FUTBOL FELAKETİ

Temel Demirer

FUTBOL FELAKETİ

“Futbol, tanrıya ne yönüyle benzer?

Hemen söyleyeyim:

Birçok insanın ona inanmasıyla

ve entelektüellerin

ona kuşkuyla yaklaşmasıyla.”[1]

 

“Futbol: Güzel Oyun,”[2] derler; inanmayın![3]

“Futbolu Seviyoruz, Metalaşmayı Sevmiyoruz,”[4] maruzatlarına itibar etmeyin!

“Futbolun ne kadar kirli bir iş dünyası olduğunu bilmeme karşın gene de bağımlısıyım,”[5] diyen bölünmüşlüklere aldırmayın!

“Futbol olmasa, dünya çok daha gri, kurşuni ve acımasız olurdu!.. Haydi maça maça!”[6] saçmalıkları ile uğraşmayın!

“Neden” mi?

Bertolt Brecht’in, “Kendi dışında bir amacı olmayan spordan yanayım,”[7] uyarısını asla unutmayın!

“Cinai Şebeke: Spor Endüstrisi”[8] vurgusu eşliğinde Terry Eagleton’ın, “Futbol: Kapitalizmin Candostudur,”[9] notunu “es” geçmeden ve bir an dahi duraksamadan soru(n): “Futbol Kimin?”[10] ve “Ne İçin?”

Yerkürenin de, coğrafyamızın da her daim gündemidir; afyondur; iyi kafa yapar; kitlelerin uyuşturucusudur. Ezilenlerin dev aynasıdır!

Futbol, kötü bir komedidir. Üstünlük taslama ya da aşağılama gibi toplumda pek de hoş karşılanmayan duyguların geçit törenidir. Kimlikler yaratıp, insan(lar)ı gereksiz düşmanlıklara sürükleyen bir virüstür. Öyle bir “oyun”dur ki, bağımlılık yaratır. Bir gruba ait olma duygusunu tatmin eder.

Futbol artık bir eğlence aracı olmaktan öteye gitmiş, kapitalist dinamiklere dayanan bir kültürel kimlik hâline ge(tiri)lmiştir.

Kapitalizm koşullarında futbolu “devrimcileştirme” komikliğine düşenlere “Futbol-Siyaset Odaklı” araştırmadan çıkan sonucu aktarmakla yetinelim: “GS’lilerin yüzde 48’i, FB’lilerin 46’sı BJK’lilerin 42’si, TS’lilerin de 65.5’i AKP’ye oy veriyor. CHP en fazla oyu BJK’lılardan alıyor. MHP de Trabzonspor’lulardan”![11]

Kimse inkâra kalkışmasın! En basit hâliyle “bir oyun” diye sunulsa da kapitalist bir endüstridir; savaş oyunudur. “Modern zamanlar”ın gladyatör dövüşü; futbolcular da bu “oyun”un gladyatörleridir. Gladyatör dövüşleri sizce devrimcileştirilebilir mi?

Tuğrul Akşar, ‘Futbolun Ekonomi Politiği’ başlıklı yapıtında, ticarileşen futbolun, paylaşım ve gelir dağılımına ilişkin soru(n)larının altını çizerek şöyle der: “Bizler artık sadece futbol izlemiyoruz, aynı zamanda onu tüketiyoruz. Futbol sayesinde hepimiz birer taraftar tüketiciye dönüştük.”[12]

Evet, evet “Futbol”...

Büyük bir çoğunluğun hayatındaki, “masum” ve “olağan” bir eğlenceymiş gibi sunulsa da, “sadece futbol” değildir, olması da mümkün değildir...

“İyi de, öyleyse ne” mi?

Nereden yanıtladığınıza bağlı...

Örneğin Celâl Üster gibi, “Futbolun, daha doğrusu ‘top oyunu’nun, beş bin yıl önceye giden kökenleri”nden de söz edebilirsiniz; veya Haluk Sunat gibi, “Futbol bir oyundur. Hayat da. Futbol sadece futbol değildir, artanı hayata dahildir. Herkes hayatını ve futbolu kendi meşrebine göre yaşar,” da diyebilirsiniz!

Veya hem “sosyalist” ve hem de fanatik bir FB’li, GS’li, BJK’li, TS’li, Ankaragüç’lü, Gençler’li olup, futbola “güzellemeler” de düzebilirsiniz...

Onlar bir yana; kendi hesabıma hâlâ (çok “dinozor” bulunsa da) futbolun kesinlikle masum bir oyun olmadığını düşünüyorum!

Popüler kültür içerisinde yer edinen üç temel alandan (medya-spor-müzik) biri olan spor/futbol, özellikle XX. yüzyıldan itibaren toplumsal yapı üzerindeki belirleyiciliği ile toplumbilimcileri düşündüren bir sorunsal olagelmiştir. Toplum düzenine ilişkin yansımalar alanı olarak görülmesi sporu, özelde ise futbolu kültürel etkinlikler içerisinde ele almayı zorunlu kılmaktadır. Sıradan bir eğlence ve oyun etkinliği çerçevesinde algılanan spora/ futbola aslında siyasi, ekonomik ve sosyal boyutları da içeren daha geniş bir perspektiften bakmak gerekmektedir. Buna göre futbolun, boş vakit aktivitelerinin ve beden-ruh terbiyesinin ötesindeki analizleri ve de tartışmaları zorunlu kılan bir süreci içerdiği söylenebilir.

Diyalektik çözümlemelerin odağında değerlendirildiğinde spor/ futbol; kapitalist yapılanmanın ve sosyal sınıflar arasındaki kaçınılmaz çelişkilerin belirlediği ideolojik, politik ve kültürel mücadeleler alanı içinde yer edinmektedir. Öyle ki, kapitalizmin reklam ve yönlendirme aracı hâline getirilen sporun/ futbolun, endüstriyel alana dönüştürülmesiyle son derece etkili bir sömürü kanalına dönüştürüldüğü görülmektedir. Ayrıca kapitalist hegemonyanın sürekli kılınması bağlamında, toplumu yönlendirmeye dönük mesajlarıyla, ideolojik ve kültürel araç işlevini de yüklenmiş bulunmaktadır.

Bu açıdan birey/ toplum: kapitalizmin yarattığı beğenileri, mutluluk formlarını, dünya görüşünü, dolayısıyla değerler sistemini kabullenmekte ve kendi sosyal gerçekliklerinin dışında yaratılan, yabancılaşmanın hâkim olduğu bir yaşam alanına hapsedilmektedir.[13]

 

SPOR (MU?)

 

Öncelikle şu göz ardı edilip, unutulmamalı: Spor, bilimsel şekilde rekorları zorlayan, bütünsel ve devamlılık isteyen bir endüstridir. Bunun için de para önde geliyor![14]

“Nasıl” mı?

Kapitalizmin spordaki temel meselesi, sporu yapanla izleyen arasında kesin bir ayrım yapmaktır. Çünkü kitlelerle sporcular arasına çizilen sınır, sporu üzerinden para kazanılabilecek bir meta hâline getirir. Zira çit çekmek mülkiyeti, mülkiyet metayı, meta rantı getirir. Mülkiyeti belirlenmemiş bir şeyi satamazsınız. Seyirci, kendisiyle sporcu arasında bir fark görmez, sporu görkemli bir temaşadan ziyade kendisinin de katılabileceği insanca bir uğraşı olarak görürse spor satılabilir bir şey olmaktan çıkar. Bu yüzden kapitalizmin sporunda insanüstülük vazgeçilmez bir temadır. İnsanların onlar gibi olabileceğine kolay kolay kanaat getiremeyeceği devlerin varlığı gerekir. Bu devlerin büyüklüğü, amacı gereği, insani kriterlerle değil, insanüstülükle çizilir. Bu nedenle spor kapitalizmi için saha içindeki insanüstü başarı fetiştir. Sporun egemenleri sıradan insanlara, “olağanüstü”yü satarak para kazanır.[15]

Tam da bunun için “Olimpiyatta Kim Ne Kazanır?”[16] sorusu eşliğinde “Olimpiyat(lar)ın Karanlık Yüzü”ne[17] kafa yorarak, “Olimpiyat Sadece Olimpiyat Değildir”[18] gerçeğini kavramaya gayret edelim.[19]

Bu konuda “Olimpiyat kardeşlik ve barış mı yoksa öldüresiye rekabet ve savaş mı? Olimpiyat aslında siyasete bulaşmış bir zengin sporu aktivitesidir. Sonuçta nüfusu kalabalık, ekonomisi güçlü, kişi başına geliri yüksek, kısacası zengin ve sanayileşmiş ülkeler madalyaları toplarlar, yani savaşı kazanırlar,”[20] belirlemesi gerçeğin özeti olurken; “Spor, yöresel dürtüler içine sıkıştırılıp, ahlâki yozlaşma ile tanımlanırsa şiddet ve kaos kaçınılmaz olarak alan bulur,”[21] saptamasını da eklemeden geçmeyelim!

