AYŞE ÖĞRETMEN “DAVA”SININ ANIMSATTIĞI

AYŞE ÖĞRETMEN “DAVA”SININ ANIMSATTIĞI

 “Bize ‘ateşi paylaşacaksınız’ dediler.

Acıyı, yoksulluğu.

Birleştirdik ellerimizi, ısındık.”[2]

 

Anayasa Mahkemesi (AYM),  “Ayşe Öğretmen” olarak bilinen 2016/139 nolu “Dava” dosyasını, tarafından tekrar görülmesi cihetinde karara bağlayıp; “terör örgütü propagandası” yaptığı iddiasıyla tutuklanan Ayşe Çelik’in ifade özgürlüğünün ihlâl edildiğine karar verdi.[3]

Aynı sözleri -bilerek ve isteyerek- tekrarlamak suretiyle “dava”ya dâhil olan 38 kişi aklanırken, katılımcılardan -aralarında bizim de bulunduğumuz 10’u Ayşe Öğretmen’in “cezalandırılma”sını ciddi bir kanunsuzluk örneği olduğu gerekçesiyle İstinaf mahkemesi’nde karara itiraz etmişti. Bu kararın bozulması ve dava baştan görülecek olmasından ötürü, Ayşe Öğretmen’in sözlerine katıldıklarını bildiren 38 kişi tekrar sanık konumuna geldi.

Telefonla bağlandığı Beyaz Show’da “Çocuklar ölmesin” dediği için yargılanıp; 1 yıl 3 aylık hapis “cezası”na çarptırılan ve “Adaletsiz bir dünya da yaşadığım ve böyle bir durumda bırakıldığım için, vicdandan yoksun, zalim ve kötü insanlıktan utanıyorum,”[4] diyen Ayşe Çelik’le birlikte yargılanmanın bir onur olduğunun altını çizmek gerek.

Tam da burada 1600’lü yıllarda İtalya’da yaşayan Galileo Galilei’nin dünyanın döndüğünü söylediği için Vatikan Kilisesi tarafından iki kez engizisyon mahkemesinde yargılanmasını anımsamamak mümkün değil.

Düşüncelerinden döndüğü için ilk yargılamasında bağışlanmış, ancak, düşüncelerini sürdürdüğü için ikinci kez engizisyon mahkemesinin karşısına çıkarılmış ve ölüm cezası ile cezalandırılacağını bildiğinden kendisine verilen yazıyı okuyup af dilemişti.

Mahkemede “Ben Galileo geçmişteki tüm yanlış ve aykırı düşüncelerimden ötürü kendimi sizlerin önünde lanetliyor, bir daha öyle saçmalıklara düşmeyeceğime kutsal öğretiye aykırı hiçbir fikir taşımayacağıma ant içiyorum,” derken; Engizisyon da onu yaşam boyu ev hapsi ile cezalandırmıştı.

Mahkemeyi izleyen öğrencilerinin Galileo Galilei’ye “Ne yazık o ülkeye ki kahramanları yoktur,” dediği; onun da öğrencilerini “Ne yazık o ülkeye ki kahramanlara gereksinim duyar,” diye yanıtladığı söylenir.

Burada önemli olup, hâlâ geçerliliğini sürdüren, “kahramanlara gereksinim duyan ülke” vurgusudur.

Evet, unutulmasın ki, “Haksızlığa uğramak, haksızlık yapmaktan iyidir,” diyerek M.Ö. 399’da düşüncelerini özgürce söylediği, yönetimleri eleştirdiği için ölüm cezasına çarptırılan Sokrates’in eşi acı ile kendisine, “Ne kötü seni haksız yere cezalandırıyorlar” dediğinde O, “Haklı yere cezalandırsalardı daha mı iyi olurdu,” yanıtını vermişti. Sokrates’i “cezalandıran” yargıçlar öldüler, ama Sokrates yaşıyor; Ayşe Öğretmen’in hikâyesi de bundan farklı olmayacak…

Kolay mı? AYM’nin, “Çağdaş demokrasilerin temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimler olduğu”na dikkat çektiği;[5] Yargıtay Onursal Daire Başkanı Hamdi Yaver Aktan’ın, “Ceza yargılaması hukukunda özgürlükler aleyhine genişletici yorum ile kıyas yapılamaz; fakat tersi olanaklıdır. Bir başka ifade ile geri dönülemez ve giderilmesi olanaksız zararları önlemek için özgürlükler lehine genişletici yorum da yapılabilir kıyas da,”[6] notunu düşmek ihtiyacı hissettiği koordinatlarda; Özdemir Asaf’ın, “İnsansız adalet olmaz/ Adaletsiz insan olur mu?/ Olur, olmaz olur mu?/ Ama olmaz olsun,” vurgusuyla niye saklayalım: “Ius respicit aequitatem/ Hukukun hedefi adalettir”; “Fiat iustitia nec pereat mundus/ Dünyanın yıkılmaması için adalet sağlanmalıdır”; “Lex est dictamen rationis/ Kanun aklın emridir,”[7] ilkelerine değer versek de; bugün bunların karşılığı olmadığı kanısındayız.[8]

“Neden” mi? Cezalandırılması gereken birçok şeyin görmezden gelinip, vicdan’ın “sanık ilan edildiği” bu kesitte; Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün, “Düşüncesinden dolayı kimsenin ceza almadığı bir sistem inşa edeceğiz,”[9] açıklaması, kanımızca itiraf niteliğindedir: Yani insanların düşüncelerinden ötürü ceza aldığı bir ülkedir Türkiye; Ayşe Öğretmen(imiz) onlardan biridir…

 

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ

 

TCK 216/1. Maddesi’nce, “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme” iddiasıyla, bir yıl ile üç yıl arasında hapisle cezalandırılması istemiyle açılan davada yargılanan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu’nun, “Fikirlerin tartışılacağı yerler mahkemeler değildir,”[10] saptamasına büyük değer atfederken; Anadolu Adliyesi 20. Asliye Ceza Mahkemesi’nin, Barış Akademisyenleri’ni “Oluk oluk kanlarınızı akıtacağız ve akan kanlarınızla duş alacağız,” diye tehdit eden Sedat Peker hakkında suç unsurlarının oluşmadığını belirterek beraat kararı vermesini[11] de bir o kadar yadırgıyorum.

İfade özgürlüğü yaşamsal önemdedir. Ama “tehdit” bir ifade özgürlüğü değildir!

