SEKS İŞÇİLİĞİ Mİ SEKS KÖLELİĞİ Mİ YOKSA HEPSİ Mİ?

Adil OKAY

SEKS İŞÇİLİĞİ Mİ SEKS KÖLELİĞİ Mİ YOKSA HEPSİ Mİ?

“Etik diye bir şey yoktur, sadece bir şeyin etiği, siyasetin, aşkın, bilimin ve sanatın etiği vardır.” Alain Badiou

Camus, Veba adlı romanının bir yerinde şöyle der: “Dünyadaki kötülük hemen hemen hep, bilmezlikten gelir; iyiyi isteme de, aydınlanmamışsa, kötüyü isteme kadar zarar verebilir…” Camus’un bu saptaması, “fuhuş sektörü mağdurlarına” “ahlak” adına şiddet uygulayarak ‘sorunun’ çözülemeyeceğini de açıklıyor. Zaten bu insanların büyük çoğunluğu doğar doğmaz itilip kakılmaya başlanıyor. Babadan veya sevgiliden, pezevenkten veya sadist müşteriden hatta polisten şiddet görmeyen seks kölesi – “işçisi” yok sayılır.

Turgut Özal hükümeti, Türkiye’de feodal ve/veya burjuva anlamda bile olsa, var olan “ahlâkı” erozyona uğrattı. Her dönem sahip çıkılması gereken değer yargılarında da kaymalar başladı. Örneğin insanlar arasında dayanışma – imece azaldı. Kardeş kardeşe faizle borç para verir oldu. Neo-liberal politikaların fütursuz – hayâsız biçimde uygulanmaya konulduğu bu dönemde, dolandırıcılık ilk kez yüz kızartıcı suç olmaktan çıktı. Dönemin mizah dergilerinden birinde şu başlık konuyu özetliyordu: “Bu ülkede her şey olunur, namussuz olunmaz…” Dolandırıcılar artık halk tarafından da “helal olsun” övgüleriyle meşrulaştırılıyordu. Banka hortumlayanlar, sahte bankerler, rüşvetçiler rağbet görüyor, Özal tarafından da “benim memurum işini bilir” diye onanıyordu.

Fuhuşun Türkiye’de aynı dönem artması da tesadüf değildi. “Fuhuş” demişken, bazı yazarların kullandığı “seks işçiliği” tanımının -zorla çalıştırılan kadın ve çocukları kapsamadığı için- bana göre eksik olduğunun altını çizmeliyim. Onlara göre de benim kullandığım “seks köleliği – fuhuş sektörü mağdurları” gibi kavramlar sorunlu olabilir. Dünyanın büyük ayıplarından biri, çocukların fuhuş sektöründe kullanılmasıdır. Bunun da adı “pedofilidir”.

Fuhuş sektöründe “çalışan – çalıştırılan”ların örgütleri ile bazı feminist örgütler “seks işçiliği” ve/veya “fuhuş sektöründe çalışanlar” tanımını benimsemiş olabilirler. Ben, bir tek insan bile eğer zorla satılıyorsa ya da kendini satmak zorunda bırakılıyorsa yani “gönüllü” değilse bu “sektörü” “işçilik” olarak adlandırmanın sorunlu olduğunu düşünüyorum.

Ne zaman ki dünyada ve ülkemizde zorla çalıştırılan “seks kölesi – fuhuş sektörü mağduru” kalmaz ve sonuçta benimsemesek de sadece “gönüllüler” bu “iş”i “baskı altında olmadan” yapar, o zaman kavramlar yeniden sorgulanabilir. Bir grup kendini bu “iş”te özgür-gönüllü sayıyor ve “seks işçisiyiz” diyorsa, “gönüllü olmayan”, bu “iş”e zorlanan diğerlerini unutmamak gerekiyor.