Bu arada elbette sporun sınıfsal olduğu bir an dahi “es” geçilmemelidir.

Hatırlansın: Dünyayı, iki sınıf arasındaki uzlaşmaz karşıtlığın ışığında okumanın demodeleştirilmediği dönemlerde spor da burjuva ve proletaryaya ait hâlleriyle ikiye ayrılıyordu. Bugünün, spor endüstrisini kontrol eden IOC, FIFA gibi kurumları ve onların organizasyonları XIX. yüzyılın ikinci yarısında atılan temellerle sahneye hızlı bir giriş yaptı. Ancak işçi sınıfı da ondan aşağı kalmadı. İlk işçi kulüpleri, 1800’lerin ikinci yarısında Amerika ve Avrupa’da kuruldu. İşçi sınıfı içindeki örgütlülük durumuna paralel biçimde Avrupa’nın Almanca konuşan halkları kısa süre içerisinde hareketin direksiyonuna geçti. Bu merkezlerin başında Viyana kenti geliyordu.

İlk işçi jimnastik kulübü, 1891’de, 30 sene sonra “Kızıl Viyana” olarak anılmaya başlanacak olan kentte kuruldu. Kulüp, 1894’te ‘Genel Jimnastik Kulübü/ Allgemeiner Turnverein’ adını aldı ve birçok sporun icra edildiği bir merkeze dönüştü. İlerleyen yıllarda yeni kulüplerin kuruluşuna tanıklık edildi. Bu kulüpler, 1910’da ‘Avusturya İşçileri Jimnastik Birliği/ Österreichischer Arbeiter-Turnerbund’ adı altında birleşti. Kulüplerin toplam 70 bin üyesi vardı. 1924’e gelindiğinde ‘Avusturya İşçileri Spor ve Beden Eğitimi Birliği/ Arbeiterbund für Sport und Körperkultur in Österreich-ASKÖ’ adını alan organizasyon bünyesinde jimnastik, bisiklet, yürüyüş, yüzme, kayak, futbol, hentbol, judo ve hatta burjuvaziyle özdeşleşen tenis gibi sporlar dahi yapılıyordu.

1920’lerde faşist hareketlerin güçlenmesiyle sosyalist/komünist partilerin sporu antifaşist mücadeleyle birlikte ele alması aynı döneme denk gelir. Bu, elbette bir tesadüf değil. Paramiliter örgütlenmelerden fazlasıyla beslenen faşistlerle fiziksel karşı karşıya gelişler rutin hâle gelirken her iki taraf da üyelerini bu alanda eğitme ihtiyacı hissediyordu.

Avusturya’da “Wehrsport” yani “Paramiliter spor/ savunma sporu” Julius Deutsch’un öncülüğündeki ASKÖ’nün temel yönelimlerindendir. Wehrsport, kır koşusu, atıcılık sporları ve savunma sanatları gibi temel askeri eğitimle bağlantılı sporları içerir. Aynı zamanda Spor İşçileri Enternasyonali’nin (SWSI) de başkanı olan Deutsch, organizasyonun 1927’deki kongresinde şu önergenin kabul edilmesinde başrolü oynamıştır:

“Kapitalist sınıf, proletaryaya karşı savaşında demokratik ve cumhuriyetçi iktidar biçimlerine karşı faşist saldırı yöntemlerini kullanmaktadır. İşçileri sindirmek için silahlı çeteleri istihdam ediyorlar… İşçi sınıfı kendisini ancak savunma birlikleri kurarak başarıyla savunabilir… Proletaryanın fiziksel gücünün gelişmesine yardımcı olan organizasyonlar olarak tüm ülkelerdeki işçi sporları kurumlarının görevi bu savunma birliklerini mümkün olan her şekilde desteklemektir… Bu tip, birliklerin var olduğu ülkelerde işçi sporları kurumları onlarla iş birliği yapmalıdır. Karşılıklı destek sağlanmalıdır.”[22]

ASKÖ, ülke şartları ve dönemin Avusturya Sosyal Demokrat Partisi’nin de desteğiyle kısa sürede geniş kesimlere ulaşan, Viyana merkezli güçlü bir kültürel hegemonya aracına dönüştü. 300 bine yakın üyeye sahip olan organizasyon, nüfusa kıyasla dünya üzerindeki en büyük işçi sporcu örgütüydü.

Julius Deutsch, 1927’de Sosyalist İşçilerin Spor Enternasyonali’nin (SWSI) başkanlığına getirildi. 2 milyona yakın üyeye sahip olan SWSI, büyük bir ideolojik rekabet içerisinde olduğu, SSCB merkezli Kızıl Spor Enternasyonali (RSI) ile birlikte işçi sporlarının iki lokomotif örgütünden biriydi.[23]

1931 Viyana Olimpiyatları, işçi sporları tarihinin zirvesiydi. 2 bin 500 işçi sporcunun katıldığı oyunlar, 4 bin emekçinin, işçi sınıfının tarihini canlandırdığı gösteriyle başlamış, performans kodaman bir kapitalistin dev başının parçalara ayrılmasıyla sona ermişti. Sosyalist Viyana Konseyinin inşa ettiği stadyum, 100 bin kişiye ev sahipliği yapıyordu. Viyana’da oyunların futbol finali, 65 bin kişi tarafından izlenmişti.

2 milyona yakın üyesi olan SWSI’nin düzenlediği ilk işçi olimpiyatı olan 1925 Frankfurt’ta olduğu gibi, proletaryanın şöleninde milliyetçiliğe yer yoktu. Ulusal bayraklar taşınmadı, ulusal marşlar okunmadı.

1931 Viyana İşçi Olimpiyatları da epey politikti. İşçi sınıfının mesajı taşıdıkları “Faşizm Kızıl Viyana’da asla gol atamayacak” pankartında olduğu kadar netti.

Ne yazık ki görkemli kapanış seremonisinde taşınan “Dünyanın tüm proleterleri sporun etrafında birleşin” mesajı, fiiliyatta hayat bulamaz hâldeydi. Burjuvazi, işçi sınıfının üzerine faşizmi salmaya hazırlanırken dünya genelinde işçi sınıfı siyaseti bölünmüştü. Bu bölünme spora da yansıyordu.[24]

 

NEDİR (Mİ)?

 

Buradan bir “spor” olarak “Futbol Nedir?” sorusuna geçersek!

Kapitalist sistemde futbol, 3F formülüne içkindir. Yani Futbol + Fado + Fiesta…

Bu konuda Portekiz’i 40 yıl boyunca 3F ile yönettiğini söyleyen Antonio Salazar’ın itirafını asla unutmayın!

İspanya Diktatörü Francisco Franco da, Barnebau stadı için “150 bin kişilik uyku tulumu” benzetmesini yapmıştı!

1986 Meksika’daki Dünya Kupası’nda stadyumun her tarafına‚ “Gol değil, fasulye istiyoruz” yazan Meksika halkına sorun bir de sorunlarını manipülede futbolun işlevini!

Sonra da 1978’de Arjantin’deki Dünya Kupası ile askeri cunta bağıntılarını![25]

Öncelikle futbol taraftarların, dolayısıyla kitlenin afyonudur! Bir manipülatif illüzyon aracıdır...

Futbol bir rant kurgusuyken; egemen medya da, tüm illüzyonun baş failidir. Tetikçidir…

Statlar/ arenalar bu kurgunun pazarlarıdır.

Kolay mı?

“Stadyumlar birer toplum maketidir. Futbol, içerisinde yapıldığı toplumun bir aynasıdır. Futbol ilk oynandığı andan itibaren ideolojik bir oyundu ve hep öyle kaldı.”[26]

İnsanlar mesai saatinden artan zamanlarda bir şeylerle uğraşması gerekir. İnsan zihni meşguliyet ister. Peki insan boş zamanlarını yeme-içme ve uyuma dışına ne ile geçirecektir?

Kapitalist sistem bu boş zaman için yarattığı alternatifler muazzam derece çoktur. Hepsi tüketime dairdir. Bunlardan biri şüphesiz futboldur. Futbolu elbette yalnızca tüketimle değil bir afyon olarak da açıklayabiliriz.

Futbolun ilk çıkışı ile bugüne gelene kadar kazandığı nitelik birbirine zıttır. Futbol artık tamamıyla rekabete dayalı endüstriyel bir hâldedir. Adeta karşı karşıya gelenler futbolcular değil de milyon dolarlık banknotlardır. Profesyonel futbol bu hâldeyken taraftarlar ne hâldedir?

Artık profesyonel futbol, Çarşı gibi taraftar gruplarıyla da meşrulaştırılacak bir zeminde değildir. Sonuçta destekledikleri takım da milyon dolarlık şirket-kulüptür...

