Mahmut Alınak ile Amed’den Cizre’ye yürümek

Mazlum Çetinkaya

Mahmut Alınak ile Amed’den Cizre’ye yürümek

Yeni bir yol ve göçe başlarken gün boyu bir telaş aldı beni bu kapalı cumartesinin içinden, önce heyecan ardından hüzün, dostlar, onların titreyen sesi, ev sahibim Ali abi Sivaslı, sanki gözlerini bir otelde unutmuş gibi…

Kapım çaldı, açtım, biraz yüksek sesle Civan Haco odamın için de Maçek diye bir şarkı, kime söylenmiş bilmiyorum gidenlere söylenmiş bir ses gibi…

Şarkı değil sanki, bazı şarkılar eski bir hatıranın unutulmaması için söylenmiş gibidir…

Maçekê tu biminbidî

Hey tu dosta min

Derdêdilêm derman dikî

Hey tu gulamin

Çibikimjigul

Sebirgul, heyrangul, qurbangul

Gulgulamin, şêrînamin, delalamin

diye devam ediyor şarkı. Şarkının sözleri giderken kendi içine kırılmış bir mektubu tarif eder gibi…

 

Kitaplar, anılar, düzenli tertipli kolileme çabam bir anda bu duygunun yerini bir özlemeye, bir yalnızlığa bırakıyor sanki…

Acımasız şu coğrafya; herkese bir şeyler işlemişsanki kiminin gözüne, kiminin özlemine, kiminin yangınına, bazılarının da yaşamak mecburiyetine bir şeyler işlemiş gibi…

İşbirliği yapıyormuş gibi sanki doğa;şarkılarla, duvarlarla, kitaplarla, anılarla, yasalarla…

Mahmut Alınak’ı bilirsiniz çoğunuz, yargılanırken o hep yargılayan asi bir çocuktur bunca yaşına rağmen. Bazı insanlar hiç büyümezler nedense hep çocuk kalırlar, sesleri bir söğüt hatırası gibidir. Geçmiş olsun diye aradım aslında ki sık sık ararım “watsahpp’tanhemde!”

Bêkes, yani kimsesiz, yani bir tutam hendek; kazılmış, ölmüş, unutulmuş bir Mehmet Tunç…

Yazarsın, anlatırsın, ağlarsın dünya duymaz ama devlet duyar, büyük devlet, büyük devletin ağır ceza mahkemeleri duyar, öyle kulakları vardır ki devletin 1 yıl 6 ay ceza alırsın…

Trajedinin anayurdudur Türkiye!

Korkunç iklimlerin anayurdudur!

Neyse işte ben de kendimce kendi iklimim içinde Mahmut Alınak’ı geçmiş olsun diye aradım, unutup kendimi anlattım sanırım, yola çıkacağımı, kendi kalbimdeki sızıyla bilenen bıçağı anlattım, anlatmaz olaydım; insan çocuklarla konuşmayı bilmeli biraz, görmediğim göz doldu, işittiğim ses bir anda çatal oldu İstanbul’dan Kars’a…

Bazı insanlar ağlamayı insana sevdiriyor, insanın varoluşunu sorgulatıyor yeniden sankimerhametinin üstündeki İsa’yı hatırlarsın Hristiyan olsan. Bu adamın sesini duyunca kimliğim olmasın diyorsun.Bazı insanların kimliği kendisidir aslında, işte Mahmut Alınak öyle…

Çocuk ve insan Mahmut Alınak…

En son sanırım cezaevindeydi, bir şiir yazmıştım O’na. Sonra “Hendekteki Gelincik” kitabı İzan Yayınevinde yayımlandı, işte onu okuyordum dün ve önceki gün, sorularımı saklamıştım ama kitaptaki Dılşa beni öyle alıp savurdu ki…

İşte özeti size kitabın “Mademki Cizre vardı, tanrı cehennemi neden yarattı” diyor. Filiz’in kestane rengi kahverengi gözlerini, Murat’ın tedirginliğini, kartalların hep yavrularını yemesini ve Gare Operasyonu’ndan arta kalanlar gibi!

Yavrularını yiyenler yeniliyorlar sonunda abi…

Veysel Dılşa ile kapıyı kapatmıyor sanki Hendekteki Gelincik romanında yeni bir kapı aralanıyor dünyaya; dudaktan, aşktan, sözcüklerden yeni bir kapı aralanıyor gibi…

Mahmut Alınak ile bugün, kendimizin kazımadığı bir hendekte gözlerini çukur yapıyor gibi konuştuk sanki. Sonra ben sustum o konuştu, o ağladı ben sustum.

Coğrafik bütün uzaklıklara rağmen bir bölünmenin, içsel bir bölünmenin temel ilkeleridir gözyaşları…

Bütün gözyaşlarını sevdim, iktidardakilerin gözyaşları hariç…

Timsahların da.

 

Şarkı devam ediyor, kartondan hayatları olan çöpten emekçi dostlarımızın, bizden uzak olan oğullarımızın ve kızlarımızın, Kars gibi kış Çukurova gibi yaz olan düşlerin halkları boğazımızda bir ilmik gibi çoğalıyor…

Sen hak etmeseydin bütün bunları zaten sevilmezdin ki bunca akşamın uğruna.

Biliyorum işte, o günü geldiğinde yani Amed’den Cizre’ye doğru çilemizi örüp ilmek ilmek yürüyeceğiz yine, ardımızda annesi hasret olmayan çocuklarla, ardımızda Hendekte büyüyen bir gelincik ile…

Bugünkü mektubum budur sana abi, hakimler okuyabilir, ağır cezadakiler de!

Mazlum Çetinkaya

 Kaynak: sonhaber.ch 

1.03.2021 (Mazlum Çetinkaya)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

Küfür ve iffet

Kanun hükmünde yalnızlıklar -5. Katırları ve Hatıraları Unutulan Roboskili Çocuklar

Kanun hükmünde yalnızlıklar – 4 /Sur dibinde yanmış bir güz gülü

Kanun hükmünde yalnızlıklar -3

Kanun hükmünde yalnızlıklar -2

Kanun Hükmünde Yalnızlıklar - 1

Kürt pazarında acılara mendil uzatmak

Teslim Töre Anısına... Malatya Kaç Mevsim!

Burada bayraklar da soğuk anne!

Hayatını kaybeden ve ölmemek için direnen tüm KHK’lılara…

Bizim cesaretsizliğimiz değil midir bunların bu cesareti?

DÜNYANIN TÜM ÜNİFORMALARINI YAKMALI

İzmir, Deprem ve Irkçılık