Yazar Ekin Baltaş da, “seks işçiliği” tanımını benimsemekte zorlandığını belirtmiş:

“Seks işçiliği kelimesini her ne kadar içinde meşrulaştırma ve “gönüllülük” barındırdığı için kullanmayı tercih etmesem de, fahişelik bu topraklarda ilelebet bir hakaret ve aşağılama sözcüğü olarak kullanıldı. Bu bakımdan bu alanda çalışan, kadın, trans veya erkek bireylerin kullanımını tercih ettikleri bu meslek ismine saygı duymaktan başka bir seçeneğim yok. Bu bakımdan kullandığım veya kullanacağım -seks işçisi- teriminin kapitalist sistemin kadın ve cinsellik üzerinde kurduğu egemenlik çarkından bağımsız düşünülmemesini temenni ederim. (…) Kadın cinselliğinin fuhuş sektörüne bir sermaye olarak sunulması, söz konusu kadının ahlaki ve iradi bir kararından mı geçiyor sizce? Emperyalist kapitalizmin medya, eğitim, siyaset vb her alanında kadın cinselliği arzu nesnesi haline getirilmiyor mu? Peki, madem ahlaklı kadın olmak bu denli önemli, (…); Neden bu ülkede genelevler yasal? Şayet ahlak vatanın milletin ve bayrağın ve birkaç fasa fisonun temeliyse neden “ahlaksızlık” devlet eliyle vergilendirilmiş?”

Ekin Baltaş’ın son cümlesi insanın aklına “Devlet pezevenk mi?” sorusunu getiriyor.

“Seks işçileri – köleleri”nin çalışma koşullarının iyileştirilmesi mi !

Postmodern “insan hakları ideolojisi”, Seks köleliğini, ‘işçiliğini’ tamamen kaldırmayı değil, kayıt altına almayı, sigortalı yapmayı önerir. Bu, BM’in; “mermi kaplanmalıdır” yasasına benzer. BM, “mermi üretimi” dursun dememiş ama mermi çelikle kaplansın diye yasa yapmıştır. Mermiyle yaralanan insan zehirlenip ölmesin diye akıl almaz bir neden gösterilmiştir. Dehşet verici bir ikiyüzlülüktür bu da. Burjuva etiğinin ikiyüzlülüğüne çarpıcı bir örnektir.

“Fuhuş, seks endüstrisinin –belki en yaygın ama- sadece bir kolu. Fahişelik de seks işçiliğinin bir biçimi. Ha pardon, çalışan değil de seks işçisi diyerek bu sektördeki kölelik olgusunu gölgede bıraktım yine! Ay ayrıca velev ki “çalışan” olsun! Seks işçisi kavramının her durumu karşılamadığı, bazı durumlarda kullanılması sakıncalı bir kavram olduğu tartışmasının olduğu bir gerçek.” diyor Seda Aktepe “Seks İşçilerini Döverek Gelen Devrim”, başlıklı yazısında. Devam ediyor: “Mesela cinsel şiddet ve sömürü biçimi olarak ticari seks kapsamında çalıştırılan çocukları, müşteriyle hizmeti veren kişi arasında bir iş anlaşmasını ima eden “seks işçiliği” kavramıyla ifade etmek ne kadar doğru? Ya da her yıl fakir ülkelerden talebin olduğu ülkelere insan tacirleri tarafından zorla getirilerek ölüm tehdidi altında kölelikten de beter koşullarda (getirildikleri ülkelerde göçmen olmaktan, kadın olmaktan, kâğıtsız olmaktan, bulunduğu ülkenin dilini bilmiyor olmaktan, yalnız ve güvencesiz olmaktan sömürünün ve ezilmişliğin envai çeşidini yaşayarak) çalıştırılan, çalışmayı kabul etmedikleri durumda işkence gören ve hatta öldürülen binlerce kadın için… Böylesi durumlarda diyelim ki “seks kölesi”, “ticari seks mağduru” ya da üretilecek benzeri bir kavram kullanılmasına “aklı başında(!) olmayan feministler” olarak bile itirazımız yok.”

Feminist olmasam bile, ‘bu değerlendirmeye benim de itirazım yok’ diyerek destekliyorum Seda Aktepe’yi.

(Tabi yanlış anlaşılmaya yol açmamak için bir not daha düşmeliyim: Kendini “Seks işçisi” sayan kadınların örgütlenme, sendika kurma talepleri ve sağlık ve sosyal sigorta istemleri de demokratik taleplerdir.)

