Liberalizm, Kapitalizm ve Sol

Gölge Adam

Liberalizm, Kapitalizm ve Sol

Liberalizm, Kapitalizm ve Sol
Son dönemde, özellikle de neoliberal çılgınlığın ideolojik alanı kuşatıp, alternatifsiz tek düşünce olarak sunulduğu koşullarda, zaten geçerli olan kafa karışıklığı daha da büyüdü. Esas itibariyle bir sistem olan kapitalizmle bir düşünce akımı olan liberalizm bir ve aynı şey sayılır hale geldi. Oysa bazı kesişme alanları olmakla birlikte kapitalizm ve liberalizm kavramları aynı içeriğe sahip değildir. Liberalizm, insanlık tarihinde bir dönüm noktası, müthiş bir entellektüel devrim olan Aydınlık Felsefesinin sonucunda ortaya çıkan bir düşünce akımıydı. Entellektüel bir devrim olan Aydınlık Felsefesi insan özgürlüğünü amaç, aklı da araç sayıyordu. Liberalizm de, esas itibariyle iki bileşenden oluşuyordu: İnsanı merkeze alan, insanın eşit ve özgür olduğunu ilân eden politik felsefe ve mülkiyeti esas alan ekonomik doktrin. Politik bir felsefe olan liberalizmin ekonomik doktrin olan liberalizme önceliği vardı. Ekonomik liberalizm kapitalizmin bir sistem olarak sahneye çıkıp kendini dayattığı koşullarda formüle edilmişti. Bir politik felsefe olan liberalizmse aydınlıklar [lumières] yüzyılı da denilen XVII yüzyılın  hemen sonrasında ortaya çıkmıştı. Ekonomik doktrin olarak liberalizm özel mülkiyeti ‘doğal bir hak’ sayıyordu ve bireylerin kendi çıkarlarını gerçekleştirmeleriyle kollektif çıkara ulaşılacağını öngörüyordu. Başka türlü ifade edersek, teker teker kendi çıkarları peşinde koşan bireylerin, kollektif çıkarı gerçekleştireceği varsayılıyordu. Bu daha sonra görünmez el metaforunda ifadesini bulacak ve zihinlere yerleşip bıktırıcı bir tekerlemeye dönüşecekti. Fakat bir ekonomik doktrin olarak liberalizm aynı zamanda kapitalizme dair bir söylemdi. Buna göre piyasanın işleyişine hiçbir şey engel olmamalı, devlet de oyunun kurallarına riayet edilmesini sağlayacak kadar müdahale etmeli, kurallara uymayanları cezalandırmalıdır.

