Savaş ve Barış Üzerine

Arzu KÖK

Savaş ve Barış Üzerine

Savaş insanlık tarihi kadar eski bir olgudur. İncelemelere göre, aşağı yukarı 6.000 yıldan beri insanlar örgütlenmiş biçimde birbirleriyle savaşıyorlar. Krallar, hanedanlar, uluslar, bloklar, paktlar, devletler birbirleriyle amansızca çatışıyorlar. Araştırmalar şimdiye kadar yapılan gerçek savaşların sayısının yaklaşık 14.000 kadar olduğunu gösteriyor. Bu da demek oluyor ki insanlığın savaşsız geçen günü hemen hemen yok gibi. 

 Ünlü Prusyalı general ve savaş yazarı Von Clausewitz, savaşın politikanın doğal bir uzantısı olduğunu söylemiştir. Bir başka deyişle, savaşla politika arasında yakın bir ilişki vardır. Savaş da politika gibi değişkendir. Her türlü olasılığa açıktır ve her ikisinde de şans ve maharet öğelerinin (unsurlarının) yeri vardır. 

Ancak politika, temel olarak görüşmeye, diyaloga, uzlaşmaya, karşılıklı ödün vermeye dayandığı halde; savaşta temel öge güç kullanmak ve istediğini kabul ettirmektir. Bu güç çağımızda yüksek teknolojilerin ürünü olan korkunç silahlarla donanmış bulunuyor. Nükleer, kimyasal, biyolojik silahlar ve binlerce kilometre ötelere gidebilen balistik füzeler bu silahların en önemlilerindendir, bunlar kesinlikle ölümcül, toplu kıyım araçlarıdır.

İnsanoğlunun ilk savaşlarından bu yana dünyamız çok çeşitli savaşlar gördü. Büyük cihangirlerin istilâ savaşları, hanedan savaşları, sömürge savaşları, din savaşları, kurtuluş savaşları, devrim savaşları, siyaset bilimi açısından ilginç bir savaş tipolojisi oluşturmaktadır. Ayrıca, modern savaş literatüründe "psikolojik savaş", "soğuk savaş," "sıcak savaş", "haklı savaş", "dolaylı savaş", "sınırlı savaş", "az gerilimli savaş" "örtülü savaş", "gerilla savaşı" gibi savaş türlerinden de bahsedilmektedir. Biz burada bunlar üzerinde durmayacağız.

Atatürk bir konuşmasında askerliğin vatan topraklarını korumak için yapıldığım söyler. Yani, askerliğin bir saldırı sanatı değil, bir savunma sanatı olduğunu ifade eder. Nitekim bir başka konuşmasında da O, bu düşüncesini şöyle açıklar:
"Türk ordusu istilâlar yapmak ve saltanatlar kurmak için şunun bunun elinde bir ihtiras aleti olamaz." Atatürk, 1921 yılında, yani Kurtuluş Savaşı esnasında, yaptığı bir konuşmada ise şöyle demiştir: "Meclisimiz ve meclisimizin hükümeti savaşçı ve maceracı olmaktan uzaktır. Bilâkis, sulh ve selameti tercih eder."

Çanakkale'den başlayarak Dumlupınar Meydan Muharebesine kadar yaşamında en büyük zaferleri kazanan Başkomutanın savaş hakkındaki temel yargısı şu cümlede açıkça görülmektedir: "Harp zaruri ve hayati olmalıdır, milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça savaş bir cinayettir."


Atatürk topyekûn savaş üzerinde de durmuştur. İkinci Dünya Savaşı harp edebiyatında çok sözü edilen topyekûn savaşı Atatürk şöyle tanımlamıştı: "Topyekûn savaş ulusun bütün maddi ve manevi güçlerinin birleştirilmesidir. Vatan savunmasında herkes askerdir."

1935 yılında yaptığı bir konuşmada O şöyle demişti: "Devamlı barış isteniyorsa, kitlelerin durumunu iyileştirecek uluslararası tedbirler alınmalıdır. İnsanlığın bütününün refahı, açlık ve baskının yerine geçmelidir. Dünya vatandaşları haset, açgözlülük ve kinden uzaklaşacak şekilde terbiye edilmelidir."

Görülüyor ki; Atatürk barışı tehdit eden ve savaşları davet eden en büyük nedenlerin, kaynakları yetersiz, aç, fakir ulusların varlığından, sömürge siyaseti güden açgözlü devletlerin hırslı tutumundan ve okulda daha küçük yaşlardan itibaren başka uluslara karşı kini, hıncı ve nefreti aşılayan eğitim sisteminden kaynaklandığını söylemektedir. Nitekim, çağımızda Birleşmiş Milletler Teşkilatının çok önemli bir yan kuruluşu olan UNESCO da bu noktadan hareketle, okullarda çocuklara başka milletlere düşman olmayı öğreten şiirlerin, yazıların, öykülerin programlardan çıkartılmasını ve insan sevgisini ön plana geçiren bir eğitim ve öğretimin verilmesini istemektedir.