“Bir gönül işi olan sevişmenin para işi haline gelmesi en büyük vahşettir” Kollontay

“Ama buradan ne Kollontay, ne sosyalist devlet “fuhuşa” dahil olan kadını suçlamayı düşünmemiştir. Sosyalist devlet fuhuşu yasak saymış ama kadını değil, bu işin düzenleyicilerini suçlu ve yargılanacak saymıştır. Hoş bu yasak toplumsal değişim sürecinin başlıca manivelası olarak da düşünülmediği gibi öyle işe de yaramamıştır.” diyor yazar Mukaddes Erdoğdu Çelik. Ve seks işçiliğinin tarihteki ilk meslek olduğu savına da itiraz ediyor: “Kadın ile erkek arasında ilk, hem de doğal! İş bölümü “döl alıp döl vermedir” demek de yanlış, bir o kadar seks işçiliğinin ilk meslek olduğu iddiası da yanlış.”

Çelik, “Ahlak” meselesinde de önemli bir uyarı yapıyor: “Ha nikahla bir adamın kölesi olmuş, ha dışarıda parayla cinselliğini erkeğe satmış; iki halde de kadın düşürülmüştür. Cinsel hizmet elemanı olmayla, evde sevmediği bir adamın karısı olmak arasında bir fark yoktur; ikisi de eğer ahlaktan söz edeceksek; eşit insanlık adına ancak “ahlaksız”lıktan söz edebiliriz.” Bugün bir kadının ya da LGBTİ’nin seks işçiliğini tercih ediyor olması meselenin esasını değiştirmiyor, orada da bilince çıkarılmamış olsa bile aynı temel geçerlidir. Hangi işi buldular da çalışmadılar, edindikleri meslek eşcinsel olduklarında ellerinden alınmadı mı? Pek çok seks işçisi, evet, on saatlik ağır sömürü koşullarında çalışmaya karşılık seks işçiliğini seçiyor. Seçim zor-ağır iş ve yaşam koşullarından ileri geliyor. Savaş sürgünü kadınlar yaşam koşullarını ancak seks işçiliğiyle kurabiliyor da o nedenle dediğiniz “batakta”lar. Bunun bir ahlaksızlık olduğunu düşünmek abesle iştigal etmektir.”

Mukaddes Erdoğdu Çelik, “Ahlaksızlığın” fuhuş sektöründe “seks işçisi-kölesi olarak çalışan-çalıştırılan”lara ait olmadığını yani “fahişe-orospu” diye damgalanan bu insanlara neden “ahlaksız” diyemeyeceğimizi yalın biçimde ortaya koyuyor, altına imzamı atabileceğim kapsamlı yazısında.
“Sosyalist Etik” değişmez reçete mi?

Modern dünyanın yani kapitalizmin ahlakı, müeyyidesi olmayan BM kararlarından, emniyetteki “ahlak masaları”ndan ibarettir. Bu “ahlak masası” polislerinin kadınlara yaptığı işkence yakın zaman önce bir video kaydıyla belgelenmişti. Özal döneminde de komiser hortumcu Süleyman, translara işkence yaparken çok “ahlaklı” olduğunu savunuyordu.