Büyük Fransız Devrimi’nin üç sloganı: özgürlük, eşitlik, kardeşlik, modernite devriminin ve aydınlanmanın tezahürüydü. Sol hareket de modernitenin ve aydınlanmanın doğal mirasçısı ve devamı olarak sahneye çıkmıştı. Sosyalizm, Fransız Devrim’inin üç sloganında ifadesini bulan amaçların gerçekleşmesi ve insanın her türlü yabancılaşmadan arınarak özgürleşmesi [emansipasyon], kendini bütünüyle gerçekleştirmesi perspektifiydi. Sosyalizm, hem politik felsefe olan, bireysel özürlüğü önemseyen politik liberalizmin mirasçısı, hem de onu eleştirip aşmak zorunda olan bir politik-entellektüel akımdı. Zira, Politik felsefe olarak liberalizm insanı merkeze alıp, insan özgürlüğüne vurgu yapmakla birlikte, özgürlüğü bir amaç [finalité] olarak görmüyordu... Bir araç olarak görüyordu ve yaklaşım kabaca şöyleydi: eğer insan [birey] kilise [din], gelenek ve hükümdar [prens] üçlüsünün [ Eski Rejimin] tahakkümünden kurtulursa, özgürleşmesinin, kendini gerçekleştirmesinin önü açılacaktır... Politik liberalizm eğer insanın hareketi engellenmez ve akıl galip gelirse, özel girişimin önü açılırsa, adaletin ve genel çıkarın gerçekleşeceğini öngörüyordu. Oysa, özel mülkiyetin kutsandığı, rekabetin yüceltildiği kapitalizm koşullarında ne insan özgürlüğünün gerçekleşmesi, ne de genel çıkarın tecellisi mümkün olabilirdi ki, işte XIX’uncu yüzyılda sahneye çıkan sosyalist felsefe ve sosyalist hareket, liberalizmin bu vaatlerinin boşa çıktığının anlaşıldığı koşullarda, ona bir tepki olarak doğdu, ayıbı teşhir etti... Bireyin, Eski Rejimin, eski düzenin densinkısıtlarından kurtulması gerekliydi ama yeterli değildi. Ücretli kölelik düzeninden başka bir şey olmayan kapitalizm koşullarında liberalizmin vaat ettiği özgürlüğün gerçekleşmesi mümkün değildi. Kapitalizm, özgürlüğü, eşitliği ve kardeşliği gerçekleştirmeyi hedef alan perspektifin içinin bütünüyle boşaltılması demekti. Nitekim, özel mülkiyetin ve prodüktivizmin kutsandığı, özgürlüğün girişim [teşebbüs] ‘özgürlüğü’ [sömürme, yağmalama ve talan özgürlüğü], eşitliğin yasalar karşısında ‘biçimsel eşitlik’ sayıldığı, onun dahî bir retorik olmanın ötesine geçemediği koşullarda, kardeşlikten [fraternité] söz etmek abesti [zira, rekabetin ve bireysel egoizmin kutsandığı koşullarda artık dayanışma diye bir şey mümkün değildir]Her türlü sosyal bağdan kopmuş, her türlü koruma ve sosyal güvenceden yoksun, emeğini satmadığı zaman aç, kaderi sermayenin insafına terkedilmiş, ekonomik planda özerk olmayan, meta denizinde boğulmamak için sürekli debelenen bireyin özgürlüğünden, oradan hareketle de toplumsal refahtan söz edilebilir miydi? Böylesi bir ortamda tarih sahnesine çıkan, aydınlanmanın ve modernitenın mirasçısı ve devamı olan sosyalist eleştiri ve sosyalist hareket bir tür ikinci düşünsel-entellektüel devrimdi. Aydınlanmanın vaatlerini ve Büyük Fransız Devrim’inin üç sloganının da [libérte, égalité, fraternité] somutlananı nihai hedefe taşımayı vaat ediyordu. Sorun bireyi özgürleştirerek [ o sayede] ‘iyi toplumu’ yaratmak değil, tam tersine, bireylerin özgürlüğünü ayağı yere sağlam basan dayanışmacı bir toplumsal düzen kurarak tesis etmekti... Velhasıl sosyalizm politik felsefe olan liberalizmin içeriğinin ters-yüz edilmesiydi. Başka türlü ifade etmek istersek, sosyalizm, bir bireysel özgürleşme [emansipasyon] felsefesiydi ama bunu bireyi yalnızlaştıran liberal felsefenin aksine, toplumsal dayanışmayı, toplumsal bağları güçlendirerek gerçekleştirmeyi vaat ediyordu... O halde kritik sorun ne idi? Sol bireysel özgürlükle ilgili nasıl bir tutum benimsemeliydi? Sol ekonomik liberalizme karşı çıktığı gibi politik liberalizme de karşı çıkmalı mıydı? Eğer bizdeki özgürlüğün karşılığı libérté ise, sol anti-libéral olamazdı ama bu onun asla liberal olduğu, liberalizmle uzlaştığı anlamına gelmezdi. Tarihsel sol sözünü ettiğimiz ince çizgi üzerinde yürüyemedi ve liberalizme karşı çıkarken özgürlüğü [libérté] önemsemedi. Bireysel özgürlüğün önemini kavramakta sınıfta kaldı. Öyle ki, solun bu talihsiz tavrı çocuğu leğendeki kirli su ile birlikte atmak gibi bir şeydi. Buna başka olumsuzluklar ve yanlışlar da eklenince iflas kaçınılmazdı. Ekonomik liberaller gibi sol da ekonomik büyümeyi [prodüktivizmi] esas aldı ve maddi zenginleşmeyle tüm sorunların çözüleceğine dair burjuva saplantısına ortak oldu... Sosyal sorunların çözümünün maddi zenginlikten geçtiğini ve maddi zenginliğe giden yolun ve araçların değiştirilmesiyle sorunların çözüleceği beklentisi tam bir hata idi... Bu ‘biz yaparsak iyi yaparız’ demekten ibaretti ve sonucun hüsrân olması kaçınılmazdı.

