Seçimin Seçilemeyen Gölgesi

Murad DEMİRKOL

Seçimin Seçilemeyen Gölgesi

 

 

 

Adaylar nihayet açıklandı… Yerini beğenmeyenler ya da listeye giremeyenlerin tepkisi zaman kaybetmeden medyanın ilgi odağı oluverdi yine…

Her şeyi unuttuk… Unuttuklarımızı bile unuttuk…

Yoksulluk, işsizlik, savaş ama her şeyi… Listeye giremeyen adaylar için en az onlar kadar üzülüp, haksızlıktan, yanlış seçimden söz etmeye başladık… Adını duymadığımız, yüzünü görmediğimiz vekillere haksızlık yapıldığını koca koca harflerle haykırdık…

Vekil adayları için de durum aynı…

Olağan süreçlerde partilerin sultasını eleştiremeyenler, adlarını bu meşhur listede göremeyince kıyameti koparmakla kalmadı, hemen ardından istifalar, sonrası hak adalet, ben, sen naraları…

Bana kalırsa asıl mesele sıradan seçmenin ruh hali… Seçimden seçime hatırlanan ama elinde bayrak, coşkusuna coşku katan emeklinin, işçinin, madencinin ruh hali…

Mesele, sıradan bir seçmenin bu yarışın neresinde olduğu… Sıradan bir seçmenin ne kadar temsil edildiği… %10 barajının bu ülkenin en büyük utancı olduğu gerçeği…

Mesele vekilliğin gelire oranı belki de; İsveç’te kişi başı milli gelir: 65.000 $. Milletvekili aylığı yaklaşık 4.200 $. Türkiye’de Kişi başı milli geliri: 10.000 $ civarı ve milletvekili aylığı İsveç’in üstünde…  Duygusal bir durum yaşanıyor aslında…

 

Oysa bu ülkenin işçisi için değişen bir şey yok…  Emeklisi, kadını, öğrencisi için durum aynı…

Mart ayında 139 iş cinayeti yaşandığını bir kez daha hatırlatmak gerekir…

İç güvenliğimizin en iç organına kadar giren bir otorite ve değişmeyen güdüleme taktikleri… Ekonomi, Dolar, Merkez bankası… Asgari ücret’i konuşan yok…

Kendini ifade etmek isteyenlerin iki temel alanı olan “internet ile gösteri yürüyüşü hakkı”nın etrafındaki çember daraldıkça daraldı…

Her yer savaş ve herkes taraf…  Coğrafyanın durumu açık, yoksulların inadına öldüğü bir cinnet hali…

 

Medya aynı medya… Varsa yoksa politikacıların hamasi söylemleri ve insanların acısı üzerinden yapılan abartılı haberler…       O kadar hızlı ve o kadar kullanılmaya müsait bir süreçten geçiyoruz ki, akıl tutulması bir sessizlikten medet umuyor insan…

 

En önemlisi de kutuplaşma…

Ölüm üzerinden siyasetin işlediği, yorumların yapıldığı kalabalıklar sardı etrafı… Sokakta, mahallede, kahve köşelerinde…

Oysa ölüm; Bir canlının son nefesini verdiği an… Nerden ve nasıl gelirse gelsin, bir insanın yüreğini sızlatan o yok oluş anı… 

 

Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde 10 yaşındaki Eduardo de Jesus Ferreira'nın polis kurşunuyla öldüğü iddiaları üzerine halk sokaklara döküldü geçenlerde... Olayın ardından açıklama yapan Brezilya Devlet Başkanı Dilma Rousseff, çocuğun ölümüne neden olanların mahkemede hesap vereceklerini ve gereken cezayı alacaklarını söyledi.

 

Aslında sihirli sözcük adalet… Bu kadar basit ve bu kadar rahatlatıcı bir sözcük işte…

Herkesin ama herkesin bir gün kapısını çalması gereken uygulama…

Lakin aynı günlerde bu ülkenin çocuğu için, “Ekmek almaya gittiğine dair belgesi var mı?” diye bir soru tırmaladı kulağımızı…

Adalet, seçim sandığı ve listeye giremeyen adaylar… Hangisi daha önemli?

 

İş güvenliği, mezarda emeklilik, tazminatlar ile ilgili haber yok… Varsa yoksa öfkeli demeçler…

Ölüme, ölümlere, ama kim olursa olsun, şiddet mağdurlarına dönüp, canı yanması gerekenler, ne yazık ki kutuplaştırmakla meşgul…    

 

Yalova’nın idarecilerinden biri, ödüllü bir öğretmenin kılık kıyafetine takıyor… Azarlıyor, sınıftan atıyor… Sonrası malum, öğretmen aramızda değil artık… oyunu kullanamayacak daha mı?

"Söyleyin o Yalova valisine oğlum öldü. Rahat etsin." diyor öğretmenin babası. Bir babanın, bir annenin gözyaşlarının umursanmadığı, sıradanlaştığı bir dönem daha…

 

Otoritenin bahanesi her daim sıcaktır… Her daim kendine bir kılıf uydurur… Her daim şiddetin ayak seslerine ilişip, özgürlükleri kırpmakla meşguldür… Ne kadar çok karşıt zihin o kadar güdümlü kitle…

Hemen her konuda en temel gerçekleri bile ters yüz etmeye çalışanların uğultusuyla sarsılıyoruz… Çemberimizi daraltan karanlık sesler, kirli medyanın, kirleten algısıyla vuruyor zamanı…

 

Bireyleşemeden, topluma karışanlar için seçim, heyecanlı bir futbol müsabakasıyla eşdeğer olabilir… Grafikler, mitingler, bayraklar, ekranları kuşatan koca koca uzmanlar…

 

Kısmi olarak gerçekleşen ve kısmi bir demokrasiyi müjdeleyen ön seçimleri saymazsak, parti sultalarının süslediği listelerle karşı karşıya olduğumuz aşikâr…

Bir adayın listeye girmesiyle sevinip, bir diğerinin açıkta kalmasına içerlenen insanlar asıl mesele… Yoksulluğunu unutan insanlar…

Bu kasveti alaşağı eden bir sonuç yaşanır mı bilinmez ama her şeye rağmen, özgürlükçü ve insancıl bir Haziran’a uyanmak umuduyla…

 

 

 Murad DEMİRKOL

8.04.2015 (Murad DEMİRKOL)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

Gündemin Değişmeyen Sancısı

Savaşan Güç - Savaşan Yoksulluk

Bireyin Seçimi

Yığın ve Demokrasi

Güç ve Kaos

Yangın Yeri

Savaş Çılgınlığı

Seçim Tercihi

Beyaz Leblebi...

Algı ve Gerçeklik

İşgal Edilen Zihinler...

Büyük İnsanlık

Algı Yönetimi

Seçilemeyen Kurgu

İktidarsız Medya ve Savaş Tamtamları

Korku Toplumu ve Alternatifsiz Kaygı

Seçilmiş Yoksulluk

8 Mart, Umut Ve Tahta Bacak Frida