Konunun önemine biaen Ankara Cumhuriyet savcısı Arif Cemil Özkurşun, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun bir yazısından ötürü ağır ifadeler kullanarak savcılığa şikâyet ettiği Prof. Dr. Baskın Oran hakkında verdiği takipsizlik kararında şunları der:

“Temel hak ve özgürlüklerin belirli kriterler çerçevesinde sınırlamalara tabi tutulabilmesi mümkündür. Ancak diğer hak ve hürriyetlerde olduğu gibi, basın özgürlüğü açısından da kural olan özgürlük; istisnai olan ise, bu özgürlüğün sınırlandırılmasıdır. Hukuk düzeni, güvence altına aldığı bir özgürlüğe yönelik müdahale şartlarını belirleyebilir; ancak bu sınırlamanın olağan hâle getirilmemesi, sıradanlaştırılmaması gerekir. Aksi hâlde, kural olanın istisna, istisna olanın ise kural hâline gelmesi söz konusu olur ki; bu durum basın özgürlüğünün ortadan kalkması anlamına gelir. Dolayısıyla basın özgürlüğüne yönelik sınırlamalar, hukukun evrensel ilkelerine, tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmelere ve Anayasa hükümlerine aykırı olmamalıdır. Bu temel ilke ve düzenlemelere aykırı olarak yapılan her müdahale, hiç tereddütsüz hukuka aykırı bir nitelik taşır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10/ 2’nci madde ve fıkrasının AİHM tarafından yapılan yorumunda, düşünce ve ifade özgürlüğünün sadece toplumda beğenilen, kabul gören, zararsız, ilgilenilmeye değmez görülen ve kayıtsızlık içeren haber, bilgi veya düşünceler için değil, aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici haber ve düşünceler içinde geçerli sayılıp uygulanması gerektiği, bunun demokratik toplum düzeninin ve çoğulculuğun olmazsa olmaz unsurlarından olan çok seslilik, tolerans ve hoşgörünün gereği olduğu vurgulanmaktadır. Eleştiri kaynağını bu özgürlükten almakta olup, eleştirinin doğasından kaynaklanan sertlik suç oluşturmayıp eleştirinin övgü olmadığına göre, sert, kırıcı ve incitici olması da doğal kabul edilmelidir.

AİHS’in 10’uncu maddesinde yer alan ifadeyi açıklama özgürlüğünün ‘sınır tanımayan’ bir değere sahip olduğu, böyle bir özgürlüğün halkın büyük bir kesimini rahatsız etse dahi koruma kapsamında kaldığı, yine Yargıtay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin birçok kararlarında belirtildiği üzere, ağır, sert veya incitici nitelikte de olsa, eleştiri hakkını kullanan kişiye yaptırım uygulanmaması gerektiği belirtilmektedir’...”[12]

İfade özgürlüğü demokratik rejimlerin vazgeçilemez temel özelliklerindendir. İfade özgürlüğü “olmazsa olmaz”dır. Kimseye hakaret etmeden insanların düşüncelerini net olarak ortaya koyma şanslarının olması gerekendir.

Ve Ayşe Öğretmen şahsında bir kez daha “cezalandırılmak” istenen düşünce ve ifade özgürlüğüdür ki, bu da bir “Comoedia Jure/ Hukuk Komedyası”ndan öte trajedidir.[13]

Bunun nedenlerinden birisi de “Bağımlı Yargı” gerçeğidir.

 

“BAĞIMLI YARGI”

 

Öncelikle hatırlatalım: “Eğer yargı gücü, yasama ve yürütme güçlerinden ayrılmazsa özgürlük söz konusu olamaz,” der Montesquieu…

“Hukuk devletlerinde, hatta kanun devletlerinde yargının durumunu belirleyen ana ölçüt, denetiminin siyasal iktidarın elinde olmamasıdır. Adil yargı, demokrasinin önkoşuludur, yargı bağımsızlığı ise adil yargının ‘onsuz olmazı’dır.

Türkiye’de yürütmenin denetimindeki HSK aracılığıyla yargı bağımsızlığı tümüyle ortadan kalkmıştır. Yargı tek adama bağımlıdır,”[14] diye tanımlan bir kesitten geçiyoruz.

İbrahim Ö. Kaboğlu’nun, “Yargı eliyle ‘yargısız infaz’…”[15] diye tanımladığı bu hâli, Anayasa Hukukçusu Ergun Özbudun, yargının bağımsız olmadığı vurgusuyla[16] betimliyor.

Ali Eralp, “Şimdi yargı siyasallaştı ve siyasal iktidarın emrine girdi…”[17]

Avukat Turgut Kazan’ın, “Türkiye şu anda hukuk devleti olmaktan çıkmıştır. Hukuk devleti olup olmadığı her zaman sorunluydu ancak şu anda hukuk devleti olmaktan çıkılmıştır…”[18]

İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu’nun, “Türkiye bugün hukuk devleti olma niteliğini kaybetmiştir…”[19]

Muhafazakâr kişiliğiyle tanınan ve görev yaptığı dönemde AKP çizgisinde olduğu gerekçesiyle eleştirilen eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın, “Ne yazık ki önce ‘ahlâk ve maneviyat’ diye iktidara gelen bu arkadaşlarımız, ne pozitif hukuk kuralları bıraktılar ne de ahlâk bıraktılar. Dolayısıyla ne bir rekabet, ne bir şey söz konusu olamayacaktır. Biz bu ahlâki daha doğrusu insanların subjektif alanına bırakılan işleri sıfıra indirmediğimiz sürece, bu ülkede rahat edemeyeceğiz...”[20]

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün eski hocası Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Günday’ın, “Türkiye’de yargı bağımsızlığının zerresi yok,”[21] diye tarif ettikleri durumdur dikkat çekmek istediğimiz…

Bu duruma ilişkin olarak avukat Berk Çözeli, “Hukuk devleti ilkesinin en önemli unsurlarından biri; mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığıdır. Mahkemelerin bağımsızlığı; hiç kimseden bir emir, tavsiye ve telkin alınmamasını, tarafsızlığı ise herkese eşit uzaklıkta yer alınmasını ve objektifliğini ifade etmektedir.

Ancak cumhurbaşkanının salona girmesi ile ayağa kalkan, cübbesini iliklemeye çalışan, önünde eğilen, konuşmalarını alkışlayan, belirli bir siyasi tarafı açıkça destekleyen hâkim ve savcıların, mahkemelerin bağımsızlığını ve tarafsızlığını sağlayamayacakları açıktır,”[22] derken ekliyor Barış Doster de:

“Ülkemizde hukuk devleti, hukukun üstünlüğü, yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığı, yargıç güvencesi, yüksek yargı organlarının üyelerinin seçimi, kuvvetler ayrılığı gibi konularda tablo hiç parlak değil. Durum buyken, strateji belgesinde geçen ve avukatlara yeşil pasaport vaat eden sözler, Türkiye Barolar Birliği Başkanı’nca hararetle alkışlandı.