Tarihsel solun bu tür zaaflarının ve yanlışlarının,  teorik, ideolojik, pratik ve entellektüel planda azgelişmiş Türkiye toplumunda daha derin olarak yaşanması kaçınılmazdı. Zira, Türkiye’de bir aydınlanma ve modernite devrimi yaşanmamıştı. Eski rejimle ve onun ‘geleneksel’ ideolojisiyle bir hesaplaşma hiçbir zaman söz konusu olmamış, ‘kopuş’ gerçekleşmemişti... Eleştiri bilinci, kültürü ve üslûbu gelişmemişti [bugün de gelişmiş değildir] Böyle bir durumun, bizzat aydınlanma ve modernite’nin devamı ve mirasçısı olan sosyalist düşüncenin algılanışı ve özümlenişi bakımından sorunlar yaratması kaçınılmazdı. Türkiye’deki sol hareket, Avrupa solu’nun zaaflarını ve yanlışlarını miras aldığı gibi, yegâne referansı da sosyalizmin teorik ve pratik planda inkârı demek olan Stalinizmdi. Oysa Stalinistse sosyalist değildir denecektir. Sol hareket Sovyetler Birliğinde geçerli olanı tartışmasız sosyalizmin tecellisi saydı. Sovyet devrimine ve devrim sonrasına dair bildiği, Sovyetler Birliğinin oluşturduğu resmi tarih ve resmi ideolojiye dayandı... Devrimi, rejimin kendisiyle özdeş saymak gibi bir aymazlıktan bir türlü yakayı kurtaramadı. Sovyetler Birliği’nin çöküşünün ardından bile hâlâ orada ‘yaşanın’ sosyalizm olduğuna inananların varlığı ibret verici. Sadece ibret verici de değil aynı zamanda rahatsız edici... Kolayca iki şey birbirine karıştırıldı ve karıştırmak işlerine geliyordu: Birincisi Sovyet Devrimi insanlık tarihinin tartışmasız en önemli olaylarından, şanlı insanlık tarihinin kritik ‘emansipasyon’ aşamalarından biriydi; ikincisi, devrimden kısa bir süre sonra devrim rotadan çıktı ve başlangıçtaki amaca yabancılaştı. İç Savaş’ın sona erdiği 1921 sonunda ortada ne Sovyetler ne de Bolşevik Parti diye reel bir şey kalmıştı. Moshe Lewin’in dediği gibi, “Sovyet devleti sosyalist değildi ama Ekim Devrimi’ni yapanlar sosyalistti.” Elbette bu, devrimin karşı karşıya geldiği sayısız iç ve dış sorunları ve olumsuzlukları, emperyalist kuşatmayı, vb. hafife almak anlamına gelmezdi ama, bunlar sosyalizmin gerçekleşmeyişinin gerekçesi de olamazdı.  Lenin durumun farkındaydı ve yeni bir perspektif önermeye hazırlanırken önce hastalandı sonra da öldü. Yaşasaydı olayların seyrini değiştirebilir miydi? Bu ‘tarihte bireyin rolünü’ angaje eden bir soru ve soruya olumlu cevap vermek pek mümkün değil... O aşamadan sonra Lenin’in rotayı değiştirmesi belki imkânsız değildi ama çok zayıf bir olasılıktı... Retorik sosyalist olsa da realite çok farklıydı ve sosyalizm düşmanı gerici bürokrasi çoktan yerleşmişti... Lenin’in ölümünden sonra Bolşevik Parti artık Bolşevik parti değildi. Stalinist otokrasinin bir iktidar aracına dönüşmüştü. Söylemle gerçek durum arasında büyük bir uçurum vardı. Sovyetler Birliği sosyalist değildi ama Stalinist rejim Sovyetler Birliğini dünya siyasetinin başlıca aktörlerinden biri haline getirmeyi başarmıştı. Bu durum rejimin prestijini artırırken, soldan eleştiri konusu yapılmasını da engellemiş, değilse zorlaştırmıştı... Elbette Sovyet Sisteminin niteliği, neden ve nasıl çöktüğü ciddi bir tarihsel-sosyal-entellektüel eleştiriyi hak ediyor ama rejimin bir otokrasi olduğu ve hiçbir zaman özgürlük diye bir kaygısı olmadığı, özgürlüğün kırıntısına bile yaşama şansı tanımadığı, velhasıl o tarakta bezi olmadığı kesindi... Oysa özgürlük, demokrasi ve sosyalizm özdeş olmasalar da akraba kavramlardır ve aynı aileye mensupturlar... Özgürlüğün ve demokrasinin olmadığı yerde sosyalizm mümkün değildir. Tabii bunun tersi de aynı derecede doğrudur: sosyalizasyon yoksa özgürlük ve demokrasi kavramlarının içi boştur. Birinin gelişip- serpilmesi diğerinin gelişilip, olgunlaşmasının da koşuludur. Bu temel gerçeğin farkında olmayanların inandırıcı olmaları da, bir şeyleri başarmaları da asla mümkün değildir...

