Algı Yönetimi

Murad DEMİRKOL

Algı Yönetimi

 

 

Seçim sürecinin de etkisiyle, bilincimize kusulup, duygularımızın istenilen yönde harekete geçirildiği komediyi, daha sık yaşamaya başladık…

İstendiğinde öfkeyle sokaklara taşıp, düşmanlar arakladığımız; istendiğinde en kötü şartların bile ambalajlarla süslenip gözümüze hoş gösterildiği ve aklımızın almakta zorlandığı bir algı yönetimi… En basit tanımıyla, geçmişte olduğu gibi bugünde, kitlesel bir aldatılma şöleniyle karşı karşıya bırakıldığımızı söyleyebiliriz…

Yüceltilmiş koltuk sevdası, güç severlerin gündem gıcıklayıcı gülüşleriyle sarsılıyor mesela…

“Bıcır bıcır” diye başlayan, “benim gibi küçücük” diye ağzı yırtılıncaya kadar kahkahalar atan kibarları daha sık göreceğiz anlaşılan…

Her dönemde iktidarların çemberinde dolaşan, ceketlerini çekiştiren, gücün ağzına bakan, sanatçı görünümlü kibarları… 

Karşı karşıya bırakıldığımız yöntem; hedef kitleyi istenilen fikir ve amaç üzerinden ikna etmekle kalmıyor, bizzat yöntemin içinde olmasını istiyor sanki…

Nükleer santrallerin bile şirin, zararsız, mükemmel diye gösterildiği reklamlarla sarsılıyoruz…

Bu algı yönetimi, özgül ağırlığını yok saydığı bireyi, yabancılaştırmakla kalmayıp, takım tutar gibi taraf olmaya zorluyor…   

Sırf bu yüzden belki yüzyılımızın temel hastalığı; “amaca götüren her yol mubahtır” sanrısıyla şekilleniyor. Bu durum bilinç dışı kirli bir tiyatronun yolunu açmakla kalmıyor, hizmet karşılığı kangrene dönüşen kavgaların da fitilini ateşliyor…

Oysa bu ülkede yaşayıp da aklı başında olan bireylerin taraf olmadan soracağı ve sorgulayacağı daha insancıl istekler olmalı…

Unutmaması gereken bir sürü yalan dolan mesela…

Bireyin, magazinin şarlatanlarına kanmadan uyanacağı, temiz bir zihne ihtiyacı var öncelikle…

Hangi inançtan veya mezhepten olursa olsun; doğasına, tarihine, kültürüne verilen bunca zararın kime hizmet ettiğini görmeli örneğin…

Bu şaklabanlığın farkına varmalı…

Joseph Goebbels’in “Algılar gerçeğe dönüşür” tezi, zihnimizin karmaşık yolculuğuna ısrarla dokunurken,  iktidarların “denetimsiz ve sonuca giden her yol mubahtır”  anlayışı, yaşanacakların geçmişi ısrarla yoklayacağını gösteriyor…

Elinde bayrak, tuttuğu takımın peşinde sürüklenen yoksul kalabalıkları nasıl açıklayabiliriz yoksa?

Emek sömürüsü bitmiş olabilir mi?

Çocuk işçiler mesela…

Kadın sömürüsü, çocuk gelinler…

Eşcinseller…

Sigortasız işçilik ve işsizlik

Kölelik şartlarında çalıştırılan mülteciler… 

Taşeronlaşma ve cinayet diye tanımlanabilecek iş kazaları…

Sağlık ve eğitimin hızla özel piyasaya devri…

Çevrenin tahribatı…

Güvenliksiz güvenlik paketleri…

Ama hamasetin tavan yaptığı toplumlarda, bu gibi asli sorunlar her an unutturulabilir… Ülke günlük gülistanlık bir muhabbete dönüştürülebilir…

Bıcır bıcır, kendileri gibi küçücük bir gündemle göstergeler şişirilebilir…

Korkun diye başlayan

Olmazsa ekranla avunun diye alkışlayan bir gündemle sarsılabilir…

Yeter ki insanı ilgilendiren en temel hakları sorgulama demeye getiriyorlar…

Ne yazık ki somut hayatımızda böylesine ucu açık, sivri, tehlikeli ve bir o kadar komik süreçler yaşanıyor. Medyanın türlü söylemlerle süslediği süreçler…

Ülkemizden, coğrafyamızdan, insanımızdan çalınan koca bir zamanın tahrip edildiği süreçler…

 

Murad DEMİRKOL

21.04.2015 (Murad DEMİRKOL)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

Gündemin Değişmeyen Sancısı

Savaşan Güç - Savaşan Yoksulluk

Bireyin Seçimi

Yığın ve Demokrasi

Güç ve Kaos

Yangın Yeri

Savaş Çılgınlığı

Seçim Tercihi

Beyaz Leblebi...

Algı ve Gerçeklik

İşgal Edilen Zihinler...

Büyük İnsanlık

Seçilemeyen Kurgu

Seçimin Seçilemeyen Gölgesi

İktidarsız Medya ve Savaş Tamtamları

Korku Toplumu ve Alternatifsiz Kaygı

Seçilmiş Yoksulluk

8 Mart, Umut Ve Tahta Bacak Frida