Her şeyi metalaştıran kapitalizm, futboldan da çok yüksek kazançlı bir kitle gösterisi yaratmıştır.

Yaşamlarındaki çıkış yolları tıkanmış insanlar, özellikle genç erkekler de statlara doluşarak, ellerinde takım bayraklarıyla, gürültü çıkaran ses araçlarıyla yapay takım kimliklerini haykırarak bu gösterinin bir parçası olmaktadır.

Eski Roma gladyatörlerinin günümüzdeki ardılları olan futbolcular da bu gösterinin hem ilahı hem de kurbanı olarak rollerini oynamaktadırlar. (Siz siz olun, “Bir ‘savaş modellemesi’ olarak futbol”[27] hakikâtini “es” geçmeyin!)

Her yanı alınır satılır meta olmuş futbol ve piyasası OECD’ye göre kara para aklama alanlarına dönüşürken; suç örgütleri de futbola yatırım yaparak bahis, gayrimenkul gibi sektörlerde hâkimiyet elde ettikleri gibi iktidarla ilişki kuruyorlar.

Yeri gelmişken anımsatalım: Dünyanın en güçlü “mafyası” durumuna dönüşen FIFA’nın söz geçirmediği ülke var mı?

Kirli bir kurum bu FIFA. Dünya Kupası organizasyonunu bu kurum yapıyor. Kirli bir geçmişi var ama asıl bomba 2015’te patlamıştı. FIFA kongresi için İsviçre’de bulunan FIFA yetkililerinden altısı, ABD’nin isteği üzerine tutuklanınca büyük bir skandal ortaya çıkmıştı. 2018 Dünya Kupası’nın Rusya’da, 2022 Dünya Kupası’nın da Katar’da düzenlenmesine karar veren bu altı yönetici kara para aklıyorlarmış meğer. Sadece bu değil tabii. Dünya Kupası’yla ilgili yayın hakları, pazarlama gibi konularda tam 20 yıldır yolsuzluk yapılıyormuş FIFA’da; tutarı 100 milyon dolar bu yolsuzluğun. Suçlamalar arasında tehdit, şantaj, dolandırıcılık da var.

FIFA’nın futboldan başka eğlencesi olmayan yoksul ülkelere, kendi olanaklarını asla sunmamasının nedeni, o ülkelerden rüşvet verecek kimse bulamamaları. O denli yoksul çünkü o ülkeler. Kupa’nın Brezilya’da gerçekleşmesi için aldıkları rüşvetten FIFA’nın Brezilyalı yetkilisi Jose Hawilla’ya da pay verdiklerini bilince insan, Brezilya’lı muhaliflere hak veriyor.

Bu skandal dünyayı sarsarken bir haber de İngiltere’den geldi. Başta HSBC olmak üzere birçok banka FIFA’nın paralarını aklamışlar meğer.

Dibine kadar siyasete de gömülmüş bir kurum bu FIFA. Çok sayıda önemli politikacıya ya da adlarına kurulmuş kurumlara para dağıttığı ortaya çıktı. Bunlar arasında Clinton Vakfı da var.

ABD Adalet Bakanlığı, FIFA’yı bir suç örgütü olarak değerlendiriyor. FIFA’nın 2001-2014 arası toplam 5.7 milyar olan gelirinin yüzde 70’inin Brezilya’da düzenlenen 2014 Dünya Kupası’nın televizyon ve pazarlama haklarından geldiği, burada büyük yolsuzlukların döndüğü belirtiliyor.

FIFA yöneticilerinin 2026 ve 2030 Dünya Kupası’nın yayın haklarını rüşvet karşılığı Globo ve Televisa kanallarına verdiği iddiaları da vardı. Konuyla ilgili açılan davada suçlanan isimler arasında Jorge Delhon adlı biri de bulunuyordu. Buenos Aires’te kendini bir trenin önüne atarak intihar etti.

FIFA yöneticileri rüşvet iddiasını kabul edip savunma yaptıklarında ne dediler biliyor musunuz? “Rüşvet verilen ülkelerde rüşvet bir alışkanlıktır”![28]

Bunlara ek alarak: ‘The Black Sea’ sitesinde yayımlanan ‘Football Leaks’ belgeleri, futbolun nasıl yozlaştırıldığını; federasyonların, yetkililerinin, menajerlerin ve yatırımcıların yaptığı gizli anlaşmaları belgeleriyle ortaya çıkarttı. 3.4 terabaytlık 70 milyondan fazla elektronik belgenin aylarca incelenmesinin ardından, başta FIFA Başkanı Gianni Infantino olmak üzere, birçok üst düzey futbol yöneticisinin de dahil hileli işlemleri barındırıyor. Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar’lı sermayedarların sahibi olduğu Paris Saint-Germain FC (PSG) ve Manchester City kulüpleri de finansal doping yoluyla Finansal Fair Pay (FFP) kurallarını ihlâl etme iddialarıyla karşı karşıya kalmış durumda.[29]

Her kim ki “futbol güzellemesi” yaparsa, önceden durup “Endüstriyel futbolun en ileri aşaması: Finansal futbol” gerçeği üzerine düşünmelidir![30]

Futbola “endüstriyel” demek yeterli mi? Hayır! Çünkü Tuğrul Akşar’a göre, “2000’den itibaren UEFA’nın organizatörlüğünde futbol artık finansal bir nitelik kazandı. Futbolda topun şeklinden başka neredeyse her şey değişti.”[31]

Evet futbol bir piyasa yatırımına dönüştü. “Forma renkleri” yerini giderek piyasaların çıkar dünyasının parasal renklerine bıraktı; formalar, şortlar, stadyumlar, futbol liglerinin adları bir çırpıda sponsor firmaların ve çokuluslu şirketlerin adları ile anılır oldu. Futbol (ve her spor) işsiz, umutsuz ve dışlanmış kitlelerin tepkilerini dışa vurabileceği kitlesel arenalara dönüştü(rüldü.) Futbolda yükselen şiddet eğilimi bozulan gelir dağılımının bir yansıması olarak ortaya çıktı.

Sosyologlar tribünlerde ırkçılığın ve milliyetçiliğin yaygınlaştırılmasına dikkat çekerken; taraftarlık da sorunlu insan kalabalığından oluşan patolojik bir vakaya dönüştü.[32]

 

İŞLEVİ

 

Yuval Noah Harari’nin, “Milletler ve dinler hormonlu futbol kulüplerine benzer,”[33] saptamasıyla müsemma futbol eğlence, etkinlik ve kapsayıcılık ile birliktelik duygusunu içerir. Ancak sınıfların, yönetimlerin elinde tutsak alınan bir oyundur.

Bilindiği üzere futbol, toplumsal yaşamın sosyoekonomik kaynaklı uyaran-tepki veren sinir uçlarını törpüleyip, duyarsızlaştıran etkili bir afyon/ uyuşturucudur.

Daha çok da ezilen sınıfların kendilerini iyi hissetme ihtiyaçlarından birisi olarak “aidiyet bağı” oluşturma yöntemi ile sınıf çelişkilerinin törpülendiği futbol ile kapitalizm insanları nasıl etkisi altına alabileceğini çok iyi biliyor. Sporu, insanları uyutmak için kullanıyor. Oyuncular, takımlar, yönetimler kendi içerisinde milyarları çevirirken, ezilenleri uyuşturmak için kullanıyor.

Spor yazarı Ali Fikri Işık, “Herkes, işi futbolun imkânlarına dayanmadan masa üstünde kurtarmaya çalışıyor… Stadyumlar paramiliter güçlerin kontrolünde… Statlar hâlâ ‘Şehitler ölmez vatan bölünmez’ sloganları ile çınlıyor. Dünyanın hiç bir yerinde yok ama Türkiye’deki mahalle maçları bile İstiklal Marşı ile açılıyor. Oysa ulusal marşlar sadece ulusal turnuvalarda okunur. Türkiye’de ise şovenizmi, askeri vesayetin egemenliğini diri tutmak, sürdürmek amacıyla bu yapılıyor,”[34] derken; futbol sadece bir oyun değildir. “Bir Mühendislik”[35] ve sermaye sınıfının gelir kaynağıdır aynı zamanda. Dünyanın birçok ülkesinde insanlar açlıktan ölürken, endüstriyel futbol piyasasında bir oyuncu için milyonlar dönüyor.

“İçinde barındırdığı ‘rant’ ve toplumu de-politize etme kurgusu, onu aynı zamanda sıkışan toplumsal muhalif birikimi bir topraklama alanı hâline getirmektedir… Devletin bu kadar stad yapması futbol adına değildir. Onlar için buralar birer uyku tulumudur.”[36]

Yani kafeslenen insan(lık)ın deşarj mekanizması, kitlesel boşalma zeminine dönüş(türül)en futbol sermayedarların oyuncağıdır.