Bu da akla şu soruyu getirdi: ‘Memur yargıçların yanına, memur avukatlar mı geliyor’?

‘Memur yargıçlar tanımı’,[23] ülkemizin yetkin hukukçularından, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Rona Aybay’a ait!”[24]

Evet bağımlı yargı, “memur yargıçlar”ın kadrolaşmasında somutlanmaktadır!

“Nasıl” mı?

Saray’da yapılan törenle göreve atanan 1236 hâkim ve savcının arasında AKP teşkilâtlarında yöneticilik yapan yüzlerce avukat olması dikkat çekti. Böylece AKP döneminde yargıdaki kadrolaşma zirveye ulaştı. Milletvekili Barış Yarkadaş, AKP’de aktif görev yapanların hâkim ve savcı olarak atandığı mahkemelerden adalet çıkmayacağını söyleyerek “Yargılanmayacakları bir düzen için hukukun temel ilkeleri çürütülüyor,” dedi.

Cumhurbaşkanlığı’nın “himayesinde” Saray’da düzenlenen törenle atanan bin 236 hâkim ve savcının isimleri ortaya çıktı. Atananlar arasında 100’e yakın eski AKP teşkilâtı yöneticisinin yer aldığı listede, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın özel kalem müdürü Muhammed Said Pamukçu, Danıştay Başkanı Zerrin Güngör’ün kızı Gonca Hatinoğlu, Ensar Vakfı Ankara Şube Başkanı Ercan Poyraz’ın isimleri dikkat çekti. Son atamayla birlikte 15 Temmuz’daki ihraçlar sonrası 9 bin 500’e düşen yargının mevcuttu iki katına çıkarak 18 bine yükseldi. Böylece AKP dönemindeki yargıdaki kadrolaşma zirveye ulaştı.

 

DAHA ÖNCE AKP TEŞKİLÂTLARINDA GÖREVLİYKEN ATANAN İSİMLERDEN BAZILARI VE YENİ GÖREV YERLERİ

AKP Bafra Belediye Meclis Üyesi Mustafa Sekmen

Kayseri Hâkimliği

AKP Trabzon İl Başkan Yardımcısı Bayram Günaydın

Kayseri Hâkimliği

AKP Buca Belediye Meclis Üyesi Sebahattin Kocagöbek

Bulanık (Patnos) Hâkimliği

AKP Konya Milletvekili Adayı Muhammet Selman Harmankaya

Karşıyaka Hâkimliği

AKP Edirne Merkez İlçe Başkanlığı yöneticisi Ceyda Bozdağ

İstanbul Hâkimliği

Eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in avukatı Hacer Alan

Digor (Kars) Hâkimliği

AKP Sultanbeyli İlçe Kurucu Başkanı Furkan Barutçu

Konya Cumhuriyet Savcılığı

AKP Balıkesir İvrindi İlçe Başkanı İlyas Demircan

İstanbul Savcılığı

AKP Balıkesir İvrindi İlçe Başkanı İlyas Demircan’nın eşi, AKP Kadın Kolları üyesi Yadigar Demircan

İstanbul Hâkimliği

Dönemin Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki’ye takipsizlik kararı veren eski Kayseri Başsavcısı Mehmet Siyami Başok’un yeğeni Serkan Başok

Samsun Savcılığı

Eski AKP Kocaeli Çayırova İlçe Yönetim Kurulu Üyesi Aslı Arslanhan

İstanbul Hâkimliği

AKP Van Kadın Kolları Başkanı Nahide Hakan

İstanbul Savcılığı

AKP milletvekilinin yeğeni ve AKP üyesi Bekir Yıldız

Adana Savcılığı

AKP Van Edremit Encümen adayı Nejdet Tarhan

İstanbul Hâkimliği

AKP Giresun il yönetim kurulu üyesi Açelya Kahya

Reyhanlı Cumhuriyet Savcılığı

AKP Giresun il yönetim kurulu üyesi Ethem Başer

Çorum Hâkimliği

AKP Giresun üyesi Cemal Yayla

Adana Hâkimliği

AKP İzmir Karabağlar ilçe yöneticisi İpek Kışlalı

Hatay Hâkimliği

Eski AKP Kaman ilçe başkanı Alpaslan Güzel

Mersin Hâkimliği

AKP Adana Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyesi Ömer Çağatay Çağlar

Edremit Hâkimliği

AKP Adana İl Disiplin Kurulu üyesi Mahmut Çakmak

Aydın Hâkimliği

 

AKP teşkilâtlarında görev alıp yargıya atanan 90 avukatın adını açıklayan İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş, AKP’de aktif görev yapan avukatların hâkim ve savcı olarak atandığı mahkemelerden adalet çıkmayacağını vurgulayarak, “AKP’de görev almış avukatların Recep Tayyip Erdoğan’ı ayakta alkışlayarak hâkimlik ve savcılık görevine atanması, 28 Şubat’ı bile gölgede bırakan bir rezalettir,” dedi.

45 saniye süren mülakat sonucu sınavı kazanan ve kurada atananların çoğunluğunun Ankara ve İstanbul’da görevlendirildiğine dikkat çeken Yarkadaş, “Yapılanlar HSK üyelerinin içine siniyor mu? HSK sessiz kalarak mesleğin etik ilkelerine sahip çıkamadığını göstermiştir ve iktidarın dayatmasına teslim olmuştur,” ifadesini kullanıp, şunları kaydetti:

“AKP, yargıyı ‘Parti Mahkemesi’ hâline çevirerek, adalete, yargıya, hukuka ve Türkiye’ye çok büyük bir kötülük yapıyor. Yargılanamayacakları bir düzen kurabilmek adına, hukukun temel ilkeleri ayaklar altına alınarak çürütülüyor. AKP, aktif üyelerini yargının içine yerleştirerek yeni gerilim alanları yaratıyor. Yargılanma korkusu yüzünden yandaş hâline getirdikleri yargı mekanizmasının adalet dağıtamayacağı açıkça görülüyor.”[25]

Burada durup, ardı ardına üç örnek daha sıralayalım:

  1. i) AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Danıştay üyeliğine İstanbul Büyükşehir Belediyesi 1. Hukuk Müşaviri Lütfiye Akbulut’u atadı. Akbulut, AKP’ye yakınlığıyla dikkat çeken bir isim…

Akbulut’un atanır atanmaz Twitter hesabını dondurması dikkat çekti. Ancak Akbulut’un yaptığı son paylaşımlar Google önbelleğinde görülüyor.