Türkiye’de sol hareketin adına lâyık olabilmesi için iki şey yapması gerekiyor: Birincisi, tarihsel solun ve kendi geçmişinin radikal bir eleştirisini yapmak; ikincisi de realiteyi anlamak üzere içine sürüklendiği atâletten kurtulmak. Toplumsal sorunların bilince çıkarılabilmesi için yeni, farklı, orijinal yöntemler keşfetmek, günlük yaşamın farklı veçhelerini tartışıp-tartıştırmayı başarmak, söyledikleriyle yaptıkları arasındaki tutarlılık konusunda ikna edici, inandırıcı olmak... Sosyalizm demek aynı zamanda eleştiri demektir ama bizdeki solun o tarakta bezi yok gibi. İktidarı alırlarsa, direksiyona kendileri geçerlerse, sorunun ilelebet çözüleceğini sanıyorlar. Bu yaklaşım sosyalizme özgü bir anlayışı temsil etmez. Son tahlilde bu, biz de aslında aynı zemin üzerindeyiz demeye gelir...  Eğer ‘reel sosyalizmler’ de denilen tarihsel deneyleri eleştirel bir tarzda değerlendirebilselerdi, aracın direksiyonuna kendileri geçtiğinde hedefe ulaşılacağını düşünmezlerdi. Dünyayı anlamadan onu değiştirmek mümkün değildir ve dünyayı anlamanın yolu radikal eleştiriden geçiyor. Solun kitlelerin gözünde bir çekim merkezi olamamasının asıl nedeni yeteri kadar radikal olamamakla, farklı olduğuna kitleleri ikna edememekle ilgili. Kaldı ki, bizdeki sol hareket radikallikten başka şeyi anlıyor. Onlara göre radikal olmak, iktidarı silahlı mücadeleyle [zorla] ele geçirmek üzere gizli örgüt kurmaktan ibaret... Zaten bu yüzden de sadece iktidarı hedef alıyor ve gözü başka bir şey görmüyor. Elbette iktidar el değiştirmeden süreci farklı yöne çevirmek mümkün değildir ama bu kafayla iktidarı almak dahi mümkün değildir. Sol retorik bir yana bırakılırsa, sol örgütlerin iç işleyişi burjuva örgütlerdekinden farksız. Kendi içinde demokrasiyi, gayri hiyerarşik, eşitlikçi ilişkileri bir yaşam tarzına dönüştürememiş, eleştirel bilinci gelişmemiş, daha da ötede eleştiriyi yasaklayan örgütlerin farklı bir şeyin taşıyıcısı olmaları mümkün değildir. İstedikleri kadar sosyalizme, komünizme, sınıfsız topluma gönderme yapsınlar, bu tür bürokratik yapıların kendi kendilerini yeniden üretmeleri bile problemlidir. Kaldı ki, bürokrasinin olduğu yerde bırakın canlı, verimli, ufuk açıcı tartışmayı, canlı hiçbir şeyin yaşaması mümkün değildir. Bürokrasi demek statüko ve statükonun korunması demektir... Bir zamanlar solcu olduğunu sanan/sanılanların şimdilerde  ‘ulusalcılığa’ iltica etmesi, bürokratik yapıların nereye varacağının ibret verici bir göstergesidir...  İnsanlık içine sürüklendiği kepazeliğe razı olmayacak, olmaması gerekiyor... Kepazelikten kurtulmanın yolu da radikal eleştiriden geçiyor... Öyleyse insanlığın kurtuluşu onun eleştiri ve örgütlenme yeteneğine ve kapasitesine indirgenmiş demektir...
 