 

EKONOMİK GERÇEK

 

“3.5 yılda 443 milyon avroluk transfer”[37] yapılan ve 2017’de “Süper Ligin 1.1 milyar dolar değere koştu”ğundan[38] ya da 2018’de “Süper Lig ekiplerinin 392 milyon avroluk zarar”ından[39] söz edilen veya Süper Lig takımlarının 2017-2018 sezonu yaz transfer döneminde 3 ayda 402 milyon harcadıkları[40] bir sektörden söz ediyoruz.

Uluslararası denetim, vergi ve danışmanlık şirketi PricewaterhouseCoopers (PwC), 2009’da değeri 114 milyar dolar olan dünya spor endüstrisinin, 2013’te değerinin yüzde 3.8 oranında büyüyerek 133 milyar dolara çıkacağını belirttiği endüstrinin 114 milyar dolarlık değeri, 129 ülkenin milli gelirinden daha fazla olduğunu belirtti.[41]

Türkiye’de futbol pastasının on yılda yüzde 290 büyürken;[42] “Arap-Çin sermayesi el ele vererek dünya futboluna yön vermeye başladı.”[43]

Söz konusu hâle ilişkin ‘Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği’ (FIFA), BM ile ‘Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’ (OECD) raporlarında futbol için “Yasadışı kazanç peşinde koşanlar ile kara para aklayıcılarının sektöre girdiği”ne dikkat çekiliyor.[44]

Bu tabloda ‘Uluslararası Profesyonel Futbolcular Birliği’nin (FIFPro) ‘Futbolun Kara Defteri’ araştırmasına göre kariyerini Avrupa’da sürdüren her 4 futbolcudan biri, oynadığı ligde şike yapıldığından haberdar![45]

İş bu merkezdeyken; kimse “güzel oyunun” ekonomi-politiğinin anlattığı gerçeğe sırt dönemez, dönmemelidir de!

 

VE COĞRAFYAMIZ

 

Eduardo Galeano’nun, “Bugün ne yazık ki, asilce kaybetmektense şerefsizce kazanmanın çok daha iyi olduğunu düşünen taraftarların ve yöneticilerin sayısı oldukça fazladır,”[46] notunu düşmeden edemediği futbolun “Siyasetin Gölgesinde”[47] olduğu inkâr edilemez.

Örneğin coğrafyamızda bir “Futbol federasyonu değil, inşaatçılar birliği”nden söz edilebilir. Futbol Federasyonu, 2009’daki kanun değişikliği ve 2011’deki genel kurul müdahalesi ile futbol dışındaki tüm kesimlerin “boy gösterdiği” mecra hâline geldi.

AKP iktidarının, “futbolu da yönetelim” sevdası, TFF Genel Kurulu’nu müteahhit, holding sahibi, AKP denetimindeki kamu kurumları ve yine AKP’li belediyelerin arka bahçesine çevirirken, 2008’e kadar yaklaşık yüzde 40’lık oy oranına sahip taban birlikleri, yasa ve yönetmelik değişiklikleriyle güçlerini büyük ölçüde yitirdiler. Eski TFF başkanları ve UEFA’daki görevleri nedeniyle genel kurulda “ismen” yer alan futbol insanlarının dışındaki hakem, futbolcu, teknik direktör, amatörler ve engellilerin oy oranı yüzde 12’lere kadar düştü.

TFF’nin yönetim kurulunda holding sahipleri, inşaat ve gayrimenkulle uğraşanlar ön plandayken;[48] ‘Türkiye Futbol Adamları Derneği’ Başkanı Sinan Vardar, “Türk futbolu uçurumun eşiğinde değil, artık uçurumdan yuvarlanmış hâldedir,”[49] demeden edemiyor!

Haksız da değil!

Yani iktidar, yancı sermaye medyası, belediyesiyle, üst yönetimiyle bir takıma bu denli yaklaşırsa, doğal olarak ülkede futbolu yönetenler de o kulübe sıcak bakıyorlar...

“Türkiye’deki mevcut iktidarın bir takımı var mı?”, var! Devlet kaynaklarıyla o takıma modern bir stat yapıldı mı, yapıldı! Devletle iş yapan müteahhit firmalarla Bakanların sahibi olduğu kuruluşlar o takıma sponsorluk adı altında maddi destek sağlıyor mu, sağlıyor! Ve hakemler, neredeyse tüm kural ve teamülleri yerle yeksan etme pahasına, Başakşehir’e sahada kazandırma yarışındalar mı, yarışındaydılar![50] Öyle de oldu!

Erdoğan’ın oğlu Bilal Bey’in Başakşehir’in şampiyonluk atkısı ile stada gelmesi[51] ya da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Başakşehir’i biz kurduk” diyerek destek verdiği[52] Medipol Başakşehir FK bir AKP eseridir![53]

Arda’yı maç başı, bonus ve diğer ödemeler dahil yaklaşık 10 milyon Avro’ya transfer eden Medipol Başakşehir FK, İBB Başkanvekili damat Göksel Gümüşdağ’a 7 milyona ihalesiz satıldı, stat hediye edildi. Takımın gerçek değeri 80.85 milyon Avro idi![54]

Bu kadar da değil! Dahası da şöyleydi:[55]

 

Güreş Federasyonu Başkanı Hamza Yerlikaya

Eski AKP milletvekili.

Badminton Federasyonu Başkanı Murat Özmekik

Milli Gençlik Vakfı üyesi ve Samanyolu Okulları öğretmeni.

Gelişmekte Olan Spor Branşları Federasyonu Başkanı Haydar Doğan

AKP Tunceli Milletvekili adayı.

Bocce Bowling Federasyonu Başkanı Ahmet Recep Tekcan

Ankara Büyükşehir Belediyesi Basın Halkla İlişkiler Daire Başkanı.

Atıcılık ve Avcılık Federasyonu Başkanı Nur Ala Aliş

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın yakın arkadaşı.

Boks Federasyonu Başkanı Eyüp Gözgeç

AKP Etimesgut Belediye Meclis üyesi.

İşitme Engelliler Federasyonu Başkanı Osman Aslan

AKP milletvekili adayı.

 

Evet futbol gibi sporun tüm alanları da iktidarın at koşturduğu manipülasyon alanlarıdır!

Örneğin Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen 2. Futbol Zirvesi, referandum öncesi siyasi şova dönüşmüştü. Cumhurbaşkanı Erdoğan, hayırcıları holigana benzetip, “Nasıl futbolun holiganları varsa, hâlâ holigan siyasetiyle netice almaya çalışanların bulunduğunu görüyoruz” derken; dönemin TFF Başkanı Yıldırım Demirören de zirvenin açılış konuşmasını, “Sayın Cumhurbaşkanım daha güçlü Türkiye için 17 Nisan sabahı ‘Evet’ diyen bir Türkiye’ye uyanmak için saygılarımı sunuyorum” diye bitirmişti.[56]

Bir şey daha: Coğrafyamızda spor haberleri zayıftır; salt skor ya da aktüel yönüyle ilgilenilir.

Örneğin… Adana Demirspor’un süper lige çıkmasıyla, kulüp başkanı Murat Sancak arasındaki ekonomi-politik ilişki sorgulanmaz.

Örneğin… Giresunspor’un süper lige çıkmasıyla, kulüp başkanı Hakan Karaahmet ile AKP’li Nurettin Canikli arasındaki ilişki irdelenmez.

Gerek Sancak’ın gerek Karaahmet’in son yıllardaki ticari-siyasi başarılarıyla takımlarını şampiyon yapmaları arasındaki bağlantı incelenmez.

Ki bu iş adamlarının yolu mutlaka medya patronluğundan geçer! Bu iş adamlarının yolu mutlaka kurşunlanma gibi adli vakalardan geçer…

Bu sezon şampiyonluğa oynayan bir diğer takım Samsunspor idi. Kulüp başkanı Yüksel Yıldırım’ın demeçleri spor sayfalarında pek yer bulmadı:

Dedi ki: Murat Sancak biz hangi takımla oynasak teşvik primi dağıttı; rüşvetin belgesi olmuyor…

Dedi ki: Murat Sancak üç senedir çok büyük paralar harcadı, takımını süper lige çıkaramadı, bu yıl gözünü kararttı…

Dedi ki: Neden Samsunsporlu taraftarlar stada giremezken, Adana Demirsporlular bu kadar rahat davranabiliyor? ‘Süleyman Soylu’nun oğlu’ dediler. Emniyet müdürü onların karşısında önlerini ilikliyor. Bunlar açık açık söylendi…

Bu söz üzerine İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, şahsına, ailesine ve emniyet teşkilatına yönelik hakaret ettiği ve iftirada bulunduğu gerekçesiyle Yüksel Yıldırım hakkında suç duyurusunda bulundu.

Yüksel Yıldırım, Bakan Soylu’dan özür diledi.

