İzmir, Deprem ve Irkçılık

Mazlum Çetinkaya

İzmir, Deprem ve Irkçılık

  Şu haberlere ve yorumlara bakınca içimden dua ediyorum, Tanrım sana şükürler olsun,ki beni böyle dinsiz, vicdansız ve merhametsiz yapmadın…

Şimdi ismini hatırlayamadığım bir filmde de şöyle bir diyalog cümlesi vardı; Tanrı vicdandır, vicdanını yitirmişsen her şeyini yitirmişsin demektir.

Bu yirmi yıllık bize yön veren akıl, bir ateş topu gibi artık, yaktıkça yakıyor, bu ateş topuna destek verenler de bu ateş topunun etrafındaki çemberi andırıyorlar, ateşe müdahale eden her suya müdahale eden bir güruh gibi bu çember!

Demokrasi her toprakta kolay kolay yetişmiyor, zor yeşeren bir ağaç gibidir demokrasi, nazlı bir ağaç, filizlerini korumazsan kurur ve yeniden dikmek için uğraşırsın. İnatla uğraşırsan, bir daha, bir daha, bir daha dersen ancak yeşerir ve kök salar. Kök salarsa da bu demokrasi ağacının altında / gölgesinde, o büyük gölgede, herkes huzur bulur. Yoksa baskı, gericilik, faşizm tepemizde duran bir kuraklık gibi, hepimiziısıtan değil de yakan bir ateş olur.

 

Rusların ünlü edebiyatçısı Dostoyevski; bir fikir ayrılığına rağmen karşındakine saygı duyabiliyorsan, insan olmuşsun demektir, der!

 

“Allah bizi depremle sınıyor” diyenbir grup güruh, bir grup deprem uzmanı! münafık, acılı kentimiz İzmir’de olan depremden iktidara ve baş harfi alfabenin ilk harfiyle başlayan “malum partiye” basit, düzeysiz ve bir o kadar da ahlaksız esprilerle, dini de dolgu malzemesi yaparak, İzmir “kafir şehri”dir algısı oluşturmaya çalışıyorlar.

İçkiden kesilen vergilerle aldıkları maaşları güzel güzel ve hiç yutkunmadan boğazından geçiren sözde din adamları, yetkili ve etkili olan “o din kurumu” çıkıp bir cümle sarf etmiyor ve tersinden her şeye maydanoz olan o din kurumu yani diyanet, sus pus!

İzmir halkının çoğunluk oyuyla seçilmiş belediye başkanına söylenenlere bakınca, sanki kayyım belediye başkanlarının atandığı yerde deprem olmuyormuş ya da olmayacakmış gibi bir hava…

“İzmirliler içkiye daha çok sahip çıkın, Nihat Hatipoğlu’na daha fazla saldırın, Fransa’ya daha fazla sahip çıkın, bizi ilgilendirmez CHP’nin içkici kalesi İzmir, Allah sizi sınıyor…” daha onlarca hakaret ve hem de ne hakaretler; iktidar, siyaset, ırkçılık ve faşizm kokan hakaretler…

Bu esnada görüntü verenler ya, en ilginci ise, altında insanların olduğu bir enkazın üstünde duran şu bakan, elinde telefon ile görüntü veren odun ve orman bakanı!

Bir kent bu kadar düşmanlaştırılmaz durup dururken. Bu akıl fukaralarının arkasında bir güç olmamış olsa, hemen organize olamazlar. Zekâ ve akıl yoksunu bu güruhun merhameti ise hiç yok, vicdanları ve “Tanrı”ları da yok bu cümle sahiplerinin!

Şimdi örneğin bu deprem Kayseri’de olsaydı Abdullah Gül yüzünden oldu derlerdi, İstanbul’da olsaydı İmamoğlu yüzünden oldu derlerdi, Bingöl’de olsa HDP derler, Suriye’de olsa YPG derler… örnekleri çoğaltmak mümkün, kolay ve ayrıştırıcı, faşist bir dilin yansımasıdır bütün bu dil. Bu dil ve bu dilin yansımasıdır ki, kilisede yaşlı bir kadının boğazını kesebiliyorsun, bu dilin yansımasıdır ki bir öğretmenin boğazı kesiliyor ve ardından tepe ırkçılar devreye girip; biri, İslam dininin peygamberini kötüleyen karikatürler ile ülkesinde güç olmaya çalışıyor, iktidarını perçinliyor, onun karşısına çıkan bizimki de karşıt ırkçılık söylemleri ve saldırılarıyla iktidarını perçinliyor.

Ahh ırkçılık, daha kaç yıl kapitalizmin ve faşizmin ekmeğine sürülen yağ olacaksın!

Daha kaç yıl ekmeğini yiyecek acaba senin, siyaset ve onun arka planı devletler…

ALLAH BİZİ SINIYOR!

“Allah bizi sınıyor İzmir depremi ile” demiş bir sosyal medya kuklası!

Evet Allah bizi sınıyor, gerçekten de Allah bizi sınıyor!

Allah bizi hem sınıyordur hem de kınıyordur…

Bu gözler, bu sözler, bu akıl, bu dil, bu merhamet, bu din, bu iman benim size verdiklerim değildir, diyor Allah belki de!

Dünyaya gözlerinizi siz nerede açtınız diyor Allah, en son ne zaman, kime bir iyilik yaptınız diyor.

Siz başka bir yeryüzündensiniz diyor, bunca zulmü görmediğiniz için, bunca ayrımcılığı görmediğiniz için ve sessiz kalarak taraf olduğunuz için Allah bizi kınıyor.

Ve Allah bizi sınıyor da tabii ki;

Ekmek bulamayanlarla sınıyor, askıda ekmek ile sınıyor…

İki yüz elli gramlık paketlenmiş Rize çaylarıyla sınıyor bizi, keyif çaylarıyla Allah bizi sınıyor…

Orman ve odun bakanının enkaz üstündeki o dünkü fotoğrafı ile sınıyor…

Elli bin euroluk çanta ile Allah bizi sınıyor…

Ve, yok bu çanta simülasyondur diyen o “simülasyon gazeteci” ile sınıyordur Allah bizi…

Evet Allah bizi sınıyor, kayyımlar ile, KHK’lar ile, adalet ile saray ile sınıyor belki de.

Allah hepimizin yar ve yardımcısı olsun…

Allah bizi sınıyor sadece,sizi de kınıyor; benim verdiğim vicdanı, aklı, merhameti kötüye kullandınız, diyerek sizi de kınıyor.

Aynaya bakın, göreceksiniz!

9.11.2020 (Mazlum Çetinkaya)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

Gülünün yorulduğu akşam

Bir anıdan kopup bir sapan taşına hevesolan çocukluğum…

Küfür ve iffet

Mahmut Alınak ile Amed’den Cizre’ye yürümek

Kanun hükmünde yalnızlıklar -5. Katırları ve Hatıraları Unutulan Roboskili Çocuklar

Kanun hükmünde yalnızlıklar – 4 /Sur dibinde yanmış bir güz gülü

Kanun hükmünde yalnızlıklar -3

Kanun hükmünde yalnızlıklar -2

Kanun Hükmünde Yalnızlıklar - 1

Kürt pazarında acılara mendil uzatmak

Teslim Töre Anısına... Malatya Kaç Mevsim!

Burada bayraklar da soğuk anne!

Hayatını kaybeden ve ölmemek için direnen tüm KHK’lılara…

Bizim cesaretsizliğimiz değil midir bunların bu cesareti?

DÜNYANIN TÜM ÜNİFORMALARINI YAKMALI