 

 

29.08.2009 (Gölge Adam)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

FİDAN VE İSTİFA... KAPTAN Yazdı

YAŞASIN CUMHURİYET/ ARZU KÖK yazdı

Dinle Kalkınmış, Devrimle Geri Kalmış Ülke Gösteremezsiniz!

Sürdürülebilir Mali Politikalarla Sürdürülemeyen Emeklilik Mahinur Şahbaz

SONRA YAPILACAK TEK ŞEY VAR

Babam/...Arzu Kök

Tahir Canan'dan Yediği yemeğin parası isteniyor...

23 Nisan / ARZU KÖK

ÇÖLDE OLUŞTURULAN VAHALAR / ARZU KÖK

TARİHE DÜŞEN KARA BİR LEKE...PROF.DR.LEVENT SEÇER

SAVAŞA VE SAVAŞLARA HAYIR/ Şenol Eker

8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun.../ Arzu Kök

TGB ve Sorumluluk...

TGB'liler Sizler Hainsiniz...

Fıkra Selah Hoca'dan Yorum Benden...

Bizim Varak Size Küçük Gelmiş Olabilir Mi?

Gaziantepspor ve İbrahim Kızıl ve de Ata Aksu..

Prensip Sahibi Yaşar Ağyüz !

98 Trilyonluk ihale...

Sizin hiçbir suçunuz yok küçük hanımlar/SUHAM ELMAS- BAHREYN

24 OCAK EKONOMİK KARARLARI -2 / Erkan Türüdü

24 OCAK EKONOMİK KARARLARI-1 / Erkan Türüdü

24 OCAK KARARLARI /Hasan Mahmut Devrez

İSHAK KONYA'YA..

Cehaletin Sesi Aklı Susturuyor.../ Arzu KÖK

Son pişmanlık!

İşte Yılın Fıkrası..

BU UNUTULUR MU ? (Ama malesef unuttuk...)

ERKEK EGEMEN POLİTİKALAR VE TECAVÜZ.../ Arzu KÖK

YAŞASIN CUMHURİYET / Arzu KÖK

ÇARESİZLİĞİN RESMİ YAPILABİLİR Mİ?.../ ARZU KÖK

Issız ada Lütfen okuyun.!!!!!!!!!!!!!!!‏

Kim kaleme aldıysa eline yüreğine sağlık...‏

EKİM AYINDA İDAM EDİLEN YOLDAŞLARIMIZA,

ŞİVEYDİZ/.. Ahmet AYAZ Yazdı..

BATAN GEMİ VE BİREYLER /Arzu Kök

12 EYLÜL DARBE SÜRECİNİ KISACA HATIRLASAK…/Fatih Aydın

bugün oniki eylül...‏/selah özakın

YOK EDİLMİŞ ZENGİNLİKLERİMİZ…/Fatih Aydın

"İKONCAN" lar'dan KUAFÖR' lük Stil'leri / Ali YATKIN

M. Ali DIYARBAKIRLIOGLU..Ressam... Arkadaşlarım

Kayserilinin Biri/ Ali Kıroğlu

ÇOK ÖNEMLİ OKUYUN-OKUYUN-BİR DAHA OKUYUN.......

KANDİL TOPRAKLAMA MI?

SOMALİ ÇIKARTMASI, PARDON SHOW’U../Fatih Aydın

MİHRİ Belli

FUTBOL ASLA SADECE FUTBOL DEĞİLDİR! /Levent Turhan

MEMLEKET’DEKİ OYUN HAVALARI -AŞIRI SICAKLARDA DOST MECLİSLERİ/ ALİ YAT

SOPALI TÜRKLER KİMİN KAHRAMANI ?

DÜNYEVİLEŞ ME

Fatih Aydın / DEMOKRATİKLEŞİYOR MUYUZ?

Acil Haber

Bu Yazı Canınızı Sıkabilir

GAZİANTEP TÜRKİYENİN 6 NCI BÜYÜK ŞEHRİ DENİLİYOR,/‏Mustafa Kurtbey

Mısır Devrimi Devam Ediyor / Ergin Yıldızoğlu

Antep Erkekleri Ne İstiyor Biliyor musunuz?