Akbulut, bir dönem Erdoğan’ın başdanışmanlığını da yapan AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin ile yandaş Star gazetesi yazarı ve Kültür ve Turizm Bakanlığı Müşaviri Sibel Eraslan’ın yaptığı paylaşımlarını takipçilerine iletmiş. Ayrıca bir Twitter kullanıcısının yaptığı “Verene kurban Reis #SeninleyizErdoğan” paylaşımı da Akbulut tarafından paylaşılmış…[26]

  1. ii) Danıştay Başkanı’nın kızı jet atamalarla yürütmenin başı konumundaki Beştepe’ye tırmandı. Danıştay Başkanı Zerrin Güngör’ün yargıç kızı Gonca Hatinoğlu, yine tartışmalı bir atamayla gündemde. Altı ay önce Elazığ’a atandıktan bir gün sonra Yargıtay’a getirilen Hatinoğlu’nun, üç gün sonra da Cumhurbaşkanlığı Hukuk Hizmetleri Başkanlığı’nda daire başkanlığına getirildiği ortaya çıktı.

Devletin üç erkinden biri olan Danıştay, idarenin hukuka aykırı işlemlerine karşı açılan davaları karara bağlıyor. Kızı yürütmenin başı konumundaki Saray’da görev yapan Danıştay Başkanı’nın durumu, yargının bağımsızlığı konusunda şüpheye neden oldu…[27]

iii) Bir TV programında Boşnaklara hakaret ettiği gerekçesiyle hakkında, “Halkın bir kesimini sosyal sınıf din mezhep cinsiyet, bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılama” suçundan dava açılan Rasim Ozan Kütahyalı duruşmalarına katılmadığı mahkeme hâkiminin reddini istedi.

Kütahyalı, gerekçesinde ise, “Ben AKP görüşlü bir gazeteciyim. Dolayısıyla sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a yakın biriyim. İnternetten edindiğim bilgiye göre mahkeme hâkimi CHP’den aday olmuştur,” ifadesinde bulundu…[28]

 

SOMUTUYLA YARGI HÂLLERİ!

 

“Memur yargıçlar”la müsemma bağımlı yargının, “Anlatması en zor şey, apaçık ortada duran, ama herkesin görmemeyi seçtiği şeydir,”[29] diye tanımlanması mümkün yargı hâllerinin örneklerine gelince…[30]

Nesrin Nas, “Türkiye artık hukuk ve normların dışında,”[31] derken; Emre Kongar’ın, “Yargının intiharı”ndan[32] söz ettiği tabloda eski Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ruşen Gültekin ekliyor:

“Sorunun kaynağı olanların, başka bir deyişle yargıyı bu hâle getirenlerin bugün çözümün bir parçası olmaları mümkün değildir. Sorunun çözülmesi için öncelikle iklimin değişmesi gerekmektedir. Ülkede siyasi iklim değişmeden yargı bağımsızlığı önündeki engellerin giderilmesini kimse beklememelidir.”[33]

Gerçekten de “Duruşma salonundan çıkarılan avukatlar… İktidarı eleştirdiği için savunması kesilerek duruşmadan çıkarılan gazeteciler… Son iki yıl, Türkiye’de epey bir zamandır siyasallaştığını tartıştığımız yargının hızla en dibe doğru gidişine tanıklık ettik… Bugün ise, o dibin ne anlama geldiğini gözümüze sokarcasına gösteren kararlarla karşı karşıyayız.”[34]

Söz konusu hâle dair, Türkiye Barolar Birliği Başkan Yardımcısı Hüseyin Özbek, “Devlete güvenle yargıya ve hukuka güven bileşik kaplar gibidir. Hukuk ve yargıya güvensizlik gerçekte devlete güvensizlik anlamına gelmektedir,”[35] demeden edemiyor!

Çünkü…

  1. i) Hukukun üstünlüğü sıralamasında dünyada sondan 12. olduğumuzu daha 3 Mart 2018’de öğrendik... 2014 yılından önce 59. sırada olduğumuz endekste, 113 ülke arasından tepetaklak 101. sıraya düştük…[36]
  2. ii) Dünya Adalet Projesi’nin yıllık değerlendirmelerinde istikrarlı şekilde gerileyen Türkiye, 2017’de 113 ülke arasında 101’inci sırada yer aldı. Kuruluşun 2016 yılında yayımladığı raporda Türkiye 99’uncu sıradaydı. 2017 raporuna göre Türkiye’nin en kötü performansı, hükümet yetkilerinin sınırları konusunda…[37]

iii) Türkiye 47 ülke arasında AİHM’de en fazla dosyası bulunan dördüncü ülke. 2018’de, hakkında 238 ihlâl kararı verilen Rusya’nın ardından Türkiye 140 ihlâl kararı ile ikinci ülke konumunu koruyor. 140 ihlâl kararının 42’sinin AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılı ve öncesine ait olduğunun ifade edildiği raporda, 88 ihlâl kararının çıkmasına neden olan olayların 2002-2010 yılları arasında yaşandığı belirtildi.

AİHM tarafından hükmedilen tazminatlara ilişkin de bilgilere yer verilen raporda, Türkiye’nin 2018 yılında 10 milyon 88 bin TL tazminat ödediği bildirildi. Rapora göre, Türkiye AİHM’in hak ihlâli kararları nedeniyle 2012’den bu yana 32 milyon avro karşılığı 117 milyon 602 bin liralık tazminat ödedi…[38]

  1. iv) Türkiye’deki hâkimlerin verdiği 100 karardan 62’si yanlış… Yerel mahkemenin verdiği karardan memnun olmayan ve davayı bir üst mahkeme olan Yargıtay’a taşıyan kişilerin sayısı her yıl biraz daha artıyor. Adli istatistiklere göre 2014’de 560 bin dava Yargıtay’a taşındı, her 100 dosyanın 62’sinde karar değişti…[39]
  2. v) Adalet Bakanlığı’nın 2018 yılı istatistiklerine göre, 2018’de her 5 yurttaştan biri şüpheli bularak soruşturma başlatıldı…[40]
  3. vi) Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre cezaevlerinde eğitim ve öğretim hakkından yararlanmaya çalışan toplam mahkûm öğrenci sayısının 69 bin 301 olduğu ortaya çıktı. Bu sayı, 2016’ın Kasım’ı itibariyle 197 bin 297 mahpusun bulunduğu cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayısının yüzde 35’ine denk geliyor.