Peki, “Sosyalist etik” reçete midir? Öncelikle böyle bir reçete olmadığını belirteyim. Zira “etik” aynı zamanda yorumdur. Üretim sürecinin gelişmesine paralel olarak değişimler gösterir. “Evrensel doğrulardan” ve her toplumun o tarihsel süreç içinde öne çıkan “yerel doğrular”ından da etkilenir. Elbette o “doğrular” da görecelidir. Dini referanslar idealistlerin işini kolaylaştırır. Postmodern feylesoflar ve bazı bilim insanları, “insan hakları ideolojisi”yle insanlara “ahlâklı” olmayı değil, “ahlâklı” görünmeyi salık verir. “İnsan hakları ideolojisi, çok kültürcülük” gibi, İlk bakışta şirin görünen postmodern söylemler, başka insan haksızlıklarını - asimilasyonu- emek sömürüsünü – kadın istismarını- kuzeyin güney üzerindeki tahakkümünü meşrulaştırma araçlarıdır. Bir örnek vermek gerekirse: 11 Eylül sonrası ABD’nin Afganistan’a müdahalesi “insan hakları ideolojisi”yle meşrulaştırılmıştır. Oysa Arund’hati Roy’un dediği gibi ABD’nin Afganistan’da öldürdüğü sivil insanların sayısını, ABD’de 11 Eylül saldırısında öldürülen 5 bin sivile eklemek gerekir. Zira her iki katliam da, ABD’nin dünyadaki suç bilançosu’nun sonucudur. Savaşı başlatan tarafın hep ABD olduğunu -benzer biçimde İsrail’in işgalini- gözden kaçırırsak yanlış çıkartmalara gider ve emperyalistleri – işgalcileri aklarız.
Sonsöz: “Etik – ahlak”; tartışmaya ve geliştirilmeye açık bir kavramdır. Bu konu “ezberle” ve “sloganla” açımlanamaz, yorumlanamaz. Ya da sadece geçmiş hatalardan yola çıkılarak mahkum edilemez. Marks’ın “kelimenin olumsuz anlamında bir ideoloji biçimidir.” dediği burjuva ahlakını deşifre edersek, egemenlerin elindeki önemli bir silahı nötralize etmiş oluruz. Bunun için önce “etik ideoloji” hakkında ilk çağ filozoflarından çağdaş filozoflara kadar bir yolculuk yapmak ve günümüz burjuva etiğinin tuzaklarına ve kafa karışıklığına karşı donanımlı olmak gerekir. İnsan yaşamına ve renklere saygıyı duyarak ahlâk üzerine kelam etmek gerekir. Kadınların makyaj yaptığı için toplama kamplarına yollanmadığı, LBGTİ bireylerinin taşlanmadığı, patron, ağa, pezevenk veya yönetici ayrıcalığının olmadığı tersine “yönetmenin” angarya sayılacağı bir toplum modelidir sözünü ettiğim.

okayadil@hotmail.com

Not: Adil Okay’ın “Devrimci ahlak mı… Muhafazakarlık mı… Ya da Seks işçiliği mi yoksa seks köleliği mi…” adlı araştırma yazısından bir bölümdür.

Kaynakça:
Güney Kültür Sanat Dergisi, Ekim-Kasım-Aralık 2014. S. 70.
Afşar Timuçin, Kendimle Konuşmalar / Ahlaksızlık Üzerine, Bulut yayınları, İstanbul 2006.
Alain Badiou, Etik, Metis yayınları, İstanbul, 2004.
Doğan Göçmen, Karl Marx’ın Ahlak Felsefesi ve Adalet Teorisiyle Olan İlişkisi Üzerine, Praksis, no:10, Yaz-Güz 2003.
Ekin Baltaş, Devrimci ahlak kimin ahlakı, jiyan.org. 2014/07/20.
Erdal Altunöz, “Ahlâk”, http://www.barikat-lar.de/barikat/32/kavram32.htm
İoanna Kuçuradi, Türkiye Felsefe Kurumu, Ankara, 1996.
Kapitalizm Ahlâkın Ölümüdür, devrimcihareket.net, 26 Ocak 2014.
Mehmet Demiröz, Marx’ın olası ahlak teorisi, www.Marxist.org
Mukaddes Erdoğdu Çelik, Kadına şiddet savaş halidir, http://etha.com.tr/Haber/2014/08/02/kadin/kadina-siddet-savas-halidir/
Necla Arat, Etik ve estetik değerler, Say yayınları, Ankara, 2006.
Seda Aktepe, “Seks İşçilerini Döverek Gelen Devrim”, http://kaosgl.org/sayfa.php?id=17141
Sosyalist Mücadele Etiği, F. Başkaya- A. Çubukçu- B. Pınar- T. Demirer- M. Akıncılar, Özgür Üniversite Kitaplığı: 34, 2001.
YDİ Çağrı sayı 55 Nisan 2002

2.03.2015 (Adil OKAY)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

DÜNYA YANIYOR… PEKİ KİM NASIL SÖNDÜRECEK !?

Mersin gümüşkum tabiat parkında ölüm makinesi

30-yildir-cocuklarini-arayan-mektup-arkadasim-mehmet-gok-tarsus-hapishanesinde-hayatini-kaybetti

SİYASİ İKTİDARLA SERMAYE SINIFI SANATA DÜŞMANLIKTA YARIŞIYOR

Sanat cesaret ister...