BATAKLIĞIN ADI SPOR OLURSA…/ Fatih Aydın

ESNAF lardan - ARŞİV ler / Ali YATKIN

yüzde ellinin sırrı?

Siyasi mizah gazetesi: Marko Paşa - Diyar Saraçoğlu

CAN ATAKLININ YAZISI.. DORT GÜN İÇİNDE SADECE 11 KİŞİYE YOLLAYIN‏

BİLGİSAYAR TERİMLERİNİN OSMANLICA MEALLERİ...‏

İcradan yazı gelirse ne yapılmalı‏

Balıklar ve İnsanlar

BİZ MASUMUZ

Bugün Yazı Yok

SEÇİM-LER VE SONRA-LAR / Ali Yatkın

Aday Ama Hücrede/ Orhan Bursalı. Cumhuriyet Gazetesi

Hoca Kendini Helak Edecek

ELDEN ÖDEME!

Halit Çelenk’e

Yılın Fıkrası

Hangi Hastayı Ameliyat Etmek Daha Kolay ?

“TORBA” landık “ÇUVALLADIK”/Ali YATKIN

Harika Bir Yazı

ÇOCUKLUĞUMUZDA...

EKONOMİK BÜYÜME KANDIRMACASI

RÜZGAR GİBİ GEÇTİ / ALİ Yatkın

68 Kuşağının Anlatılmayan Öyküsü‏

Yetenekli Çocuk !

"DİPLOMA KUAFÖRLER'İ" / Ali Yatkın

AKARYAKITTA NASIL KAZIKLANIYORUZ?/ Mustafa Kızıklı

İLK BATILILAŞMA KAHRAMANIMIZ: II. MAHMUT/ Hasan TÜLÜCEOĞLU

"Gülmesini bilmeyen dükkan açmasın!"

14 Ocak Cephesi kuruluş bildirgesi - Tunus

"PARA PARA PARA"/ Ali YATKIN

İDEAL ERKEK NASIL BİRİ

"YENİ YIL" ve "TAKVİM YAPRAKLARI" / Ali YATKIN

MİLLETİN VE DEVLETİN BEKAASI İÇİN GÜÇ BİRLİĞİ /Mustafa KIZIKLI

EŞEĞİNE GÜCÜ YETMEYEN SEMERİNİ DÖVERMİŞ/Mustafa KIZIKLI

Başbakan Bunları Söylemedim Diyebiliyor Mu?/Burhan ÖZBEY

ÇOK DİLLİ SENFONİ /Hasan TÜLÜCEOĞLU

Yolsuzluk iddiaları ve “suskunluk!” /BURHAN ÖZBEY

İki dil mi? İkincisi Laz’ca, Çerkez’ce, Gürcü’ce yoksa Boşnak&

Kılıçdaroğlu ve Batum bunu bize nasıl açıklayacaklar?/BURHAN ÖZBEY

YUMURTAYI HANGİ UCUNDAN ATMALI? /Hasan TÜLÜCEOĞLU

Sosyal patlamanın ayak sesleri /BURHAN ÖZBEY

" O tokat"/ Burhan Özbey

“Utanç yılları”nın acı tablosu /BURHAN ÖZBEY

Beyaz Ayı

Sömürgen ülke yönetimlerinde "dini hassasiyet avcıları!"/ Burhan Özbey

Esaret cesaretsizlikle gelir.../BURHAN ÖZBEY

"3M rüşveti"nin soruşturması ne oldu? Takipçiyiz.../ Burhan Özbey

Papazın Papaganı!..

Tam Aziz Nesinlik....Fıkra gibi ya....!

POLAT’IN SECDESİ /Hasan TÜLÜCEOĞLU

"décapiter" ne demek?‏

TÜRBANA SERBESTLİK GELİR Mİ? /Hasan TÜLÜCEOĞLU

EĞİTİMDE DEĞİŞMEYEN-Hasan TÜLÜCEOĞLU

Kuaförler- Nişantaşlılar- Ali Yatkın

EZANIN TÜRKÇE OKUNMASININ ÖYKÜSÜ

Sezen Aksu'ya Açık Mektup

82 ANAYASASININ KALICILIĞI-Hasan TÜLÜCEOĞLU

HALA EVET DEMEK İSTEYENLER İYİ OKUYUP DÜŞÜNSÜNLER

SULTAN ABDULAZİZ’İN MENDERES BENZERLİĞİ- Hasan Tülüceoğlu

CENNETLİK

Neden Hayır? Celal Topkan- Adıyaman Eski Milletvekili

Biraz da Gülelim

KUŞATILAN ÇEVREMİZ

Yandaşlar nasıl ve niçin vergi kaçırır ?