Atatürk, ölümünden bir yıl önce de dünya barışıyla ilgili olarak şu anlamlı sözleri söylemişti: "Dünyada ve dünya milletleri arasında sükûn, huzur ve iyi geçim olmazsa, bir millet kendisi için ne yaparsa yapsın huzurdan mahrumdur. İnsanlığın hepsini bir vücut ve bir milleti bunun bir uzvu addetmek icap eder. Bir vücudun parmağının ucundaki acıdan bütün organlar müteessir olur."


Atatürk, yine aynı konuşmasında komşuda bir yangın çıktığı takdirde bununla yakından ilgilenmenin şart olduğunu söylemiştir. Çünkü bu yangın giderek sadece o komşuyu değil, hepimizi tehdit edecek bir hal alabilir. O halde, yangını söndürmek için de elbirliğiyle çalışmanın ve çaba göstermenin bir insanlık ödevi olduğu açıktır.
Atatürk'ün, özetlediğimiz bu sözlerini gözden geçirdiğimizde ve onun ünlü "Yurtta sulh cihanda sulh" ilkesini dikkate aldığımızda sonuç olarak şunları söyleyebiliriz:
Atatürk, tarihte adı geçen birçok komutan gibi maceracı ve istilacı bir cihangir olmayı ve böylece ün kazanmayı hiç düşünmemiştir. Ona göre ordu ve savaş, ilke olarak, yurt savunması ve halkın, ulusun korunması içindir.

Atatürk için asıl olan insanlığın barış içinde, kardeşçe yaşaması ve birlikte ilerlemesidir. O şöyle demiştir: "Artık insanlık kavramı vicdanlarımızı saflaştırmaya ve hislerimizi ulvileştirmeye yardım edecek kadar yükselmiştir." Bu sözler aşağı yukarı bundan elli yıl kadar önce söylenmişti, ama onun ölümünden sonra patlak veren ve elli milyon masum sivilin ve milyonlarca genç askerin ölümü, milyonlarca yaralının ve sakatın ortaya çıkmasıyla sonuçlanan İkinci Dünya Savaşı yüksek barış idealine ulaşmada insanlığın, maalesef henüz çok büyük bir aşama kaydedemediğini göstermektedir. İkinci Dünya Savaşından sonra dünyada çıkan çeşitli savaşlar bu ideale varmaktan henüz uzak olduğumuzu acı biçimde, gözler önüne sermektedir.

Öte yandan Atatürk'ün "yurtta sulh cihanda sulh" ilkesini yanlış biçimde yorumlayarak, bunun her ne bahasına olursa olsun, barış için ulusal menfaatlerden her türlü tavizi vermek, gereksiz fedakarlıklar yapmak anlamına geldiği söylenemez. Bizce bu ünlü aforizma, pasifizmin ve teslimiyetçiliğin beyaz bayrağı olamaz. Bu sözü gibi Atatürk' ün diğer bütün sözlerini de yorumlar ve değerlendirirken, bunların ne zaman söylendiğini ve söylendiği dönemin koşullarını, temel özelliklerini iyi bilmek lazımdır. Aksi takdirde varılacak sonuçlar yanlış olacağı gibi, Atatürk'ün temel düşüncesine ve politikasına da bütünüyle ters düşecektir.

Bundan sonra aslında savaş afetinden kurtulmak için bütün insanlık elbirliğiyle çalışmalıdır. Yöneticiler ve yönetilenler savaş tohumlarını kurutmaya ve barış fideliğini sulamaya hep birlikte yönelmelidir. Dışta olduğu gibi içte de problemleri çatışarak, zorbalıkla silâhla değil, sevgiyle, anlayışla, hoşgörüyle, yardımlaşmayla çözmek temel parola olmalıdır. 

Aydınlıklar karanlığa karşı zafer kazanana kadar

4.09.2018 (Arzu KÖK)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

23 Nisan ve Çocuklar

Ne Olacak Bizim Halimiz?

Laiklik Vazgeçilir Değildir

Bu Vatan Bizim

Ne Olacak?

Üniversiteye Kelepçe

Bitmeyen Yıl

The Truman Show

Akılla İnananlara...

Atatürk’ü Anlamak…

Bitmeyen Senfoni

100. Yıl…

Corona ve Doğa

Vicdan!...

Yarın Çok Geç Olabilir!...

Corona ve Dua

Ulusal Yas

Suriye Çıkmazı

Ölmek mi Kalmak mı?

Deprem!...

Çankaya’nın Işıkları

Vicdanınız Var Mı?

2020’nin Yıldız Falı

Anadolu ve Cumhuriyet

Kaz Dağları ve Knidos

Toplumu Ayrıştırmak…

Ölmek İstemiyorum!...

