUYARLILIĞIN İNCELİĞİN ESENLİĞİN YAZARI”: OKTAY AKBAL

KAPİTALİZMİN YARATTIĞI TABLO MU DEDİNİZ?

ÖĞRENCİ HAREKETİNİN TOPLUMSAL MÜCADELEDEKİ YERİ VE ROLÜ

HAYAT(LAR)IMIZA DOKUNMUŞ BİR MÜZİSYEN: ATTİLLA ÖZDEMİROĞLU

ADALETSİZLİK KARŞISINDA DEVRİMCİ SANATIN KONUMU VE İŞLEVİ

KATLEDİLDİĞİMİZ SURUÇ’LA ÇOĞALDIK

ŞİİRE KOÇAKLAMA

ÖZGÜRLÜĞE MUHTAÇ VE MAHKÛMUZ!

AYDIN/ ENTELEKTÜEL MESELESİNE DAİR

ŞİİR GİBİYDİ JOHN BERGER

SEVDİKLERİMDENDİR ÜÇÜ BİRDEN

YAZMAYI YAZMAK YAPAN

BAHAR(LAR)IN HALKI: ROMANLAR

ESKİ(MEYEN) SESLER, TINILAR

ORHAN KEMAL: USTADIR, YERİ AYRIDIR, MÜHİMDİR

“CULPA VACARE MAXIMUM EST SOLATIUM”

UNUTUL(A)MAZLAR YA DA HATIRLAYIN ONLARI

FİRARİ YAŞAM(IN)IN YAZMAK EYLEMİ

15’LER DAİR: GEÇM(EM)İŞ BUGÜNÜ(MÜZÜ)N ÖNSÖZÜDÜR !

SATIRLARDA AKAN YAŞAMIN BİLGELİĞİ

İNKÂRA ORTAK OLMA(K)!

“EVET”(İN EKONOMİSİN)E HAYIR!

ALAYINA İSYAN: “EVET”İN REFERANDUMU’NDA “HAYIR”![

“ÖZGÜRLEŞME DİLDE BAŞLAR”[

İNSAN(LIK), ONA İNANAN ŞAİR(LER)İN ŞİİR(LERİN)E MUHTAÇ

ALAYINA İSYAN, HEPSİNE “HAYIR”![

EKİM’İN 100. YILINDA KAVRAMLAR, GERÇEKLER

ZULA(NIZ)DAKİ ŞİİR, MAVZER(İNİZ)DEKİ MERMİ GİBİDİR

İKTİDAR, EĞİTİM, ÜNİVERSİTELER VE GENÇLİK

AKP’NİN -KAPİTALİZM PATENTLİ- ÇEVRE PRATİĞİ

“TEKÇİLİK” GÜZERGÂHINDA NEYİ, NASIL YAPMALI?

KÖTÜLÜK(LER) TABLOSU MU? “PANTE REI”![

ŞEYH BEDREDDİN: “SÖZÜ, BAKIŞI, SOLUĞU ARAMIZDAN ÇIKIP GELECEKTİR

UMUDU -TÜKETMEDEN- ÇOĞALTANDI SENNUR SEZER

“KIRIK MOZAİK”(İMİZ)İN PARÇASI SÜRYANÎLER

ORTADOĞU: BÜYÜK FOTOĞRAF İLE “KÜÇÜK” AYRINTI(LAR)

“İNSANLIK HÂLİ”NİN TERCÜMANI: FRANZ KAFKA

RESİM “SÜS” YA DA “AKSESUAR” DEĞİLDİR, OLAMAZ!

FUTBOL: GERÇEK VE BAĞINTILARIYLA TARTIŞALIM MI, TARTIŞMAYALIM MI?