LAYIGLIG NEDİR?

AZİZ NESİN’İN DEDİĞİ DOĞRU DEĞİLSE! Hasan TÜLÜCEOĞLU

ANAYASA PAKETİ KÖŞESİZ VE DÜZ…

MUCİZE BESİNLER

Araplarda Kadını Adı!..

ASIL FAKTÖR KÜRT HALKI Hasan TÜLÜCEOĞLU

Bu Fıkrayı Yalnızca Türkler Anlar!

GEMİ’DEN EKSEN’E, İŞMAM ANAYASA MAHKEMESİNDE-Hasan TÜLÜCEOĞLU

MAĞDUR PERİNÇEK’İN HAKKINA SAHİP ÇIKMAM, MAĞRUR ERDOĞAN’I ELEŞTİRMEM

SINIF İLE ETNİSİTE: GERÇEKTEN BAĞDAŞMAZ MI?

Kanserin Ölümü( Mutlaka Okuyun)

Öyleyse Çankaya Kimin Taşeronu?

Milli Piyango !...

İnsan Olmak

İnternete Düşenler !...

O GEMİDE ASLINDA KİMLER VARDI?

AYNI TEZGAH-- AYNI EKİP--YENİ AK-TİVİSTLER:

Maillere Bakmak !

Hapı yuttun oğlum....

YENİ TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEDİKLERİ BU

*HAZIRCEVAP...*

Ölmeyen Deniz'den

Ali Yatkın'dan Mektup Var

Fıkra..Superrr

KADIN KAMYON ŞÖFÖRÜ OLURSA

Siz Potomyayı bilir misiniz?

Ali Yatkın'dan Mektup Var...

Hesap Ortada

''YAKIŞIR OĞLUMUZA''

Öbür Dünyada Maliye Var mı?

Zamane Tıp Fakültesi

Ali Yatkın'dan Mektup Var

*HAZIRCEVAP...*

Ali Yatkın'dan Mektup Var...

Unutmayın ..Bu yalnızca bir Fıkra

TEMEL FBI MÜLAKATINDA !

Mümkünse Okuyun

NEOLİBERAL BELEDİYECİLİK SOYGUNCULUKTUR…

DEVLET BALONLARIMI GERİ VER

Temel ile Fadime

Ali Yatkın'dan Mektup Var

Kızılderililer !

ÖĞRETMEK, SEVMEKLE BAŞLAR

RAHMET OKUMAK......

SOL ne Demek SAĞ ne Demek ?

ZEKİ KADINLARA SAYGILARIMLA……..

Banu Avar'dan Çağrı...

Ağzına sağlık Gülse Birsel...

Eğer Birgün Müdür Olursanız !

Biraz da Gülelim

Hayatın bize 45 dersi‏

Pakize Suda'ya Teşekkürler

MUTHiS BiR ZAHiDE UCAR YAZISI HEMEN OKUYUNUZ

Tüm erkeklere sevgilerimle...‏

TAYYİP ERDOĞAN’A GÜVENDİM ,O BENİM HIYARLIĞIM

TECAVÜZ

BUGÜN YAZI YOK

Önemlidir

AMERİKAN SÜT TOZU

Ali Yatkın'dan Mektup Var

Hayat kurtaran teknikler

Savaş Süzal Amerika'dan Bildiriyor

Bu yazıyı yazan "yürekli" gazeteci hanımı kutluyorum..‏

antepli pambık prenses ve yeddi gudduklar süper ya çok güldüm‏

Kürt sorunu...‏

Haceli’ye acil mektup

Tayyip'in Saati !

TANRI NE MÜHENDİSİ ?

Kalıplaşmış kafalara bunu anlatmak kolay değil.

*Dünya Rakı Günü **

İşte Biz Böyle Yaparız !

Evlilik Nedir ?