Satılan, Kirletilen Cennet

Eğitim Sınıfta Kaldı…

Tohumu Ekebilecek Var mı?

Ağaç Dikme Bayramı

Çankaya Köşkü

Ankara Numune Hastanesi

Gençler Neden Mutsuz Acaba?

Doğmamış İşçiler

Gelecek Önünde Ayağa Kalkmak…

Visionary

Kadın...Kimdi Kadın?

Elden Ayaktan Kesilmek!…

Sorun Çözmek!...

Cahillik!...

Hazırcılık!...

2018’den Mektup

Çocuk ve Şeytan!...

Hatay Cumhuriyeti Meclisi

Atatürk’ü Özlemek…

Cumhuriyet Bayramı

Türkiye İş Bankası!...

AF!...

Geçmiş Olsun!..

İMZA GÜNÜ

Havalimanı…

Cumartesi Anneleri

Eğitim Sistemimiz!...

Çocukluğum ve Şimdi

Beter Olsunlar!...

Kayıp Çocuklar ve İdam!...

Cargill

Kambur Felek!...

Kıraathane!..

Karar Sizin!...

Düşman!...

Ankara Demiryolları Müzesi

Gençlerden Mesaj!...

Hakkını Aramak!...

Bekçi Murtazalar

Eğitim ve Köy Enstitüleri

Akkuyu!...

Simgeler Üzerinden Siyaset…

Korkuyorum!...

Bir heykel… Aylardır gözaltında…

Nasıl Oldu?...

Yaşamı Sevmek!…

Yerli ve Millî

Ölüyoruz!…

Çocuklar Size Ne Yaptı?

Ötekileştirmek!...

9 Yaşında!...

Tehlikeli Kitaplar!...

Bitmeyen Yıl

Müzik!...

Korku!...

Spastik Yaşamlar

Öğretmen!…

Çıkmaz Sokak

Kültür - Sanat ve AKM

Anadolu ve Cumhuriyet

Ulus’u Yıkmayın!...

Müftü Nikâhı

YOKSULLUK

Dil Giderse…

Eğitim ve Yeni Müfredat

Yıkın ODTÜ’yü!...

Çocuk İstismarına Susma!...

Kooşş Vatandaş Kooşş!...

Suç Kimde?

Sevgisiz Vicdanlar...

Matematik ve Cihat

Yozlaşan Demokrasi ve Çirkinleşen Politika

Ubuntu

Destan!...

Bizdik!...

Kimdir Yazar?

Kadınlara Özel!...

Karar Sizin!…

Satın Bu Cenneti!...

Zeytin!...

İnsan Hakları…

Bugün 19 Mayıs

Ses Verin!...

Daha Bitmedi

1 Mayıs!…

23 Nisan

Sevgili Ulusum!...

Milletin Parası…

Ulus Atatürk Anıtı

Doğa İçin Hayır...

Gençler!...

Ankara’da Adalet Var mı?

KADINLARIMIZ

Kültür-Sanat!...

Anlayacak mısınız?...

Kadınlar!...

Çok Şükür!...

MIHLI DEĞİLMİŞ!...

2016’ten Mektup

Düşünüyorum da…

Yangın Ülkesinin Yanan Çocukları…

Atatürk’ü Anlamak…

Basın Özgürlüğü…

CUMHURİYET

Şehitlik Siyaseti

Anne- Babaya Açık Mektup

Demokrasi Gelecekmiş!...

Bir Bebekten Katil Yaratan Karanlık

Çaresizliğin Resmi Yapılabilir mi?

Eğitim Onurumuz Köy Enstitüleri

Ders alacak mıyız

Dikkat!...

Çağdaş Kölelik

Nereye?

ELEKTRİK ÜZERİNE

MADEN, GREV, AÇLIK…

A.Ü. Ziraat Fakültesi Müzesi

Şaşırmak...

Tecavüzü Kanıksamak

AN-KARA

Cadı Avına Son!..

ANAYASA

Oku...

Bülbülü Öldürmek!..

GÜLMEK YAŞAMAKSA!..

2015'ten Mektup

Bir Çocuk ve Atatürk

Timsah Gözyaşları

KORKMA

Sözcükler

BATAN GEMİ VE BİREYLER

Çaresizliğin Resmi Yapılabilir mi?

Barış

Yabancıların Mülk Edinmesi

AYDIN OLMAK

MADIMAK YANIYOR...

YAŞAM VE MÜCADELE

Babam

Cehaletin Sesi Aklı Susturuyor

Gençler Neden Mutsuz Acaba?

GENÇLERİ ELEŞTİRMEK

GENÇLERDEN MESAJ VAR

ANNEM'E

Gelecek Önünde Ayağa Kalkmak...

Özgürlüğümüzü istiyoruz!..

YA SEV YA TERK ET Mİ?

ÇANAKKALE ZAFERİ

Özgürlüğümüzü İstiyoruz!..

Müsait Cinayetler