EKİM’İN LENİN, LENİN’İN EKİM DESTANI

EGEMEN KLİKLER ARASI HESAPLAŞMA VEYA 15 TEMMUZ’UN ŞECERESİ[*]

SİYONİZM KARŞISINDA FİLİSTİN İLE ARAFAT’I[*]

ZEKÂ, YARATICILIK KADAR YÜREKLİLİKTİR KARİKATÜR(İST)[*]

BARIŞ (=HAYAT) İLE SAVAŞ (=ÖLÜM) HÂLİ[*]

TARTIŞILAN ASLÎ SORU(N) ÖZGÜRLÜKTÜR[*]

EGE MAVİSİNİN -HALİKARNAS- BALIKÇISI[*]

101. YAŞINDA AZİZ NESİN USTA[*]

68 BAŞKALDIRISI VE ÖĞRENCİ HAREKETİ[1]

“ÇORUMLU ‘BAUDELAİRE’PEREST”: SAİT MADEN[*]

KARAR VERİN: “SİZİN MUHAMMED ALİ’NİZ HANGİSİ?”[*]

HAYAT VE SANAT = GENÇLİK VE MÜCADELE[1]

GİDEN(LERİN) İKİ(SİN)DEN KALAN(LAR)[*]

BAŞYAPITI ‘GABO’NUN KENDİSİYDİ, HAYATIYDI[*]

YAZMAK EYLEMİNİN KADINLARI[*]

MİLLİYETÇİLİK VİRÜSÜ VE FUTBOL[*]

ANAYASA, BAŞKANLIK SİSTEMİ VE LAİKLİK[*]

33’LER SURUÇ’TUR; BİZ 33’LERİZ![*]

SYRIZA: NEYDİ? N’OLDU?![*]

“GEZİ”(/HAZİRAN) SANATI[*]

YENİDEN -VE BİR KEZ DAHA- FAŞİZM[*]

TÜRK(İYE) PATENTLİ PANOPTİKON HÂLİ[1]

ÇÖZÜLME, PARÇALANMA VE KUTUPLAŞMA GÜZERGÂHINDA[*]

DİK DURAN NİKBİNLİK: SABAHATTİN ALİ[*]

AŞKLARIN, KAVGALARIN, BARUT KOKAN DİZELERİN ŞAİRİ: HASAN HÜSEYİN[*]

SOYKIRIMDAN SÜRGÜNE ÇERKESLER[*]

44 YIL SONRA ONLAR YANİ SONSUZLAR[*]

AŞK, TRAVMA, TOPLUMSAL İNŞA VEYA DEVRİM, KAPİTALİZM, SOSYALİZM[1]

PEKİYİ YA İSYANCI KAZIM’DAN SONRA BİZ?![*]

TARİHSELDEN GÜNCELE İBRAHİM KAYPAKKAYA[1]

HAYATI ÖRGÜTLEYEN AŞKINLIKTIR SANAT (İLE TİYATRO)[*]

KAPİTALİZMİN “ÇEVRE”Sİ YA DA EKOLOJİK KÂBUS![1]

BUGÜN(ÜMÜZ)DE ENTELEKTÜEL, EĞİTİM, AKADEMİ[*]

MÜLKİYET, İKTİDAR, DEVLET (=DEMOKRASİ) VE…[1]

RADİKAL SOSYALİZM HÂLÂ GÜNCEL!

2015 1 MAYIS’INDAN 2016’YA YİNE, YENİDEN, ISRARLA TAKSİM!

KIZILDERE TARİHİ(MİZ) HEPİMİZİNDİR[1]

KÜLTÜREL YOZLAŞMA KARŞISINDA DEVRİMCİ SANAT[1]

KOMÜN’DEN EKİM’E ESKİ(MEYEN) SOSYALİZM

YALNIZLIĞIN ÇOĞUL SENFONİSİ: SAİT FAİK ABASIYANIK[*]

SAVAŞIN BATI CEPHESİNİN SORU(N)LARI İLE “DOĞU”[*]

ORTADOĞUDA T.CNİN HÂLİ VE ROJAVA

SANATIN SINIFI VEYA SANAT SİYASAL VE SINIFSALDIR

ORTADOĞUNUN KANAYAN YARASI FİLİSTİN

VERİLERİYLE DEMOKRASİ (MÜCADELESİ) VE DÜZEN(SİZLİK) ÜZERİNE

FAİLİ MEÇHUL -OLMAYAN- KAYIP(LAR)

80'Lİ YILLAR = İNSAN(SIZLIK) + UMUT(SUZLUK) + EYLEM(SİZLİK)

ERMENİLERİN BUGÜNÜ=HRANT+KAMP ARMEN

KÜRTLER VE ORTADOĞU

chavez venezüella'sında ne(ler)oluyor? bolívarcı halkçılık mı, sosyalizm mı