Arkadaş Önemli

ALİ YATKIN DOMUZ GRİBİ HAKKINDA YAZI‏

Güler Zere'yi öldürüyorlar

Erzurumlular liyahh..‏

1 KASIM 2009 GÜNÜ SABİT TELEFONLARI SUSTURUYORUZ.

Avusturalya ya mı gitsek ne!!!!!!!!!!

Yeni Evli Çift !

Benim HAKKIMI kim yiyorsa Haram Zıkkım olsun...

ÖNEMLİ BİLGİ... LÜTFEN OKUYUNUZ

Ve kavga böyle başladı...

Biyoloji Sınavı !

İŞBİRLİKÇİLER

Markete gittiniz.

Mafya, Küresel kapitalizm ve Devlet

Günaydınnnn‏....

ONLAR YASAKLIYOR... BİZ YÜRÜYECEĞİZ...

Ne güzel cahildik(!).

Antepli ve Sigara Yasağı !...

Bildirmece

İki Resim Arasındaki Farka Yanıt !

LÜTFEN OKUYUNUZ ..... ( Çok önemli )

MİLLETVEKILLERIMIZ KPSS'YE GIRSIN

YOK BÖYLE BİR TEMEL FIKRASI ::))))‏

KEZBAN SENDEN SONRA NE OROSPULAR TÜREDİ'Kİ!!!

KÜRESEL VAMPİR

**Bir sürpriz, ister inan ister inanma***

Ata Sözlerindeki Tezatlar

BU RAKAMLARA DİKKAT!!!!

AÇILIMIN ARKASINDA NE VAR?

Kocanın Has'ı Sarhoşken Belli Olur..

S a d a k a t..... ( ! ) :-))))

ÖNEMLİ........

“Musa’lı Faizli Forex, İsa’lı Sezar Forex’i ve İslami Fa

Vahbi Koç'tan Anlamlı Bir Nasihat

En Derin Çingeneyim…

İki resim iki seçenek ( Doğu Perinçek )

Sigara Yasağı Faşizmdir

İşkencecilerin yargılandığı bir ülke istiyoruz!

Dincileşme, reklam, ticaret... hepsi bir arada

Gericilik Ergenekon'la sıvanır mı?

OHH BEEE....NE MUTLU BİZEEE

İBRET ALINACAK BİR HİKAYE, ZOR BİR SINAV

FALCI

HİTİT DUASI

Su Nasıl İçilmeli?

ERTUĞRUL ÖZKÖK'E YANIT : "BORÇLUSUN!"

Yeni 68'li

Başbakan'a Hindistan'da Ne Verdiler?

VEEE, SAKIN ÇIĞLIK ATMAYIN !

ZEYTİNİN TERİ

İşçinin Parasıyla Sömürü Nasıl Artırılır?

BELKİ OKUDUNUZ AMA BİR DAHA OKUYUNUZ..

Yav Bırak Mustafa Abi Yaa!?

Türkiye'de İnternet siteleri paralı olur mu?

Aşk Antepfıstığı mıdır?

Pezevengin asıl anlamı !

İhanet Fuarı: Gaziantep’ten Antep’e giden yol...

Fıkralar !

KENTİN SESİ - Gaziantep Yazıları

Atatürk Döneminde Torpil Nasıl Yapılır ?

Dikkatli Okumanızı Öneriyorum

Kentin Sesi- Gaziantep Yazıları

ANTEPLİ Bir Kebapçının Reklam Broşüründen Harfi Harfine Alınmıştır

YAZIK OLDU VALİLİK MAKAMINA

Ömür Dediğin

Süperrrr...

ÖPÜCÜK HESABI

Yeter ki Emret '

Kadındır Dikkat !

*SADRAZAM*

Babası Öldü

Can Yücel Efsaneleri

Soykırım yapmadık, vatan savunduk.. özür dilemiyoruz...

erkek beyni pahalı :)

ATATÜRKÜN YAVERİNDEN BİR ANI KESİNLİKLE OKUYUN!....

ÜMRANİYE bOMBALARI

Nasıl Ölmek İstersiniz?

İş görüşmesi

DİLE BENDEN NE DİLERSEN !..

TÜRK CEHENNEMİ

İŞTE ERGENEKON SAVCISI

İmam ve Tanrı ...

Edison Cennete Gider mi? Ve Cansız Hoca

Bizim Temel Hacca Gitmiş !..

İçimizdeki Tehlike