2013 Mayıs’ı itibariyle 2 bin 776 tutuklu ve hükümlü öğrenci bulunuyordu. Bu sayı 2016 yılı sonu itibariyle 25 kat aratarak, 36 bin 33’ü lise ve dengi okullar ile önlisans ve lisans, 33 bin 268’i ise açıköğretim olmak üzere 69 bin 301’ e yükseldi…[41]

vii) Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit, 31 Aralık 2018 itibarıyla Yargıtay hukuk daireleri ile Hukuk Genel Kurulunda toplam 224 bin 111, ceza daireleri ile Ceza Genel Kurulunda 282 bin 350, Cumhuriyet Başsavcılığında ise 435 bin 496 derdest dosya bulunduğunu ve genel toplam itibarıyla 2018 sonunda derdest dosya sayısının 941 bin 957 olduğunu söyledi…[42]

viii) Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü, Cumhuriyet başsavcılıklarındaki toplam 8 milyon 479 bin 555 dosyanın yüzde 48’inde faillerin meçhul olduğunu açıkladı. Cumhuriyet başsavcılıklarında yalnızca 2017 yılında 4 milyon 70 bin 737 faili meçhul dosya birikti. Faili meçhul dosyaların 3 milyon 143 bin 219’u 2016’dan devren geldi. 2010 yılında yüzde 41,9 olan faili meçhul dosya oranı 2017 yılında yüzde 48’e yükseldi.

Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre, Türkiye’deki erişkin nüfusun yüzde 18’lik kısmı, soruşturma evresindeki şüphelilerden oluştu. Sadece 2017’de, 11 milyon 833 bin 926 kişi “şüpheli” sıfatıyla soruşturuldu. 12 yaş ve üzerindeki “şüpheli” yurttaşların yüzde 85’ini erkekler, yüzde 15’ini ise kadınlar oluşturdu.

Ceza mahkemelerinde 2015 yılında 231 gün olan ortalama dava görülme süresi 2016 ile 2017 yıllarında sırasıyla 274 ve 281’e yükseldi. Asliye Ceza Mahkemeleri, 312 gün ile bir davanın en geç sürede sonuçlandığı mahkeme türü oldu. Ceza mahkemelerinde 2017’de karara bağlanan davalardaki suçların yüzde 39’unun aynı yıl, yüzde 41’inin 2016’da, yüzde 12’sinin ise 2015’de açılan davalardan oluştuğu belirtildi.

Davaların ortalama görülme süresindeki en çarpıcı artış Ceza Genel Kurulu’nda görülen davalarda yaşandı. Ceza Genel Kurulu’nda 2017’de ortalama süresi, 2016 yılına göre yüzde 100, 2010’a göre ise yüzde 782 artarak 494 güne ulaştı. Bu sürenin ceza dairelerinde, 505 gün olduğu ifade edildi…[43]

  1. ix) Toparlarsak: Dünya Adalet Projesi’nin (World Justice Project-WJP) hazırladığı 2018 şubat’ın tarili “Hukukun Üstünlüğü Endeksi”, ülkelerin hukukun üstünlüğüne dair durumlarını, sekiz kritere göre inceliyor. Bu kriterler hükümet yetkileri üzerinde kısıtlamanın olması, yolsuzluğun önlenmesi, düzen ve güvenlik, hükümet şeffaflığı, temel haklar, adil hukuk, cezai adalet ve idari yaptırımlardan oluşuyor. 

Türkiye, 2018’de yayımlanan rapora göre 113 ülke arasında 101. sırada yer aldı. Türkiye aynı endekste 2014’te 59, 2015’te 80, 2016’da 99’uncu sıradaydı. 

Raporda genel sıralamaların yanı sıra daha mikro ölçekte kategorilere de yer verilmiş. Buna göre Türkiye, yer aldığı Doğu Avrupa ve Orta Asya ülkeleri arasındaki sıralamasında 13 ülkenin sonuncusu, üst orta gelirli ülkeler sıralamasında da 36 ülkenin 35’incisi olmuş. 

Söz konusu verilere göre Türkiye Nijerya, Kenya, Madagaskar, İran gibi ülkelerden daha aşağıda. Hemen altımızda yer alan son 11 ülkeden bazıları ise şunlar: Uganda, Etiyopya, Zimbabwe, Afganistan, Bangladeş, Pakistan. 

WJP endeksine göre Türkiye “iktidar üstünde en az denetimin olduğu ülkeler” arasında 3. sırada. Türkiye’nin üstünde sadece Zimbabwe ve Venezüella bulunuyor. 

Türkiye, 113 ülke arasında temel haklar kategorisinde 107, kamu düzeni ve güvenliğinde 106, hukuk mahkemeleri konusunda 94, hükümetin şeffaflığı kategorisinde 93 ve düzenleyici uygulamalar konusunda 84’üncü sırada yer aldı. 

Ceza adaleti konusunda ise 74. sıradayız. Ne yazık ki Türkiye bu kategoride de Senegal, Zambiya, Kazakistan, Mısır, İran gibi ülkelerin aşağısında.

Anayasa Mahkemesi de bir süre önce bugüne kadar kendisine yapılan bireysel başvurulara ilişkin istatistikleri açıkladı. Veriler, Türkiye’nin en büyük sorununun “adil yargılanma hakkı” ihlâli olduğunu ortaya koydu. Bugüne kadar yapılan 173 bin bireysel başvurunun 137 binini karara bağlayan yüksek mahkeme, 2 bin 536 ihlâl kararı verdi. İhlâl kararlarının yüzde 78’ini ise adil yargılanma hakkı ihlâli oluşturuyor. Adil yargılanma hakkı konusunda 1783 ihlâl kararı çıkarken, bunun yüzde 81’i “makul sürede yargılanma” ihlâlinden verilmiş.