“ZAMANA ADANMIŞ YÜZLERİMİZ”*

"TUTSAKLARIN DÜŞLERINI GÖRÜNÜR KILMAK... "

İçeriden Dışarıya Fotoğraf TUTSAKLARIN DÜŞLERİNİ GÖRÜNÜR KILMAK

Hapishanede yasaklanan romanım hakkında

Hapishaneden gelen kitap tanıtımı

Bir bebeğin tutsak babasını anlattığı yazı: BABAMA KAVUŞMANIN DİĞER ADI PERŞEMBE

Evrim Konak yazdı : Gebze Kadın hapishanesinde İşkenceye uğruyoruz!

Yazar Adil Okay'ın yasal kitabı Gaziantep Hapishanesinde yasaklandı

AÇLIK GREVLERİ VE NE YAPMALI

Politikada "Kiç", Ekranlarda "Kiç", Aşk'ta "Kiç"*

DEVLET AKLI KÖTÜLÜK ÜRETİYOR*

hapishaneden gelen bu feryada kulak veriniz

YENİ AÇILACAK CEZAEVLERİ VE MAHPUSLARA DAYATILAN MODERN KÖLELİK*

"SINIRLAR, TOPRAĞIN YARA İZLERİDİR".

John Berger'i uğurlarken

YAZIK ÇOK YAZIK

"NE ALLAH NE HUKUK KORKUSU VAR. BİZE KALAN DİRENMEK ELBETTE. "

Eylül’e Çirkinleme…

VEDAT TÜRKALİ'NİN EVİNDE GEÇİRDİĞİM 3 GÜN ve "SEVDALINIZ KOMÜNİSTTİ"

ASLI ERDOĞAN, İNAN KIZILKAYA VE ZANA KAYA İLK DEĞİLLERDİ...

NE MİNARE GÖLGESİ NE POSTAL SESİ... AL BİRİNİ VUR ÖTEKİNE...

WERNİCKE KORSAKOFFLULAR'LA GEÇİRDİĞİM BİR HAFTA...

SOYKIRIMIN TANINMASI VE ÖZÜR MESELESİNDE DOĞRU TAVIR NEDİR

İNKÂR YA DA KÖTÜLÜĞÜN ABADI

MİNE KIRIKKANAT BU KADAR GERİCİ VE BU KADAR CAHİL MİYDİ?

LAİKLİK... AKP'NİN AMACI NE Kİ... NE YAPMALI..

'KELAM' ve 'SUSKUNLUK' HAKKINDA DEĞİNİLER*

Müebbetlik Tutsak Zeynep Avcı'dan mektup var

Ganime Gülmez'in yeni kitabım ' hapishanelere esinti yollayalım' için yazdığı makale

HAPİSHANELERE ESİNTİ YOLLAMAK

T.C. KİMLİĞİ İŞKENCE TECAVÜZ VE ONUR!..

KUŞLAR BİLE TEDİRGİNKEN

HAPİSHANELERDE BASKILAR NEDEN ARTIYOR

ANKARA KANA BOYANDI DEVLET KAYBOLDU

DEFNE NEDEN İNTİHAR ETTİ? ( 8 MART İÇİN)

DUVARIN İKİ YANINDA FOTOĞRAFLA EDEBİYATIN BULUŞMASI

CUMHURBAŞKANI BENİ - BİZİ HEDEF GÖSTERMİŞ

Hapishanelere Esinti Yollayalım

SİBEL ÖZBUDUN'A SELAM

MİCHEL TOURNİER VE TAHSİN YÜCEL'İ KAYBETTİK

BU GÜN KARNE GÜNÜYMÜŞ

DİHA'nın benimle yaptığı söyleşi

AÇLIK GREVİNE KATILIYORUM...

BEN DE HASTA TUTSAKTIM BİR ZAMANLAR

batıdan neden ses çıkmıyor diye sormayın artık

2015'İN SON YAZISI GANİME GÜLMEZ'DEN.

TKPML, MLKP ve DHKP-C davalarından toplam 10 kadın tutsak- mektup

15. YILINDA BAŞKA BİR 19 ARALIK'TA!

RAHMET DİLEKLERİM TÜKENDİ HASAN PULUR'A KALMADI

BU ÜLKEDE YÜZLERCE GAZETECİ ZİNDANLARA TIKILDI

EDEBİYATIN DİRENİŞİ Mİ... DİRENİŞ EDEBİYATI MI...

CİZRE'DEN SONRA ŞİMDİ DE SİLVAN'DA KATLİAM

SANATÇI TARİHE NASIL NOT DÜŞER VE 'SOL' SOSUNA BANMIŞ ELEŞTİRİLER

KİME NEDEN OY VERECEĞİM

SURUÇ'TAN AĞRIMIŞKEN ŞİMDİ DE ANKARA

SENNUR ABLA'YI (SEZER) KAYBETTİK

SAVAŞ BARIŞ ve SANAT *

BABAMIN DAKTİLOSU*

İSRAİL TÜRKİYE - GAZZE - CİZRE VE ÖLÜ BEDENLERİ BUZDOLABINDA SAKLANAN ÇOCUKLAR

EKİN VAN İÇİN YAZDIKLARIMA TEPKİLER VE TEHDİTLER HAKKINDA...

HAPİSHANELERE ESİNTİ YOLLAYALIM!

ÖLÜ BEDENİMİZİ ÇIRILÇIPLAK SOKAĞA ATANLAR

YAZ SICAKLARI VE OKUMAK

EREN KESKİN'E ÖDÜL

siz siz olun MHP'liler değişti demeyin.

ÇEVREMİZDEKİ YARATIKLAR!

BEN BİR AĞAÇ'TIM'... *

HASTA TUTSAKLAR REHİN OBJESİ DEĞİLDİR!

HASTA TUTSAK AYNUR'UN YEŞİL YAPRAĞI *

DÜNYA MÜLTECİLER GÜNÜ için 18 YILLIK MÜLTECİDEN BİRKAÇ SÖZ

DAĞ KOKUSU' VEYA 'KALBİNİ ARAYAN KAVMİN ÖYKÜLERİ'

BİR YAZARDAN CUMHURBAŞBAKANA AÇIK MEKTUP

MAHPUS HAKLARI EL KİTABI'NA DİPNOT

ÜMRAN DÜŞÜNSEL'İN ' KIRIK PATİKA'LARI *

HDP'YE SALDIRILAR HAKKINDA

FATMA TOKMAK ÖLÜYOR... DUYUYOR MUSUNUZ...

UTANGAÇ KAPİTALİZM SAVUNUCULARI !

BU GÜN 700 MÜLTECİ BOĞULDU... DONDU.. ÖLDÜ...

1915: SOYKIRIM MI, BÜYÜK FELAKET Mİ, KATLİAM MI?

İMZA GÜNLERİ, YAYINEVLERİ VE SANATÇIYA SAYGI HAKKINDA

ÖMER LEVENTOĞLU VE 'DAĞ MEDENİYETİ' YA DA 'ANTİ- TAHAKKÜM'

ADI ÖZGECAN'DI...

YENİ YIL MESAJIM...2015 Dileklerim

ALTTA KALANIN CANI ÇIKSIN = NEOLİBERALİZM

FİKRET BAŞKAYA 'KADAVRA AKADEMİSYENLER'E KARŞI

FETHULLAH GÜLEN'E SALDIRI MI... ÇETELER SAVAŞI MI?

' ELLER VE YÜZLER '

BİRGÜN, CUMHURİYET, EVRENSEL VE ÖZGÜR GÜNDEM YASAKLANDI MI?

Müebbet hapse mahkum kadın :Resmiye Vatansever

VALİZİNİ KARISINA HAZIRLATAN ERKEK ' FAŞİST ' SAYILIR MI ?!

' ÖLÜM VARDİYASI' VE 'KARAELMAS PUSUDA'

40 ŞAİRE SORDUM 40 KAPININ TILSIMINI

ADİL OKAY'IN "KAPILAR" FOTOĞRAF SERGİSİ "40 ŞAİR 40 FOTOĞRAF