Bu olaydan üç gün sonra medyaya şu haber düştü:

- Liman işletmecisi Yılport Holding’in, Ekvador’da işlettiği Puerto Bolivar Limanı’ndan Türkiye’ye gelmek üzere yola çıkan bir yük gemisinde Panama’da yapılan aramada 616 paket (600 kilogramdan fazla) kokain bulundu!

Yıllardır bu tür haberleri takip ederim; bu haberde ilgimi çeken şu oldu:

- “Liman işletmecisi Yılport Holding…”

Bugüne kadar gemilerde yakalanan uyuşturucu da ”liman işletmecisi” adını ilk kez duydum.

Yılport Holding açıklama yaptı:

- “Dünyanın 10 ülkesinde, 22 adet limanın işletmeciliğini yapıyoruz. Çalıştığımız limanların bazılarında, bilhassa Latin Amerika’daki limanlarımızda, maalesef kaçakçılık girişimleriyle karşılaşmaktayız. Limanlarımızı en üst seviyede kaçakçılığa karşı mücadele ekipmanlarıyla donatsak dahi, yasa dışı örgütler farklı yöntemler deneyerek kaçakçılık faaliyetleri denemektedir. Buna karşılık biz de kolluk kuvvetleriyle eşgüdüm içinde çalışarak, her yıl tonlarca kaçak mal yakalıyoruz ve yerel güvenlik birimlerine teslim ediyoruz.”

Evet, futbol asla sadece futbol değildir! Kaşıdıkça altından neler çıkar neler… Yılport’un sahibi/ Samsunspor başkanı Yüksel Yıldırım’ı tanır mıydınız mesela?[57]

 

BİR PARANTEZ

 

Şimdi burada John Boynton Priestley’in, “Kesê ku fikra wî, futbol tenê 22 merivê li pey ajotina topekê bazdan be, tu cudayîyek nîne ji gotina ku keman ji ta û jiya kemanê, Hamlet jî ji kaxiz û hibirê pêkhatîye/ Futbolun 22 adamın topun peşinden koşması olduğunu düşünmenin, kemanın telden ve yaydan, Hamlet’in kağıt ve mürekkepten ibaret olduğunu söylemekten bir farkı yoktur,” vurgusuyla “Futbol asla sadece futbol olmadığı” babında bir parantez açmamız gerekiyor.

Belki bir zamanlar bir spordu, ama gelinen noktada kesinlikle sadece spor ol(a)mayan futbol, mafyanın kol gezip para akladığı, lümpenlerin statları mesken tuttuğu geçim kaynağıdır…

İkilemlerin oyunu futbol bir endüstridir. Aynı hammaddeleri alıp işleyip ürün olarak satan işletmeler gibi küçük kulüpler gelecek vaat eden genç futbolcuları alıp yetiştirir sonra da büyük kulüplere satarlar. Büyük kulüpler formasından kaşkoluna, televizyon yayınından kredi kartına kadar birçok kalemlerde gelir elde ederler. Her kulüp bir firmadır dolayısı ile. Vizyon sahibi ve iyi yöneticileri olan firmalar bu işten devasa paralar kazanabilirler…

Futbolcu ve teknik direktör için zenginlik kapısı, yönetici için işletme, ticarethane, taraftar için tüketen, köleleştiren bir eğlencedir…

Günümüzün futbolu sportif bir faaliyet ya da bir uğraş olmaktan çıkıp büyük bir ekonomik gücü içinde barındıran bir sektör olarak karşımızda durmaktadır. Futbol, zannedildiği gibi bir spor değil, bir endüstri oyunudur; kâr amacı güden bir sektördür…

“İyi de bu ne demek” mi?

Sporu spor olduğu için yaparız. Anlamı kendindedir. İnsanın bedeniyle kurduğu ilişkidir. Bizim yüzme yarışlarımız, bisiklet binme edimlerimizden farklı olarak bir oyun değil ise, ona spor değil, endüstri denmeli; sektör denmelidir…

Yaygınlığını basitliğine borçlu futbol iğrençlik hâline gelmiş bir oyundur; üzerinde dönen para miktarı arttıkça pisleşen “spor” dalı...

Basitliğinden olsa gerek, yediden yetmişe ilgilenen herkes hakkında yorum yapabildiği modern çağın meydan savaşıdır ve bundandır ki sık sık oyun ve savaş arasındaki çizgi silikleşivermektedir...

Evet, bir yanıyla da Brezilya dizisi gibidir futbol; entrikaların, hayal kırıklıklarının, mutlulukların, aşkların yaşandığı. Hatalar ve haksızlıklar çok yapılır. Tartışmalar, tartışanlar çok olur. Zaten herkes tartışabildiği için bu kadar popüler bu spor dalıdır…

Fanatik ucubelerin, travmatik bozuklukların, bitip tükenmek bilmeyen sonsuz geyiklerin konusu, lolipoptur…

Spor dalları içinde gitgide en çirkini, en kirlisi futbolda etkisiz eleman sadece futbol ya da spor iken; kapitalizmde futbol rekabet, şiddet, holiganlıktır; bir oyun değil, ölüm kalım meselesidir ve halkı uyutmaya yarar…

Spor dışında her şey  -politik güç arenası, üzerinden milyarlar kazanılan bir ticaret, mafyanın güç alanı, kitlelerin afyonu, ırkçılık-milliyetçilik sergisi- olan kapitalist futbol sektörü, aşağı yukarı bütün içindekilerle birlikte, bir soygun ve talan alanıdır; modern dünyanın dini; şiddeti, ırkçılığı, ayrımcılığı, cinsiyetçiliği körükleyendir…

Bir ideolojik söylem olarak milliyetçilik, eşit­lik (“biz”) ve fark­lılık (“ötekiler”) ilişkisinin ürünüdür. Bu ilişkinin, “rakip”, “düşman”, “ezen”, “tâbi” vb. olarak “onlar”a karşı antagonistik bir tarzda eklemlenmesini temsil eder…

İnsanları kanlı; bıçaklı hâle getiren futbol, kitlesel saplantıdır; Antonio Gramsci’nin, “Açık havada ortaya konan insan sadakatinin krallığıdır futbol,” saptamasını tekzip eder.

Modern uyuşturuculardan futbol insanları fanatikleştiren, hırslandıran, kahreden, milli maçlarda millileştiren, topyekûn var olduğumuz, uluslaştığımız, bütünleştiğimiz ya da duygularımızın zıvanadan çıkarıldığı bir “savaş”tır, takımlar arası zapt edilmeyen linç girişimleriyle müsemmadır…

Ve nihayet “Futbol; toplumdaki büyük bir çoğunluk için hayatın anlamı olacak kadar önem kazanmasının en büyük nedeni medya ve devletin desteğidir. Her ne kadar devlet ana, devlet baba denilse de, medya da halk üzerinde büyük etkiye sahiptir. Medyanın destek verdiği her şey halk arasında da rağbet görür. Eğer medya destek vermezse, spor dalları bile çoğunluk tarafından destek göremez.”[58]

 

“SON”LARKEN…

 

Hâlâ neyi tartışıyoruz! “Futbol gibi popüler kültürün en büyük rant ve gösteri alanında olabilecekler yıllardır bilinmiyor mu?”[59]

“Dayanışmayı dışlamış, yarışmayı ilke edinmiş bir toplum elbette futbolun hırs, mücadele, karşıtlık yönlerini büyük bir sahadaki düşmanlığa ve şiddete dönüştürür”ken;[60] “Futbol, bir akıl tutulmasıdır ve geniş bir kesim bu tutulmanın kapsama alanındadır.”[61]

Kaldı ki, “Futbol kazanma hırsı olmadan meyve verecek bir oyun değil. Futbolda karşıtlıklar kurulmadan seyircilere keyif vermek mümkün değil. Bu nedenle futbolu izlenebilir kılan, kulüpler arası dayanışma değil, yarışmadır. Yarışmacı ve ‘kutuplaştırıcı’ olan futbolun hayatın içine sirayet edişine bakalım”![62]

İşte o zaman futbolun ne olduğunu anlayabileceğiz…

Diyeceklerimizi, “Biz futbolun sahte dünyasının içindeyiz. Bu tamamen düzmece bir dünya. Bizlere, basit bir oyun oynamamız için milyon dolarlar veriyorlar, ama biz sadece sistemin devam etmesi için kendini satan köleleriz. Ben sadece futbolcu Almeyda, değilim. Ben bir babayım, bir insanım, bir çiftçiyim. Sadece futbolun içinde kaldığım her gün gerçek Almeyda’dan uzaklaşıp kişiliğimi yitiriyorum,” diyen Jesus Almeyda’nın “itiraf”ına bir haber ekleyerek noktalayalım:

Futbol sahalarında ender görülen hareketlerden bir İspanya’da yaşandı. İspanya Birinci Futbol Ligi (La Liga) ekiplerinden Sporting Gijon’un 25 yaşındaki savunma oyuncusu Javi Poves, futbol dünyasındaki paraya dayalı kirli düzenden bıktığını söyleyerek futbolu bıraktığını açıkladı.

Bu kirli sistemin bir parçası olmaya daha fazla dayanamayacağını söyleyen Poves, “Ben küçükken bu oyunu büyük bir sevgiyle oynardım. Ama şimdi farkına varıyorum ki futbolda her şey para demek. Bu futbol kirlidir ve hepimiz kandırılıyoruz. Afrika’daki, Amerika’daki, Asya’daki insanların ölümleri üzerinden para kazanılan bir sistemin parçası olmak istemiyorum” diyerek profesyonel futbolculuğu bırakma kararını açıkladı.

Profesyonel futbolun para ve sahtekârlık üzerine kurulu olduğunu dile getiren Poves, “kapitalizm ölüm demektir” ifadesini de kullandı.

 

 

10.06.2021 (Temel Demirer)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

ŞİİR İNCE İŞTİR; KALIN KAFALARA TESİR ETMEZ!

NURHAK AYAKTAYKEN “ÖLDÜ MÜ DENİR ONLARA”?!

HAKLAR(IMIZ) İÇİN DEVLETE KARŞI ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ

MADIMAK’TA YAKILIP YIKILAN HEPİMİZDİK

SEVDİĞİ RENK MAVİ; TUTKUSU DA AŞK VE DEVRİMDİ

HAKLAR(IMIZ) İÇİN DEVLETE KARŞI ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ

MAFYASIZ KAPİTALİZM OL(A)MAZ

BUGÜNDE ‘68/ ‘71’İ ANLAMAK

1830’DAN 1871’E -AVRUPA’DA- SINIF SAVAŞLARI

GENÇLİK(İM)DEN KALAN(LAR) FİKRET İLE TİMUR

NEFRETİN, AYRIMIN BOY HEDEFİ: ÖTEKİLEŞTİRİLEN ALEVÎ(LER)

İKTİSADÎ ÇÖKÜŞ, BEŞERÎ ÇÖZÜLME

1 MAYIS’A GİDERKEN

ANIN YAZARI: ADALET AĞAOĞLU

KARDEŞİM(İZ)İN “DAVA”SI (MI?)![*]

SAHNE (DURUŞU) PERFORMANSININ POLİTİKASI

YEDİ NOKTA YA DA YETER ARTIK

YAZMAK SERÜVENİNE BİR BAKIŞ

ÇİN DEYİNCE...

KLASİK MÜZİĞİN ÖNEMİ[*]

ÖZGÜRLÜK YERKÜREYİ KURTARIP, GÜZELLEŞTİRME UMUDU VE İRADESİDİR

KAHVERENGİ TONLU COVİD-19 GÜNLERİNDE (C)EZAEVLERİ

“İŞÇİ SINIFI” DEYİNCE

ANILAR, SESLER, ŞARKILAR

ÖZGÜR İFADE “HAZIR OL”DA DUR(A)MAZ

MİZAH/GÜLMECE ŞAH(LAR)I MAT EDER

DEDE EFENDİ’Lİ, İTRÎ’Lİ, LİMONCİYAN’LI KLASİK MÛSİKÎ

EKONOMİK VAZİYET(İMİZ) İLE BEŞERİ TABLO(MUZ)[1]

“ADINI SİZ KOYUN” 3

“ADINI SİZ KOYUN” 2

“ADINI SİZ KOYUN”

“AZ YAZIP ÇOK SÖYLEYEN” CEMAL SÜREYA

İSYAN SANCAĞINI YÜKSELTENLERİN KUŞAĞINDANDIR GENÇLİK

ÖRNEKLERİYLE -OLMASI GEREKEN- AYKIRI[*]

YAPITLARIYLA HAFIZALARDAN SİLİN(E)MEYEN AGNÈS VARDA

“ŞİMDİLERDE KARAMSARLIĞI DAHA İYİ ZAMANLARA BIRAKALIM”

GOMİDAS’LI HALK MÜZİĞİ(MİZ)

ŞAİRLER GALERİSİ

RUMLARA DAİR TARİH (B)İLGİSİ

GEÇMİŞTEN (BUGÜNDEKİ) GELECEĞE

IRKÇILIK/ FAŞİZM SUÇU

COVID-19 GÜNLERİNDE SORU(N)LAR, SORUMLUKLAR

V. İ. LENİN VE EKİM DEVRİMİ

HÂLÂ ONLARLAYIZ; ONLARDANIZ

“MED CEZİR”Lİ ‘ÇETİN’ KALEM

AYDIN DURUŞU VE SORUMLULUĞU

VATAN’IN F3’ÜNDE DÖRT GÜN

SORU(N)LAR, YANIT(SIZLIK)LAR

TRUMP KÂBUSU VE EMPERYALİST ABD

DOĞAN HIZLAN VESİLESİYLE ELEŞTİRİ VE YAZMAK ÜSTÜNE

BİR “İZMİRKOLİK”İN SERÜVENİ

TÜRKÜLER(İMİZ) VE BİZ

HAYALLERİMİZİ EMZİREN YAZMAK EYLEMİ

LAİKLİK ZARURETTİR

15-16 HAZİRAN İŞÇİ SINIFININDIR; ÖĞRETEN TARİHİMİZDİR ( 2 )

15-16 HAZİRAN İŞÇİ SINIFININDIR; ÖĞRETEN TARİHİMİZDİR

DOĞAN GÜNÜN OZANLARI

SURUÇ’UN 33’LERİ VE ONLARIN ÇAĞDAŞ AYDIN’I

ARKADAŞ(IMIZ) Z. ÖZGER

“DİNEN BİR FIRTINA”YI ANLA(T)MAK

“MODAYI BİLİP DE ONA KAPILMAYAN”DI AHMET OKTAY

ÖZLEMLERİN İSYAN ÇIĞLIĞIDIR ŞİİR

PINAR YOLDAŞA KALKAN ELLER KIRILIR

BİR SEVDADIR TİYATRO

ÖMER ŞERİF’İN OYUNCULUĞU

2020’NİN 18 MAYIS’INDA ONA DAİR

YER İLE GÖK ARASINDAKİ UYUM: KLASİK MÜZİK

6 MAYIS HAKİKÂTİ ÖLÜMSÜZDÜR

ÖLÜM ORUCUNUN 320. GÜNÜNDE İBRAHİM GÖKÇEK İÇİN

COVID-19 YERKÜRESİ İLE COĞRAFYAMIZDA 1 MAYIS 2020 ( 2 )

COVID-19 YERKÜRESİ İLE COĞRAFYAMIZDA 1 MAYIS 2020

ÖĞRENCİSİ OLDUĞUM ‘İNSANCIL’A DAİR

BUGÜNÜ VE SONRASI İLE COVID-19

“DUVAR”(LAR)I AŞAN O; HÂLÂ “UMUT”LA “YOL”DA, BİZİMLEDİR ( 2 )

“DUVAR”(LAR)I AŞAN O; HÂLÂ “UMUT”LA “YOL”DA, BİZİMLEDİR

UNUTAMADIĞIM FİLM(LER), YÖNETMEN(LER), OYUNCU(LAR

HAPİSHANE(LERİN) HÂL(LER)İ ( 2 )

HAPİSHANE(LERİN) HÂL(LER)İ

TARIM(IN) HÂL(LER)İ

KLASİK MÜZİĞİN FARKLI İKİLİSİ: MOZART İLE STRAUSS

AŞIKTI, “GARİP”Tİ, HALK DERVİŞİ NEŞET ERTAŞ

TARİH(İMİZ)E HAYRANLIKLA, MİNNETLE, SAYGIYLA

ÇOKSESLİ MÜZİĞİN DEVRİMCİ DEHASI BEETHOVEN

SİNEMAMIZIN DERVİŞİ: AYTAÇ ARMAN[*]

EYGİ VESİLESİYLE -BALIK HAFIZALILAR İÇİN- 50 YIL SONRA “KANLI PAZAR

19 ARALIK’IN (C)EZAEVLERİ GERÇEĞİ! ( 2 )

19 ARALIK’IN (C)EZAEVLERİ GERÇEĞİ!

KRİZ İLE GELEN(LER)

USTANIN KADİM DOSTU, YADİGÂRI BALABAN

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR? ( 3 )

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR? (2)

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR?

IŞIĞIN RESMİNİ ÇİZEREK, TARİHİ ZAPT ETMEK

KRİZ KISKACINDA: YERKÜRE, COĞRAFYAMIZ VE İŞÇİLER ( 2 )

KRİZ KISKACINDA: YERKÜRE, COĞRAFYAMIZ VE İŞÇİLER

EMPERYALİZM ÇAĞINDA BARIŞ SAVAŞ DEMEKTİR, SAVAŞ DA BARIŞ! ( 2 )

EMPERYALİZM ÇAĞINDA BARIŞ SAVAŞ DEMEKTİR, SAVAŞ DA BARIŞ!

BLUES, CAZ, ROCK VE ÖTESİ ( 2 )

BLUES, CAZ, ROCK VE ÖTESİ…

“YDD” EŞİTSİZLİĞİ VE GÖÇ(MENLİK) ( 2 )

“YDD” EŞİTSİZLİĞİ VE GÖÇ(MENLİK)

EKONOMİK HÂL(İMİZ) Mİ ( 2)

EKONOMİK HÂL(İMİZ) Mİ?!

HAS BİR TİYATROCU: CÜNEYT TÜREL

AHMET KAYA VARDI, VARDIR, VAR OLACAKTIR

KAVGADAN BESLENİP; ONU ÇOĞALTAN ŞİİRİN ŞAİRİ: ADNAN YÜCEL

33’LER İLE ÇAĞDAŞ’INDAN ÖĞRENDİKLERİM(İZ)[*]

ULUSLARARASI KAOSUN GELECEĞİ

İMPARATORLUĞUN TRUMP’LI ENCAMI ( 2)

İMPARATORLUĞUN TRUMP’LI ENCAMI

POLİTİK (DEVRİMCİ) MÜZİK ( 2 )

POLİTİK (DEVRİMCİ) MÜZİK

KÖLELİĞE KARŞI MÜCADELENİN BİRLİĞİ İÇİN (YA DA “NE OLUYOR; NASIL; NE YAPMALI” MI?)

ELEŞTİREL ARABESK HİKÂYESİ

SÖZÜN MİLİTAN EYLEMİ; HAKİKÂTİN BEDELİ ÖDENMİŞ SÖZCÜSÜ

KIPIR KIPIR, NEŞE DOLU “DELİ KADIN”: AYŞEN GRUDA

CUMHURİYET İLE MÜZİK(İMİZ)

BAŞKALAŞANLARDAN DEĞİL, GELİŞENLERDENDİ GÜLRİZ SURURİ

KİTLE ÖRGÜTLERİ VE DEMOKRATİK İŞLERLİK

“SANAT UZUN, YAŞAM KISA”YDI MELİH CEVDET İÇİN

ZOR(UNLU) BİR MESELE: ALTERNATİF DEVRİMCİ-HALKÇI YEREL YÖNETİM

YAZDIĞINIZ YAŞAM YA DA SAFSATADIR!

HALKIN -BAŞKALDIRAN- ARZUHÂLCİSİ: YAŞAR KEMAL

ERMENİ SOYKIRIMI’NIN BELGESİ VAR (MI?)[2]

ERMENİ SOYKIRIMI’NIN BELGESİ VAR (MI?)

MAYIS KIZILLIĞINDA ‘71 KOPUŞU VE KAYPAKKAYA

BUGÜN(ÜMÜZ)DE FAŞİZM(LER)

SİNEMANIN MÜSTESNA İSİM: METİN ERKSAN

İNSAN OLMAK ZORKEN, ‘İNSAN’DI ZEKİ ALASYA

ÖLÜMSÜZLÜK BAĞLAMLI KIZILDERE(MİZ)

SAİT FAİK’İN DÜŞ(ÜNCE)LERİ

İSYANA DÖNÜŞ(EME)YEN İTİRAZ VEYA MÜSLÜM GÜRSES HİKÂYESİ (Mİ?

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM ( 3 )

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM ( 2 )

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM

EGEMEN MEDYAYA İTİRAZ VE ALTERNATİF ( 2 )

EGEMEN MEDYAYA İTİRAZ VE ALTERNATİF

YAŞAM(A) HAKKI MÜCADELESİ (MAHMUT KONUK ÖRNEĞİ) 2

YAŞAM(A) HAKKI MÜCADELESİ (MAHMUT KONUK ÖRNEĞİ)

DİZELERİYLE REFİK DURBAŞ ÖYKÜSÜ

AFORİZMALARDAN BUGÜN(ÜMÜZ)E UYARILAR

‘KEL MAHMUT HOCA’ + ‘YAŞAR USTA’ + ‘TURŞUCU KAZIM’ + ‘AYYAŞ EMİN’Dİ O…

hatırlamiyorum-nakaratlarina-hatirlatalim

“NETAMELİ BİR KONU”: ULUSAL SORU(N)

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI ( 3)

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI ( 2 )

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI

ABD EMPERYALİZMİ VE VENEZÜELLA 2019

AYKIRI DİZELER, ŞAİRLER

ÇEŞİTLİ VECHELERİYLE BEŞERİ (EKONOMİ-POLİTİK) KRİZ

“BÜYÜK FOTOĞRAFÇI”NIN GERÇEĞİ VE DRAMI

KRİZ “İMKÂN, TEHDİT VE KARAR” BİLEŞKESİDİR

İNSANI İNSANLAŞTIRAN DEĞERLER: AŞK, SANAT, BAŞKALDIRI, MÜCADELE

HİÇLEŞTİRİLME KAYGISINDAN ÖFKEYE SARI YELEKLİLER

68 HAREKETİ, MAYIS(IMIZ), KAYPAKKAYA VE 1971

KAPİTALİZM, EKOLOJİK YIKIM VE MARKSİZM ( 2)

KAPİTALİZM, EKOLOJİK YIKIM VE MARKSİZM

NBC SİNEMASI (MI?)

DÖRT GÜNLÜK “Bİ ŞEY”

ISINMANIN ÖTESİNDE -YANIYOR!- YERKÜRE

YEŞİLÇAM’LI TÜRK(İYE) SİNEMASI

YAZMAK EYLEMİNE MÜNDEMİÇ NOTLAR

SANAT (VE TİYATRO) İLE HAYAT

EYYAMCI DEĞİL, HER DEVİRDE İNSANDI TARIK AKAN

YIKA YIKA YARATARAK YAZMAK

SIRILSIKLAM BİR ÂŞIK: BEDRİ RAHMİ

İŞÇİ SINIFININ “BUGÜN”ÜNDE SENDİKA(LAR) ( devam)

İŞÇİ SINIFININ “BUGÜN”ÜNDE SENDİKA(LAR)

ÖNCESİYLE 15-16 HAZİRAN’DAN BUGÜN(ÜMÜZ)E

HAKKÂRİ’DEKİ PARİS’Lİ: FERİT EDGÜ

TİYATRONUN UNUTULMAZ İNSAN(LAR)I

KARL MARX İLE MARKSİZMİ

LATİN AMERİKA VE EDEBİYAT ve GRUP YORUM'la dayanışma videosunu

ÜTOPYALAR(IMIZ)IN TARİHSEL ZEMİNİ

TÜKETİLE(MEYE)N İNSAN(LIK

KAPİTALİST KENT(LEŞMEMİZ)İN HÂL-İ PÜR MELALİ

KRİZİN, SAVAŞIN, VAHŞETİN “YDD”Sİ

POLİTİK SİNEMA İHTİYACI BÜYÜRKEN

O SES PEŞİNDEN SÜRÜKLENEN YILDIZ KENTER

MART’IN 10 KIZIL KARANFİLİ (VE ANIMSATTIKLARI

“DERİN AŞKLARIN, BAĞLILIKLARIN, HASRETLERİN, ŞEFKATİN ŞARKILARINI SÖYLEDİ” YILMAZ GÜNEY

DEVRİMCİ BİR DERVİŞ: OKTAY ETİMAN

İTİRAZ EDEN MÜLKSÜZLER İÇİNDİR LE GUIN

İRAN SOKAKLARININ BAŞKALDIRISI

SAF IŞIĞIN, ŞEFFAF SİMGELERİN ŞAİRİ: TOMAS TRANSTRÖMER

KAPİTALİZM KİRLİDİR, KİRLETİR

HRANT’IN KOLEKTİF KATLİNİN ANATOMİSİ

OHAL’(LERİN)İN EKONOMİ-POLİTİK DÖKÜMÜ

ŞİMDİLERDE ŞİİRE DAHA ÇOK MUHTACIZ GİRİZGÂHI

İSYANCI ŞEYH BEDREDDİN GERÇEĞİ

ORTADOĞU SARMALI VE T.“C”

DÜŞÜN(ECEĞİZ), YAZ(ACAĞIZ), KONUŞ(ACAĞIZ), SUSMA(YACAĞIZ)![

FAŞİZM(LER)İN GÜNCELLİĞİ VE IRKÇILIK

AŞK -İNSAN(LIK)A DAİR- HER ŞEYDİR![

EKİM DEVRİMİ İLE TARTIŞMALI “TARTIŞMALAR”I

GÜNCELDEN TARİHSELE İŞÇİ SINIFI

KAPİTALİST İKTİDARIN EĞİTİM(SİZLİĞ)İ VE COĞRAFYAMIZ

YENİ(DEN) ‘68’İ ANIMSA(YALIM)

AN-KARA’DA BİR KIPKIRMIZI CUMARTESİ

GÜLTEN AKIN: KENDİ GİTTİ, ŞİİR(LER)İ KALDI

BOYACI HALİL’İN MÜŞFİK KENTER’İ

EMPERYALİST YERKÜREDE BARIŞ (YALANI) VE SAVAŞ (GERÇEĞİ )

SİNEMA VE YÖNETMEN(LER)

PARİS KOMÜNÜ(MÜZ) HÂLÂ GÜNCEL

KAPİTALİZM VE TARIM(IMIZ)

“DUYARLILIĞIN İNCELİĞİN ESENLİĞİN YAZARI”: OKTAY AKBAL

KAPİTALİZMİN YARATTIĞI TABLO MU DEDİNİZ?

ÖĞRENCİ HAREKETİNİN TOPLUMSAL MÜCADELEDEKİ YERİ VE ROLÜ

HAYAT(LAR)IMIZA DOKUNMUŞ BİR MÜZİSYEN: ATTİLLA ÖZDEMİROĞLU

ADALETSİZLİK KARŞISINDA DEVRİMCİ SANATIN KONUMU VE İŞLEVİ

KATLEDİLDİĞİMİZ SURUÇ’LA ÇOĞALDIK

ŞİİRE KOÇAKLAMA

ÖZGÜRLÜĞE MUHTAÇ VE MAHKÛMUZ!

AYDIN/ ENTELEKTÜEL MESELESİNE DAİR

ŞİİR GİBİYDİ JOHN BERGER

SEVDİKLERİMDENDİR ÜÇÜ BİRDEN

YAZMAYI YAZMAK YAPAN

BAHAR(LAR)IN HALKI: ROMANLAR

ESKİ(MEYEN) SESLER, TINILAR

ORHAN KEMAL: USTADIR, YERİ AYRIDIR, MÜHİMDİR

“CULPA VACARE MAXIMUM EST SOLATIUM”

UNUTUL(A)MAZLAR YA DA HATIRLAYIN ONLARI

FİRARİ YAŞAM(IN)IN YAZMAK EYLEMİ

15’LER DAİR: GEÇM(EM)İŞ BUGÜNÜ(MÜZÜ)N ÖNSÖZÜDÜR !

SATIRLARDA AKAN YAŞAMIN BİLGELİĞİ

İNKÂRA ORTAK OLMA(K)!

“EVET”(İN EKONOMİSİN)E HAYIR!

ALAYINA İSYAN: “EVET”İN REFERANDUMU’NDA “HAYIR”![

“ÖZGÜRLEŞME DİLDE BAŞLAR”[

İNSAN(LIK), ONA İNANAN ŞAİR(LER)İN ŞİİR(LERİN)E MUHTAÇ

ALAYINA İSYAN, HEPSİNE “HAYIR”![

EKİM’İN 100. YILINDA KAVRAMLAR, GERÇEKLER

ZULA(NIZ)DAKİ ŞİİR, MAVZER(İNİZ)DEKİ MERMİ GİBİDİR

İKTİDAR, EĞİTİM, ÜNİVERSİTELER VE GENÇLİK

AKP’NİN -KAPİTALİZM PATENTLİ- ÇEVRE PRATİĞİ

“TEKÇİLİK” GÜZERGÂHINDA NEYİ, NASIL YAPMALI?

KÖTÜLÜK(LER) TABLOSU MU? “PANTE REI”![

ŞEYH BEDREDDİN: “SÖZÜ, BAKIŞI, SOLUĞU ARAMIZDAN ÇIKIP GELECEKTİR

UMUDU -TÜKETMEDEN- ÇOĞALTANDI SENNUR SEZER

“KIRIK MOZAİK”(İMİZ)İN PARÇASI SÜRYANÎLER

ORTADOĞU: BÜYÜK FOTOĞRAF İLE “KÜÇÜK” AYRINTI(LAR)

“İNSANLIK HÂLİ”NİN TERCÜMANI: FRANZ KAFKA

RESİM “SÜS” YA DA “AKSESUAR” DEĞİLDİR, OLAMAZ!

FUTBOL: GERÇEK VE BAĞINTILARIYLA TARTIŞALIM MI, TARTIŞMAYALIM MI?

EKİM’İN LENİN, LENİN’İN EKİM DESTANI

EGEMEN KLİKLER ARASI HESAPLAŞMA VEYA 15 TEMMUZ’UN ŞECERESİ[*]

SİYONİZM KARŞISINDA FİLİSTİN İLE ARAFAT’I[*]

ZEKÂ, YARATICILIK KADAR YÜREKLİLİKTİR KARİKATÜR(İST)[*]

BARIŞ (=HAYAT) İLE SAVAŞ (=ÖLÜM) HÂLİ[*]

TARTIŞILAN ASLÎ SORU(N) ÖZGÜRLÜKTÜR[*]

EGE MAVİSİNİN -HALİKARNAS- BALIKÇISI[*]

101. YAŞINDA AZİZ NESİN USTA[*]

68 BAŞKALDIRISI VE ÖĞRENCİ HAREKETİ[1]

“ÇORUMLU ‘BAUDELAİRE’PEREST”: SAİT MADEN[*]

KARAR VERİN: “SİZİN MUHAMMED ALİ’NİZ HANGİSİ?”[*]

HAYAT VE SANAT = GENÇLİK VE MÜCADELE[1]

GİDEN(LERİN) İKİ(SİN)DEN KALAN(LAR)[*]

BAŞYAPITI ‘GABO’NUN KENDİSİYDİ, HAYATIYDI[*]

YAZMAK EYLEMİNİN KADINLARI[*]

MİLLİYETÇİLİK VİRÜSÜ VE FUTBOL[*]

ANAYASA, BAŞKANLIK SİSTEMİ VE LAİKLİK[*]

33’LER SURUÇ’TUR; BİZ 33’LERİZ![*]

SYRIZA: NEYDİ? N’OLDU?![*]

“GEZİ”(/HAZİRAN) SANATI[*]

YENİDEN -VE BİR KEZ DAHA- FAŞİZM[*]

TÜRK(İYE) PATENTLİ PANOPTİKON HÂLİ[1]

ÇÖZÜLME, PARÇALANMA VE KUTUPLAŞMA GÜZERGÂHINDA[*]

DİK DURAN NİKBİNLİK: SABAHATTİN ALİ[*]

AŞKLARIN, KAVGALARIN, BARUT KOKAN DİZELERİN ŞAİRİ: HASAN HÜSEYİN[*]

SOYKIRIMDAN SÜRGÜNE ÇERKESLER[*]

44 YIL SONRA ONLAR YANİ SONSUZLAR[*]

AŞK, TRAVMA, TOPLUMSAL İNŞA VEYA DEVRİM, KAPİTALİZM, SOSYALİZM[1]

PEKİYİ YA İSYANCI KAZIM’DAN SONRA BİZ?![*]

TARİHSELDEN GÜNCELE İBRAHİM KAYPAKKAYA[1]

HAYATI ÖRGÜTLEYEN AŞKINLIKTIR SANAT (İLE TİYATRO)[*]

KAPİTALİZMİN “ÇEVRE”Sİ YA DA EKOLOJİK KÂBUS![1]

BUGÜN(ÜMÜZ)DE ENTELEKTÜEL, EĞİTİM, AKADEMİ[*]

MÜLKİYET, İKTİDAR, DEVLET (=DEMOKRASİ) VE…[1]

RADİKAL SOSYALİZM HÂLÂ GÜNCEL!

2015 1 MAYIS’INDAN 2016’YA YİNE, YENİDEN, ISRARLA TAKSİM!

KIZILDERE TARİHİ(MİZ) HEPİMİZİNDİR[1]

KÜLTÜREL YOZLAŞMA KARŞISINDA DEVRİMCİ SANAT[1]

KOMÜN’DEN EKİM’E ESKİ(MEYEN) SOSYALİZM

YALNIZLIĞIN ÇOĞUL SENFONİSİ: SAİT FAİK ABASIYANIK[*]

SAVAŞIN BATI CEPHESİNİN SORU(N)LARI İLE “DOĞU”[*]

ORTADOĞUDA T.CNİN HÂLİ VE ROJAVA

SANATIN SINIFI VEYA SANAT SİYASAL VE SINIFSALDIR

ORTADOĞUNUN KANAYAN YARASI FİLİSTİN

VERİLERİYLE DEMOKRASİ (MÜCADELESİ) VE DÜZEN(SİZLİK) ÜZERİNE

FAİLİ MEÇHUL -OLMAYAN- KAYIP(LAR)

80'Lİ YILLAR = İNSAN(SIZLIK) + UMUT(SUZLUK) + EYLEM(SİZLİK)

ERMENİLERİN BUGÜNÜ=HRANT+KAMP ARMEN

KÜRTLER VE ORTADOĞU

chavez venezüella'sında ne(ler)oluyor? bolívarcı halkçılık mı, sosyalizm mı