Türkiye’nin daha önce de hukukun üstünlüğü konusunda pek parlak bir durumda olmadığı biliniyor. Ancak bu tablo bir dibe vuruşu gösteriyor. Ülkeyi yönetenler bu durumdan etkilenmeyebilirler ancak hukuk güvenliğinden, adil yargılanma hakkından yoksun bırakılmış olan yurttaş mağdur durumda.[44]

Söz konusu “dibe vuruşa” dair, kimi çarpıcı örnekleri ardı ardına sıralarsak:

  1. i) FETÖ’nün ÖSYM Başkanlığı’ndaki yapılanmasına ilişkin soruşturmada gözaltına alınıp serbest bırakılan eski ÖSYM Başkanı Ali Demir’in Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde tutulduğu süreçte iki skandal yaşandığı ortaya çıktı. Emniyet kaynaklarından alınan bilgiye göre, 3-4 AKP milletvekili gözaltı sırasında Demir’i ziyaret etmek istedi. İzin verilmemesi üzerine milletvekilleri Emniyet’ten ayrıldı. Ali Demir, Emniyet’teki sorgusunda iddiaya göre delil olarak saklanan soru kitapçıklarının imhası ve FETÖ’cü personele ilişkin sorulara dönemin siyasetçilerini işaret ederek yanıt verdi. Soruları sızdırılan 2012 KPSS’yi “Önemli bir isme” sorduğunu belirten Demir, “İptal edilmesin yanıtı alınca iptal etmedik” dedi. Demir’in ifadesindeki bu bölümler sorgu tutanağına girmedi…[45]
  2. ii) İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma kapsamında cumhuriyet savcısı İsmet Bozkurt’un ve cumhuriyet savcısı Lütfi Karabacak’ın açığa alındığı “FETÖ Borsası” soruşturması başlatıldı…[46]

iii) Ensar Vakfı Ankara Şube Başkanı’yken avukatlıktan savcılığa geçen Çubuk Cumhuriyet Savcısı Poyraz’ın Osman Sarıgün hakkında daha en baştan tutuklama iradesi göstermediği ortaya çıktı. Kemal Kılıçdaroğlu, 21 Nisan 2019’da Çubuk’a bağlı Akkuzulu köyünde Yener Kırıkcı’nın cenaze töreni sırasında kalabalık bir grup tarafından linç edilmek istenmişti. Kılıçdaroğlu’na yönelik saldırı soruşturmasında skandal bir ayrıntı ortaya çıktı. Çubuk Cumhuriyet Savcısı Ercan Poyraz, olaydan bir gün sonra yumrukçu Osman Sarıgün hakkında “yakalama müzekkeresi” düzenledi. Savcı Poyraz, yazıda Sarıgün’ün “Terör örgütü üyesi olmak” suçundan ifadesinin alınması ve ardından serbest bırakılması talimatını verdi. Savcılığın, olayın perde arkası henüz netleşmeden, terörden alınmasını istediği Osman Sarıgün’e yönelik baştan “tutuklamama iradesini” göstermesi düşündürdü. Talimatı veren Savcı Poyraz, Ensar Vakfı Ankara Şube Başkanı’yken 2017’de avukatlıktan savcılığa geçmişti…[47]

  1. iv) Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK), İstanbul Adliyesi’nde “aşık” olduğu zabıt katibi kadını silahla rehin alan hâkim Ümit Y.E. hakkında yürüttüğü disiplin soruşturmasını tamamladı. Cinsel taciz ve silahlı tehdit suçlarından 3 yıla yakın hapis cezası alan Hâkim Ümit Y.E’nin cezasının ertelenmesi nedeniyle bu “kesin hüküm giymek” olarak kabul etmeyen HSK İkinci Daire, bu gerekçeyle hâkime ihraç yerine yer değiştirme cezası verdi. Verilen bu ceza, hâkim emekli olması nedeniyle uygulanamayacak…[48]
  2. v) İstanbul Anadolu Adliyesi 2. İş Mahkemesi’nde görülen bir işe iade davası duruşmada hâkim Mehmet Yoylu ile avukat arasında ‘etek boyu’ tartışması yaşandı. Tutanaklara da yansıyan olayda; kadın avukat Tuğçe Çetin beyanda bulunacağı sırada, mahkeme hâkimi Mehmet Yoylu, avukatın etek boyunun dizinden 15 santimetre yukarda olduğunu ve bu hâli ile avukatlık mevzuatına aykırı davrandığını savundu. Mahkeme hâkiminin konu hakkında fikrini sorduğu davacı avukatı Dorukcan Davutoğlu “Özgürlük alanı ile ilgilidir. Müdahale edilmemesi gerekir” cevabını verdi. Hâkim daha sonra adliyenin yazı işleri müdürünü duruşma salonuna çağırdı ve ona da etek hakkında fikrini sordu. Mahkeme hâkimi daha da ileri giderek avukatın eteğinin fotoğraflanmasını istedi. Avukat Tuğçe Çetin ise bunu reddetti. Tüm bu ifadeler ise tutanağa geçti. Duruşma bitiminde ise hâkim Yoylu, davacı avukatı Davutoğlu’na “Ankara Barosu avukatına küpe yakışıyor mu?” dediği öğrenildi. Davutoğlu, “Hâkime ‘ne diyorsunuz’ diyebildim sadece. Şoka girdim,” ifadelerini kullandı…[49]
  3. vi) İzmir’de Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi, sanığı olduğu davanın iddianamesini kabul edip, ilk duruşmayı da “hâkim” sıfatıyla kendisi yönetti. Kınık Adliyesi’nde Asliye Ceza ve Sulh Hukuk Mahkemeleri’nde zabıt katibi olarak görev yapan G.Ö. (31), 16 aydır birlikte çalıştığı Asliye Ceza Mahkemesi Hâkimi F.T. (27) hakkında kendisine mobing uyguladığı iddiasıyla şikâyet dilekçesi verdi. Asliye ceza mahkemesinin kadın hâkimi, sanığı olduğu davanın iddianamesini kabul edip kendisine davetiye çıkarttı. Bununla da yetinmeyip ilk duruşmayı ‘hâkim’ sıfatıyla yönetti. Hem sanık hem hâkim oldu…[50]

vii) Bursa’da IŞİD üyesi oldukları ve resmi belgede sahtecilik yaptıkları iddiasıyla tutuklanan, ayrıca Interpol tarafından kırmızı ve mavi bültenle arandıkları tespit edilen Houda Z., Malika B. ve Fatıha T. ilk duruşmada serbest bırakıldı…[51]

viii) İstanbul’da bir ihbar ile başlayan operasyonda silah ve mermilerle gözaltına alınan IŞİD zanlıları bir yıl dolmadan önce beraat etti ardından tazminat kazandı.

Beylikdüzü Dereağzı Mahallesi sakinleri, bir sitenin iki ayrı bloğunda ikamet edenlere yönelik ihbarda bulundu. İhbar üzerine, İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri baskın düzenledi. Rus uyruklu Ruslan A. ile Dağıstan uyruklu eşi Saida N. bir evde, Dağıstan uyruklu Movsur C. ile Rusya Federasyonu vatandaşı Nagiyat M. adlı kadın ise diğer bir evde yakalandı. İki ayrı daireden çok sayıda silah ve mühimmat çıktı. Ayrıca Movsur C. isimli şahıs elindeki siyah naylon poşet ile çatı katına kaçtı. Poşetten çıkardığı silahı boşluğa attı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 10/11/2017 tarihli soruşturması sonucunda 4 IŞİD şüphelisi hakkında iddianame düzenledi. “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma” ve “Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler bulundurma” suçlarından dava açıldı. Şüpheliler, 30.08.2017 tarihinde çıkarıldıkları mahkeme tarafından tutuklanıp cezaevine gönderildiler. İki kadın sanık, Nagiyat M. ve Saida N. 2018’in Mart ayında tahliye edildi.

Çeçenistan’da çekilen silahlı görseller, kamuflajlı kıyafetle yine kamuflajlı bir ölünün gömülmesine ilişkin video, IŞİD’e ait fotoğraflar, bayraklar, 4 adet 9 mm. çapında Glock marka boş şarjör, pompalı bir yivsiz tüfek, 247 adet MKE yapımı dolu fişek, bir havalı tabanca, 3 kutu havalı tabanca mermisi, 29 adet hava tüpü örgüt üyeliği için yeterli sayılmadı. Baskında polisten kurtulmak için çatı katına kaçmak ve bu esnada boşluğa atılan siyah bir poşetten çıkan bir adet 9 mm çapındaki ruhsatsız dolu tabanca da örgütle organik bir bağ işareti olarak değerlendirilmedi; beraat verildi.

İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi, bu delillerin tek başına örgüt üyesi olmaya yeterli olmadığına hükmedip; “İyi hâllerine ilişkin bir kanaat oluştu” dedi. Ayrıca şahısların, cezaevinde kaldıkları süre için tazminat haklarının da oluştuğu belirtildi. Resmi evrak ve pasaportta sahtecilik suçundan da yargılanan sanıkların bu suçlardan aldıkları cezaların uygulaması da geri bırakıldı.

İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi, kararında Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 26/0/2017 tarih ve 2017/1809 Esas, 2017/5155 Karar sayılı ilamına dikkat çekti: “Silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir”…[52]

  1. ix) Çukurova Üniversitesi’nde 14 Ekim 2014 tarihinde IŞİD saldırılarını protesto etmek için düzenlenen yürüyüşe katılan ve polis müdahalesine maruz kalan 23 öğrenci hakkında “IŞİD sarı mekaplılara yenilecek” dövizi açtıkları ve AKP ile IŞİD aleyhine slogan attıkları gerekçesiyle 17’şer yıl hapis cezası isteniyor…[53]
  2. x) Müzisyen Şanar Yurdatapan, yayıncı İbrahim Aydın Bodur Özgür Gündem gazetesi ile dayanıştığı için 6 bin TL para cezasına mahkûm edildi…[54]
  3. xi) Antalya’da 6 Nisan 2008 günü bir gruba tabancayla ateş eden Ömer Ulusoy, Antalya 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada 5 yıl 9 ay hapis cezasına mahkûm edildi. Yargıtay 1’inci Ceza Dairesi, yerel mahkemenin verdiği cezayı bozdu. Yeniden yargılanan Ömer Ulusoy, “kasten öldürmeye teşebbüs” suçundan önce ömür boyu hapis cezasına, eylemin teşebbüs aşamasında kalmasından dolayı 9 yıl hapse mahkûm edildi. Eylemi haksız tahrik altında gerçekleştirdiği gerekçesiyle bu cezası 4 yıl 6 aya indirilen Ömer Ulusoy’a, eğitim öğretim kurumunda ruhsatsız silah taşımak suçundan da 2 yıl 6 ay hapis ve 72 gün adli para cezası verildi…[55]

xii) Yeniçağ gazetesi yazarı Yavuz Selim Demirağ’a evinin önünde sopalarla saldıran şahıslar, Savcılık kararıyla serbest bırakıldı…[56]

xiii) Gazeteci Sabahattin Önkibar’a saldırıyla ilgili soruşturma kapsamında yakalanan 4 şüpheli İ.A, İ.Y, İ.Ü ve İ.K çıkarıldıkları mahkemece adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı…[57]

xiv) 2016 Avrupa Futbol Şampiyonası grup elemeleri son maçında, Türkiye ile İzlanda Konya’da karşı karşıya gelmişti. 13 Ekim 2015’te oynanan karşılaşma öncesi, Ankara katliamında ölen 102 kişi için saygı duruşu yapıldı. Saygı duruşunun yapıldığı sırasında tribünlerde yuhalama ve ıslık sesleri yükselmişti. Daha sonra ise tribünlerden “Ya Allah Bismillah Allahuekber” şeklinde slogan atılmıştı. Halkevleri, yaşanan olayla ilgili Konya Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunmuştu.

Savcılık, konuyla ilgili kovuşturmaya gerek olmadığına karar verdi. Konya Cumhuriyet Savcılığı, ilgili takipsizlik kararında, “Ya Allah Bismillah Allahuekber” diyerek tekbir getirilerek atılan sloganı ‘Milli birlik ve beraberliğimizi tehdit eden durumlarda atılan bir slogan’ olarak nitelendirdi…[58]

  1. xv) İstanbul 32. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti tarafından hazırlanan 21 sayfalık gerekçeli kararda yeni “aydın” tanımı yapıldı: “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisine imza atarak “Terör örgütü propagandası yapmak” suçundan 1 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan akademisyen A. A. hakkındaki hükmün gerekçesi açıklandı. Gerekçeli kararda; “Sözde sorumluluk sahibi aydın bir akademisyen olarak ‘Barışa katkısı olsun diye bildiriyi imzaladım’ diyen A.A’nın, aynı mahiyette bir bildiri veya çağrıyı PKK silahlı terör örgütüne karşı yapmayı düşünmemesi ya da düşünmek istememesi aydın, barışçı, demokratik, sorumluluk sahibi ve tarafsız akademisyen kimliği ile hiçbir şekilde bağdaşmadığı tartışmaya yer vermeyecek kadar açıktır” denildi. Ayrıca gerekçeli kararın A.A’nın avukatına ulaşmadan haber ajanslarına servis edilmesi dikkat çekti…[59]

xvi) İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi, ‘Barış İçin Akademisyenler’ bildirisine imza attığı için yargılanan Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Gülsün Güvenli’ye verdiği 1 yıl 2 aylık hapis cezasını ertelerken, “hayatını kaybetmiş bir askerin ailesini ziyaret etmesi” yükümlülüğü getirmişti…[60]

xvii) İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararıyla KHK ile kapatılan ÇHD ve Halkın Hukuk Bürosu (HHB) üyesine ceza yağdırılan davanın gerekçeli kararı yazıldı. Soma davasının avukatlığını yapan ve 11 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan ÇHD Genel Başkanı avukat Selçuk Kozağaçlı ve 18 avukat hakkında yazılan gerekçeli kararda, Berkin Elvan, Dilek Doğan, Hasan Ferit Gedik, Nuriye Gülmen ve Semih Özakça ile Soma katliamının davalarında avukatlık yapılması suçlama konusu yapıldı…[61]

xviii) Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi, Yerel Yönetimler Sempozyumu ile KESK-DİSK-TMMOB-TTB’nin düzenlediği mitinglere katılmayı “örgüt üyeliği” sayarak toplamda 121 yıl hapis cezası verdi…[62]

xix) ODTÜ mezuniyet töreninde daha önce yapılmış bir karikatürü pankart yapıp taşıdıkları için öğrencilere tutuklama kararı veren yargı sistemi, akademisyenleri “Oluk oluk kanınızı akıtacağız” sözleriyle tehdit eden suç örgütü lideri Sedat Peker’i beraat ettirdi…[63]

  1. xx) Can Dündar’a 6 Mayıs 2016’da Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi önündeki silahlı saldırı sonucunu NTV muhabiri Yağız Şenkal’ın yaralanmasına ilişkin davada karar çıktı. İstanbul 28. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada sanık Murat Şahin’e “Kasten yaralama” suçundan 4 bin 500 TL para cezası verilirken, “Ruhsatsız silah taşımak” suçundan ise sanığa 10 ay hapis ve 500 TL adli para cezası verildi. Sanığa verilen para cezaları ise 20 takside bölündü…[64]

xxi) İstanbul Cumhuriyet Savcısı Vedat Bilgin, muhabir Kemal Göktaş hakkında işkenceden sanık polisler için işkence mağduru kadına göre da daha az hapis istenmesini “skandal” sözleriyle eleştiren bir haberi nedeniyle dava açtı...[65]

xxii) İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 13 Mart 2016’da 35 kişinin yaşamını yitirdiği Ankara Güvenpark’taki bombalı saldırıyı haberleştiren 4 muhabir hakkında yayın yasağını ihlâl ettikleri gerekçesiyle 4.5 yıla kadar hapis istemiyle dava açtı…[66]

xxiii) Ankara 14. Asliye Ceza Mahkemesi, Yüksel Caddesi’nde 76 yaşındaki Perihan Pulat’ı darp eden Ankara Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdür Yardımcısı Ekrem Gönül’e 15 ay taksitle verdiği 3 bin TL adli para cezasının gerekçesini açıkladı. 76 yaşındaki Perihan Pulat’ı darp eden polis savunmasında, “Bu tür raporların ideolojik saiklerle ısmarlama olarak hazırlandığını düşünmekteyim,” dedi…[67]

xxiv) Taksiden indirdiği I.K.’yı ekip aracında 4 saat alıkoyup tecavüz ettiği gerekçesiyle yargılanan polis memuru Şeref Şık hakkında, uygulanan iyi hâl indirimiyle 24 yıl ceza çıktı…[68]

xxv) Ethem Sarısülük’ü öldüren polis Ahmet Şahbaz’ın 15 bin TL ile cezalandırılması vicdanları bir kez daha yaraladı. Abisi Mustafa Sarısülük kapanan davayı şu ifadelerle değerlendirdi: “Bildiğimiz için çok şaşırmadık ama yine de içimiz bir kez daha yandı… Bu bir ödüldür. Yargıtay, vermiş olduğu bu vahim, tehlikeli kararla, kolluğa, ‘Bundan sonra hak arayana karşı, korkmadan, görevinizi yerine getirin, gerektiğinde silahınızı kullanıp insanları öldürün, ‘hukuk’ arkanızda mesajı verdi. Bunu kurumsallaştırdı”…[69]

xxvi) Diyarbakır’da 7’si çocuk 13 kişinin öldürüldüğü 28 Mart 2006 olaylarının üzerinden 12 yıl geçmesine rağmen, olayın sorumluları hâlen cezalandırılmadı. O gün öldürülen 8 yaşındaki Enes Ata’nın babası, “Artık benim adaletten hiç umudum kalmadı. Yine de ömrüm yettiği sürece bunun peşini bırakmayacağım,” dedi…[70]

xxvii) AYM, İzmir’de kaldığı cezaevinde sabah sayımına katılmadığı gerekçesiyle Adem Erden adlı yurttaşın gardiyanlar tarafından darp edilerek sırtında 22 adet sigara söndürülmesine ilişkin davanın 13 yıldır sonuçlandırılmaması üzerine “hak ihlâli” kararı verdi. AYM, 13 yıldır süren yargılamanın makul olmadığını, “kamu görevlilerinden kaynaklanan kötü muamele olaylarına kayıtsız kalındığı görünümü verilmesinin engellenmesi açısından yeterli hız ve özenle yürütülmeyerek etkili bir yargısal tepki verilmediği”ni kaydetti…[71]

xxviii) Şule Çet davasında cinayet ve cinsel saldırı suçlarından tutuklu olarak yargılanan Çağatay Aksu’nun talebiyle Ekşi Sözlük’teki Şule Çet başlığına erişim engeli getirildi. Mahkeme kararıyla Ekşi Sözlük’teki ilgili başlığa, “Ankara Batı 2. Sulh Ceza Hâkimliği’nin Çağatay Aksu’nun talebi üzerine verdiği 29.05.2019 tarihli kararı uyarınca bu başlıkta yer alan içeriklere erişimin engellenmesine karar verildi” ifadesi eklendi…[72]

xxiv) Yargı reformu strateji belgesinde hâkim ve savcılara coğrafi teminat getirileceğinin açıklandığı bir dönemde Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK), adli yargı kararnamesiyle Yargıçlar Sendikası’nın üç üyesini daha sürgün etti…[73]

 

 

DEVAM EDECEK

 

 

17.07.2019 (Sibel ÖZBUDUN)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR