FAİLİ MEÇHUL -OLMAYAN- KAYIP(LAR)

Temel Demirer

FAİLİ MEÇHUL -OLMAYAN- KAYIP(LAR)

ÖRNEKLERİYLE “FAİLİ MEÇHUL”LER, ÖLÜM TARLALARIXXX SUSURLUK VE ÖTESİ

“DERİN (DENİLEN) DEVLET” VERİLERİ

“FAİLİ MEÇHUL” -OLMAYAN- ROBOSKÎ

İNKÂRIN YARGI KOMEDİS

“UNUTMA SAKIN UNUTMA”

“FAİLİ MEÇHUL” -OLMAYAN- “KAYIP”(LAR)[1] “Bir yapının gerçeği en iyi, onun en aşırı durumunda görülebilir.”[2]

Berfo Ana’yı tanır mısınız

12 Eylül darbesinin ardından Kars’ın Göle ilçesinde evinden gözaltına alınarak kaybedilen Cemil Kırbayır’ın 100 yaşını aşmış annesini, faili meçhul ve kayıp yakınlarının sembolünü.

Berfo Ana’nın, “31 yıldır evimin kapısını kilitlemiyorum. Belki bir gün çıkar gelir, kapıyı kilitli bulmasın diye açık tutuyorum. Oğlumun tek bir kemiğine bile razıyım. Senden oğlumun mezarını istiyorum” sözleri yürekleri dağlamıştı; hâlâ da dağlıyor...

Nasıl dağlamasın? (“Faili meçhul” diye sunulan kayıp(lar), sessiz çığlıkları duyulabilen, tanıdık öldürülen çocuklarıdır!) “Kaybolmak”! Hem de gözaltında... Gözün gördüğü bir şey nasıl kaybolur!? Türkçenin azizliği mi acaba

“Gözaltında”nın tanımı: “Korunan, tutulan, gözlenen” şeydir. Bu hâlde kaybolmaktan nasıl söz edebilirsiniz? Gözün gördüğü bir şey nasıl kaybolur ki? İronik ve düşündürücüdür! Başka bir açıdan: “Fail: Suç işleyen kişi”... “Meçhul: Kayıp, belirsiz”... “Faili Meçhul: Suç işleyen kişinin belirsiz olması”dır. Yani “faili meçhul”, “Kimin yaptığı belli olmayan” ya da “Kim vurduya giden” anlamına gelir. Bir ceza hukuku terimidir. Herhangi bir suç unsur taşıyan olayın faillerinin yani olayı işleyenlerin kim olduklarının belirlenememiş olması durumunda kullanılır. “Faili meçhul cinayet” derlerse de inanmayın; herşey ayan/ beyan orta yerdedir; haki veya mavi renkli devletlûlarca işlenmiş, cezalandırılması mümkün olmayan cinayetlerdir onlar…

Aslında hiçbir cinayetin “faili meçhul” değildir.

Sadece katillerin bir isminin olmamasıdır/ kon(a)mamasıdır; aslında bir örgüt adıdır; bütün cinayetleri işleyen!

Siz bakmayın “faili meçhul” dediklerine; aslında onlar, “faili meşhur cinayetler”dir.

“Faili meçhul” cinayetlerin faili malûmdur.

“Faili meçhul” diye sunulan cinayetler, Susurlukçuların, JİTEM-Hizbullah-kontrgerilla yani “Derin (denilen) Devlet”in eliyle, malûm kişilerce işlenmiştir.

A. Hicri İzgören’in, “Bütün kayıplar devletin bilgisi dahilindedir,” notunu düştüğü hâle ilişkin olarak Emekli Koramiral Atilla Kıyat, 1993-1997 yılları arasında işlenen faili meçhul cinayetlerin “devlet politikası” olduğunu söylemedi mi?[3]XXXX Ya da emekli Cumhuriyet Savcısı Sacit Kayasu, “Bu memlekette 15 bin 747 faili meçhul cinayet var,”[4] gerçeğinin altını çizerken; Mehmet Y. Yılmaz, “Türkiye’de bir derin devlet yapılanması olduğu, bazı kişilerin kendilerini kanunların da, seçilmiş iktidarların da üzerinde görerek kendilerince “devleti korumaya” kalkıştıkları bir sır değil;[5] Kurtuluş Tayiz, “Devletin infaz listesi olur mu? Bugün çoğu insanın kuşkuyla karşıladığı, ‘hadi canım sen de’ diyerek burun kıvırdığı bu iddialar, yakın zamana kadar bir Türkiye gerçeğiydi”;[6] Oral Çalışlar, “Ölüm listeleri konuşulurken MGK nerede? Neden hâlâ o listeler ve listeleri hazırlayanlar ortaya çıkmıyor?”[7] demek durumunda kalmışlardırlar… El özet, failleri aramızda ve devletin güvencesi altında olan cinayetlerdir “faili meçhul”ler. Ve en önemlisi terör kavramı, terörü yaratan muktedirin ta kendisine aitken;[8] “faili meçhul”ler de terörü yaratan muktedirin eseridir.

Evet devlet’in kendini, “raison d’etat”sını korumak adına işlediği cinayetlerdir, terördür.

Kolay mı? 1990’larda işlenen 17 bin siyasi cinayetin failleri elbette belliydi. Örneğin dört cinayete bizzat katıldığını itiraf eden özel harekâtçı polis Ayhan Çarkın tutuklanıp, hapse götürülürken bağırdı: “Adalet için herkes yardımcı olsun. Bütün dosyalar açılacak, bütün gerçekler ortaya çıkacak. Herkes müracaat etsin. Bütün herkesi yanıma bekliyorum”![9

Mantık(sızlığ)ı gereği iktidarın günahları arttıkça faili meçhuller sıklaşır.

Devletlerin gizlemek, görünmez kılmak için her şeyi yapabilecekleri gerçekliktir “faili meçhul”ler

Genel olarak kimlerinin yaptığı bilinen, devlet patentli cinayetlerdir. Ancak öyle ulu orta yerde söylenmez. Malum… “Devlet güvenliği”! Genellikle, göz göre göre gerçekleşir. Cinayet önceden bilinir, istihbaratlar alınır, önemsenmez. Tek bilinmeyen (!) emir verendir… Faili meçhuller ısmarlama bir iştir. Ismarlayan “meçhuldür” sözüm ona. Coğrafyamızın geçmişinden bugüne kadar uzanan “devlet geleneği” olması yanında; nihai kertede Cumartesi Anneleri’dir; bir kara deliktir “faili meçhul”ler.

Belki de sorunu açıklamaya en uygun düşen cümle: “Tutuklandılar, katledildiler, mezar taşları bile olamadı”dır! Kolay mı? Dünyanın en genç mezarlığı bizimdir. Onlar, karanlığın ötesinden gelen seslerdir, -Eduardo Galeano’nun deyimiyle,- “mezarsız ölüler”dir!

ÖRNEKLERİYLE “FAİLİ MEÇHUL”LER, ÖLÜM TARLALARI “Faili meçhul”lerin, kirli savaşla/ Kürt Sorunu ile olağanüstü bir ilişkisi olduğu herkesin malumudur! Hatırlayın: “PKK’ya yardım eden işadamlarının ve sanatçıların listeleri elimizde,” diyen dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in 4 Kasım 1993’te cümleyi kurmasından çok kısa bir süre sonra Türkiye, peş peşe öldürülen Kürt işadamları ve bürokratların haberlerini okumaya başladı. Çiller’in 1993’teki bu sözleri bir anlamda karanlık, korkutucu, acımasız, pervasız ve gayrimeşru olaylara açılan kapı oldu. Türkiye, 90’lı yıllar boyunca faili meçhuller, köy boşaltmalar, toplu öldürmeler, siyasi cinayetler, yargısız infazlar, ‘asker - polis - mafya’ tarafından oluşturulmuş çeteler, provokasyonlar ve bunlara uydurulmaya çalışılan kılıflarla uğraştı. Çiller’in cümlesinin gerçek anlamı ise emekli Koramiral Atilla Kıyat’ın itiraf gibi ifadesiyle ortaya çıktı. Kıyat “1990’lı yıllarda işlenen faili meçhul cinayetler devlet politikasıydı” dedi. Yani Kıyat 1993’te belki de tüm on yıl için “malumu ilan etmiş” olmaktan başka bir şey yapmadı. İçişleri Bakanlığı verilerine göre sözkonusu 10 yılda yalnız polis bölgesinde 1912 siyasi cinayet işlendi. Bunun 608’i faili meçhul olarak bildirildi. Tansu Çiller’in meşhur cümlesini takip eden dönemde ise 1993’te 411, 1994’te 453 olmak üzere 864 siyasi cinayet işlendi, 303’ü faili meçhul olarak kaldı. ‘Türkiye İnsan Hakları Vakfı’ (TİHV) ve ‘İnsan Hakları Derneği’ne (İHD) göre bu rakamların misliyle fazla insan öldürüldü. Öldürmeler akademisyenler, askerler, işadamları, siyasetçiler avukatlara uzandı. TBMM’de 1993’te kurulan Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu üyesi Hüsamettin Korkutata, sonucu şu ünlü cümleyle anlattı: “Görüldü ki vatan, millet dedikleri şey para, pul, kaçakçılık ve rant işidir.” Tansu Çiller’in danışmanı Memduh Bayraktaroğlu ise ‘Çillerli Yıllarım’ başlıklı yapıtında “Resmi olmayan, sabıkalı isimlerden özel bir tim kuruldu. Bu tim daha sonra uyuşturucu ticaretine karıştı. O dönemde sivrisinek öldürür gibi insan öldürüldü,” diye yazdı. İşte karanlık 10 yılın tablosu...[10] RAKAMLARLA “ALACAKARANLIK” 10 YIL 1912 İçişleri Bakanlığı’na göre polis bölgesinde 1990 - 2000 arasında işlenen siyasi cinayet. 608 1912 siyasi cinayetten 608’i faili meçhul kaldı. 1165 “Yargısız infazlar” o yılların korkulu rüyasıydı. Kayıtlara geçen rakam 1165 oldu. (TİHV) GÖZALTI VE CEZAEVİNDE 403 kişi öldü (TİHV) 205 1990 - 2000 yılları arasında “kayıp” sayısı (TİHV) 253 Türkiye’deki toplu mezar sayısı (İHD) 3541 Boşaltılan köy ve mezra sayısı (İHD) Oysa olan “biten”, 10 yılla sınırlı değil. “Derin (denilen) Devlet”in suç listesi, uzar gider bu ülkede! Örnek(ler) mi? JİTEM davası, Kürt illerindeki “faili meçhul” cinayetler, Susurluk, Yüksekova çetesi, “yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım ve Hüseyin Oğuz’un ifade/ itirafları… Mesela Vedat Aydın, Mehmet Sincar, Medet Serhat… Mesela Ramazan Elçi, Abdurrezak Binzet, Beyaz Toroslar, Korucular… Hasan Ocak, Metin Göktepe, Gazi Mahallesi olayları mesela… Mesela 1 Mayıs 1977… Mesela Metin Lokumcu… Mesela İstihbarat Örgütleri, Abdullah Çatlı, İbrahim Çiftçi, Haluk Kırcı, İbrahim Şahin… Sonra Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Çetin Emeç, Cavit Orhan Tütenğil, Abdi İpekçi… Örnek mi? “Ayhan Çarkın, onca cinayet itirafına rağmen ‘somut delil yok’ diyen mahkemeye bir anlamda ‘alın size yeni somut deliller’ diyor”ken;[11] hızla sıralayalım: i) Kürt illerinde faili meçhul cinayetler en çok da gazetecileri seçti. Gündem gazetesinin muhabiri veya dağıtımcısı olan 18 gazeteci ya evlerinden veya yoldan alınıp öldürüldü. Musa Anter, Halit Güngen, Cengiz Altun, Namık Tarancı, Ferhat Tepe, Nazım Babaoğlu, İzzet Kezer, Mecit Akgün, Çetin Abayay, Yahya Orhan, Hüseyin Deniz gibi isimler faili meçhullere kurban gitti. Bu cinayetler hâlâ aydınlatılamadı. Kürt gazeteci ve yazar Musa Anter, 20 Eylül 1992 tarihinde Diyarbakır’ın Seyrantepe semtinde tuzağa düşürülerek öldürüldü![12] ii) ‘Özgür Gündem’ Bitlis muhabiri Ferhat Tepe’nin cansız bedeni, 8 Ağustos 1993’te Elazığ’da bir gölden çıkarıldı. “Kimsesiz” denilerek basına haber verilmeden apar topar gömüldü… Oysa henüz 18 yaşındaki muhabir, 28 Temmuz’da sivil giyimli ve telsizli kişiler tarafından kaçırılmış, bir daha da haber alınamamıştı… Dönemin DEP Bitlis İl Başkanı olan baba İshak Tepe, Özgür Gündem gazetesi avukatlarıyla birlikte her yerde oğlunu arıyordu. Aile olayı öğrenince, Tepe’nin cesedi çıkartılarak teşhis edildi. Otopsiye göre Ferhat’a yoğun işkence yapılmış, vücudunda sigara söndürülmüş ve boğazı telle sıkılarak öldürülmüştü![13] iii) Hakkâri Yüksekova’da, Nezir Tekçi adlı çobanın 1995 yılında askerler tarafından öldürüldüğü ve sonra cesedinin bombayla parçalandığı iddiasına ilişkin davada, talimatla ifadeleri alınan eski askerler ‘infazı’ doğruladı. Veysi Kaya, “Atış emri verildi, ben de ateş ettim” dedi. Üzeyir Yantur, “Çobanı dağa götürdük, uzak bir mesafede öldürüldü, silah seslerini duydum” diye konuştu. Hakan Gündüz ise “Gösterdiği mağara boş çıkınca 50 kişiye infaz ettirildi” diye anlattı. Cengiz Ekici ise “Öldürüldükten sonra gömdük” diye ifade verdi![14] iv) Mardin Dargeçit’te güvenlik güçleri Seyhan Doğan, (14) Abdurrahman Coşkun (21), Mehmet Emin Aslan (19), Abdurrahman Olcay (20), Nedim Akyön (16), Hikmet Kaya (24) ve Süleyman Seyhan’ı (57) gözaltına aldı. Davut Altınkaynak’ı (13) almak için evlerini basan askerler kendisi evde olmadığı için annesi Hayat Altınkaynak’ı gözaltına aldı. Anne, sonra verdiği ifadesinde “panzerle götürüldüğünü, elbiseleri çıkarılarak sopayla vücudunun her yerine vurulduğunu, 2 saat boyunca işkence yapıldığını” anlatacaktı. Gözaltına alınan çoban Seyhan Doğan’ın yerine ertesi gün hayvanları otlatmaya götüren 11 yaşındaki kardeşi Hazni Doğan da gözaltına alındı. Dargeçit Jandarma Taburu’nun altındaki işkence merkezine götürülen çocuk, ağabeyiyle birlikte işkence ve tacize maruz kaldı. 4 günün sonunda serbest bırakılan çocuk, yaşadıklarını ailesine anlattı. Annesi Asiye Doğan diğer oğlu Seyhan’ı sormak için jandarmaya gittiğinde “serbest bırakıldığı, dağa gitmiş olabileceği” yanıtını aldı. Doğan, savcılığa dilekçe verdikten sonra gözaltına alındı. Çıkar çıkmaz yaşadıklarını gazetelere anlattı. Haberlerin ardından Doğan yine alındı ve 20 gün işkenceli sorgulara tabi tutuldu![15] v) Silopi’de 1993 yılında gözaltına alınan 6 köylünün, kurşuna dizilip öldürüldüğü ve bilinmeyen bir yere gömüldükleri ortaya çıktı. İddianameye göre; 13 Haziran 1993’te Silopi’ye bağlı Görümlü köyünde konuşlanan Tekirdağ 3. Zırhlı Tugay 2. Tabur Komutanlığı’na PKK saldırdı, altı asker şehit oldu. Saldırıdan sonra Görümlü Köyü’nü basan jandarma, Keldani kökenli baba oğul Hamdo ve Hükmet Şimşek ile köy imamı İbrahim Akıl, Mehmet Salih Demirhan, Derecik’ten Şemdin Cülaz, Koyunören’den Ömer Kurtay’ın da aralarında olduğu 13 köylüyü gözaltına aldı. Yedisi bırakılırken, altısından bir daha haber alınamadı![16] vi) 1995 yılında Mardin’in Dargeçit ilçesinde, 9 kişi PKK’ya yardım ettikleri gerekçesiyle Dargeçit Jandarma Komutanlığı tarafından gözaltına alındı. Gözaltına alınanlardan 11 yaşındaki Hazni Doğan ve 28 yaşındaki Hayat Altınkaynak serbest bırakıldı. Ancak 7 kişiden bir daha haber alınamadı. Ailelerin yaptığı ısrarlı takip üzerine, Dargeçit Cumhuriyet Savcılığı 2009 yılında soruşturma dosyasını yeniden açtı. Ailelerin ve Mardin İnsan Hakları Derneği’nin takibi sonucu 17 Şubat 2012’de, Dargeçit’in Bağözü Köyü’nde kazı çalışması yapıldı. Toplu mezar alanı olduğu ileri sürülen Bağözü Köyü çevresinde başlatılan kazı çalışmaları, 4 gün sürdü. Kazı çalışmaları sırasında bir kuyunun içinde yanmış insan kafası ve bazı kemikler bulundu. Bulunan kemikler, gözaltında kaybolan kişilere ait olup olmadığının belirlenmesi için Adil Tıp Kurumu’na gönderildi. Adli Tıp Kurumu’nda gelen ilk raporda, bulunan kemiklerden birinin gözaltında kaybolan 19 yaşındaki Mehmet Emin Aslan’a ait olduğu belirlendi. Adli Tıp Kurumu, diğer kemikler üzerinde yaptığı çalışmalar sonucunda, bazı kemiklerin de 14 yaşında Seyhan Doğan’a ait olduğu yönünde rapor hazırladı. Hazırlanan rapor Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildi. Mardin İHD şubesi yaptığı açıklamada, “Talep edilen ek rapor sonucunda Bağözü Köyü’nün içinde bulunan kuyuda bulunan kemiklerin bir kısmının Seyhan Doğan’a (14) ait olduğu tespit edilmiştir. İşlemler bittikten sonra cenazenin Doğan ailesine teslimi yapılacaktır” denildi. Aranan 7 kişinin içinde bir de asker var. İddialara göre Uzman Çavuş Bilal Batır, söz konusu cinayetler hakkında bilgisi olduğu için yakılarak öldürüldü ve diğer cesetlerle birlikte aynı kuyuya atıldı![17] vii) Kızıltepe’deki “JİTEM’in ölüm merkezi”nde bulunan kemikler, 1995’te kaçırılan iki kardeşe ait çıktı. Böylece aynı yerde üç “kayıp” kişiye ulaşılmış oldu. Mardin Kızıltepe Savcılığı’nın 2008 yılında yaptığı kazıda bulunan kemiklerin, 1995 yılında evinden alındıktan sonra kendisinden bir daha haber çıkmayan Şemsettin Yalçınkaya ve Nejat Yalçınkaya’ya ait olduğu belirlendi. 1995 yılında Kızıltepe Belediyesi’nde zabıta memuru olarak görev yapan Şemsettin Yalçınkaya ve kardeşi Nejat Yalçınkaya, evlerine gelen bazı kişilerce, o dönem bölgede gözaltılarda yaygın kullanılan ‘Toros’ araca bindirildi. İki kardeşten bir daha haber alınamadı. Yalçınkaya ailesinin yıllarca iki kardeşe ulaşma çabaları sonuçsuz kaldı. Kızıltepe Savcılığı’nın sürdürdüğü fail meçhul cinayetler soruşturması kapsamında 2008 yılında “JİTEM’in ölüm merkezi” olarak kabul edilen Katarlı Köyü’nde kazı yapıldı. Yapılan kazılarda insana ait olduğu belirlenen kemiklere ulaşıldı. Bulunan kemikler, yakınlarını arayan ailelere umut oldu. Savcılık kazılarda bulunan kemikleri DNA incelemesi için İstanbul Adli Tıp Kurumu’na gönderdi. Adli Tıp Kurumu, kazılarda bulunan kemikler ile kan örnekleri alınan aileler arasında eşleşme yaptı… İHD Mardin Şubesi’nin gözaltında kayıplarla ilgili olarak yayımladığı raporda, Mardin’de 1993-1996 yılları arasında 52 sivil vatandaşın gözaltında kayıp edildiği belirtiliyor: “Mardin ve çevresinde bulunan kemikler, yargısız infaz ve kaybettirilmenin bir devlet konsepti olarak uygulandığının teyididir. Parça parça bulunan deliller bir bütün olarak insanlık dışı muamele ve uygulamaların sistematikliğini ortaya koymaktadır”![18] viii) Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Alacaköy’de bulunan toplu mezardan haberiniz var mı? 11 cesede ait olduğu anlaşılan kemikler, 10 yılı aşkın bir süredir yerleşime kapalı olan bir bölgede, bir dere yatağında bulundu. Oracıkta topluca katledilmiş olduklarına dair bulgular var. Gömülmemişler bile. 2003 yılının Eylül ayında da Muş-Kulp karayolunun inşasında çalışan işçiler, çalışmaları sırasında insan kemikleri buldukları iddiasıyla savcılığa başvurmuştu. Bildiğimiz kadarıyla bir araştırma yürütülmedi. 1993 yılında Alacaköy’de gözaltına alınıp kaybolan 11 köylü neredeyse unutulacaktı… 9 Ekim 1993 günü Muş-Kulp-Lice üçgeninde yapılan operasyonda Alacaköy’de tutuklanan Mehmet Salih Akdeniz, Celil Aydoğdu, Behçet Tutus, Mehmet Şerif Avar, Hasan Avar, Bahri Şimşek, Mehmetşah Atala, Turan Demir, Abdo Yamuk, Nusreddin Yerlikaya ve Ümit Taş’dan bir haber alınamamıştı. O dönem sıkça kapağı açılan muamma dosyasına yazılmışlardı. Kulp Savcılığı’na tahkikat için dilekçe ile başvuran kayıp yakınları, bir sonuç alamadılar… Tanıklar var. Sözkonusu operasyonda tutuklanan ancak sonradan serbest bırakılanlar olayı ayrıntılarıyla anlatıyor. İsteyen, bu ayrıntılara İHD raporlarından ulaşabilir. Operasyon, General Yavuz Ertürk himayesinde yapıldı. Dava dosyasında, operasyonun Bolu Jandarma Tugayı’ndan geldikleri anlaşılan 2 bin 500 asker tarafından yapıldığı belirtiliyor. Operasyona General Ertürk’ün bizzat komutanlık ettiği kaydediliyor. Tanıkların ifadelerinden de anlaşıldığı gibi olay günü askerlerin köylüleri operasyon bitene kadar elleri bağlı olarak tuttukları, sonra da helikopterlere bindirerek götürdükleri anlaşılıyor![19] ix) Kelektepe Mezrası’nda 17 Mayıs 1994 günü gözaltına alınan Piro Ay’dan bir daha haber alınamadı. Adakent köyünü 12 Haziran 1994’te basan jandarmalar Vejdin Avcıl’ı gözaltına aldı. Avcıl, baskın yapılan bir sığınağa sokulurken çıkan çatışmada öldürüldü, kayıtlara da “terörist” diye geçirildi. Tekirdağ’dan Derik’e gelen Mehmet Faysal Ötün’ün bindiği otobüs durduruldu ve gözaltına alınan Ötün’ün cesedi 14 gün sonra bir köprü altında bulundu. Eşi Nurten Çelik’e göre, Ötün, kardeşinin kaçırdığı kızın korucu akrabaları tarafından PKK’li olduğu söylendiği için öldürülmüştü. Mardin Başsavcılığı, dönemin İlçe Jandarma Komutanı Çitil hakkında kaybedilen ve öldürülen 13 kişi için ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet hapis talebiyle iddianame düzenledi. Mardin’de başlayan dava Çorum’a gönderildi. Çitil, savunmasında davanın kendisini ve jandarmayı itibarsızlaştırmak için açıldığını savundu. Tanıkları ve mağdur yakınlarını “terör örgütüne yakın olmakla” suçlayan Çitil, “infazları PKK’nin yaptığını, beyaz Toroslarla vatandaşları kaçırdığını” ileri sürdü. Dava sürerken Ankara Jandarma Bölge Komutanı olarak görev yapan Çitil, 21 Mayıs 2014’te beraat etti. Beraat kararına yapılan temyiz başvurusu 2 Haziran 2015’te Yargıtay’ca onandı. Çitil de 6 gün sonra YAŞ kararlarıyla Tümgeneral yapılarak Diyarbakır Bölge Jandarma Komutanlığı’na getirildi![20] x) İHD Diyarbakır Şubesi 2011 yılında açıkladığı Toplu Mezar Raporu’nu, aradan geçen 3 yılın ardından 2014’de güncelleyerek yeniden kamuoyu ile paylaştığı belgeye göre, 25 ilde yapılan incelemelerde 348 toplu mezarda 4 bin 201 kişinin bulunduğu ifade edildi. Çatışmalı süreçte 17 bin faili meçhul cinayet işlendiğini vurgulayan İHD Genel Başkan Yardımcısı Raci Bilici, “bastığımız her karış toprağın bir toplu mezar yeri olma ihtimali var,” dedi![21] xi) Silopi’de 2001’de kaybedilen iki HADEP yöneticisi Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz için 2 Ocak 2014’de Dargeçit’te kazı yapıldı. Ailelerin de izlediği kazıda kemiklere ulaşıldı![22] xii) Bitlis’in Mutki ilçesi Hacinan köyü kırsalında toplu mezar ortaya çıktı. Köylüler toprak yüzeyinde insan kemikleri ve elbiseler bulunca durumu yetkililere bildirdi. İHD Bitlis temsilcisi Hasan Ceylan, elbiselerin üzerinde kurşun ve kan izleri olduğunu, kemiklerin vahşi hayvanlarca çıkarıldığını belirtti. 1996’da bölgede düzenlenen bir operasyonda 9’u kadın 24 PKK’linin öldürüldüğünü belirten Ceylan, kemiklerin PKK’lilere ait olabileceğini söyledi![23] xiii) Mardin’in Dargeçit ilçesinde 17 yıl önce kaybolan köylülerin cesetlerinin bulunması için 22 Şubat 2012’de ikincisi yapılan kazılarda, bir kafatası, kemik ve elbise kalıntıları bulundu. Şırnak’ın Güçlükonak ilçesindeki kazılarda da kafatası ve kemiklerin bulunduğu bildirildi![24] xiv) Susurlukçu Ayhan Çarkın’ın işkence edildikten sonra gömüldüğünü söylediği, 1992 yılından bu yana “kayıp” listesinde bulunan Ayhan Efeoğlu adlı üniversiteli gencin “kayıt dışı” şekilde gözaltına alındığı ortaya çıktı![25] xv) Eski MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür, 17 yaşındaki Ayten Öztürk’ü, Dersim’de 1992’de işkenceyle öldüren “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım’la o dönemde tanışmadığını, cinayetle ilgisinin olmadığını söyledi. Ayten Öztürk’ün ölümüyle ilgili şüpheliler arasında altıncı sırada yer alan Eymür, “O kadar çok olay oldu ki 1994’e kadar. O kadar çok faili meçhul olay yaşandı ki hangi birini duyacağım,” dedi![26] xvi) Musa Anter’in katledilmesine ilişkin davaya MİT’ten gönderilen belgede “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım’ın MİT’te çalışmadığı ancak bir jandarma yetkilisi aracılığı ile Şemdin Sakık’ı öldürmek için başvurduğu ancak bunun kabul edilmediği belirtildi![27] xvii) Ergenekon davasından yargılanan eski Özel Harekât Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin, Dev-Sol’a yönelik İstanbul Çiftehavuzlar’da 1992’de düzenlenen operasyonda Dursun Karataş’ın eşi Sabahat Karataş’ı kendisinin öldürdüğünü açıkladı. Sivas Ermeni Cemaati lideri Minas Durmazgüler’e düzenleneceği iddia edilen suikast hazırlığına dair silahı sanık Garip İrfan Torun’a verdiği iddiasına ilişkin ifade veren Şahin, “30 yıl terörle mücadele ettim. DHKP/C lideri Dursun Karataş’ın eşini operasyonda ben öldürdüm. Şimdi terörden tutukluyum. Takdir yüce mahkemeye aittir” diye konuştu![28] xvii) “Anayasa Mahkemesi’nin Resmi Gazete’de yayımlanan bir kararında gizliydi hikâye. Failin görünmez kılınmaya çalışıldığı, çaresiz kalınınca cezasız bırakıldığı bir memleket hikâyesi, en geçerli resmi belgede!”[29] SUSURLUK VE ÖTESİ “… ‘Everybody Knows’, Leonard Cohen’in ünlü bir şarkısıdır. Herkes bütün düzenbazlıkları, yalanları bilir ama her şey aynen devam eder. Susurluk, bu şarkıda anlatılana çok benzer,” diyen Ahmet İnsel hiç de haksız değildir… Çünkü Susurluk, burjuva devletin anatomisidir! “Nasıl” mı? “Susurluk davası”ndan yargılanan Mehmet Ağar, Abdullah Çatlı’nın 1980’den 1994’e kadar çeşitli konsolosluklar ve valiliklerden 9 pasaport aldığına işaret ederken “Pasaportlar göz önüne alındığında şahsın sahte veya gerçek herhangi bir belge edinmekte bir güçlük çekmediği anlaşılmaktadır,” derken; Ağar’ın verdiği bu bilgi, Çatlı’nın devlet tarafından nasıl korunduğunu ortaya koyar![30] “Kayıp silahların alım iznini Başbakanlık verdi. O silahlar gerekli yerlerde kullanıldı,”[31] diyen Mehmet Ağar, TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu’na açıklamalarında, faili meçhul cinayetlerde kullanıldığı iddia edilen kayıp silahların alımı için “Alım talimatı başbakanlıktan verildi. Gerekli yerlerde kullanıldı. Kaydı tutulmaz,” dedi ve işkence olaylarından “sert sorgu yöntemi” olarak bahsetti![32] Nihayet Susurluk’un kilit ismi İbrahim Şahin, savcılık ifadesinde “Eğer ortada illegal bir yapı varsa bana değil gidin Mehmet Ağar’a sorun,” dedi![33] “SUSURLUK’UN ANATOMİSİ”: KİM KİMDİR?[34] ABDULLAH ÇATLI Abdullah Çatlı karanlık ilişki ağının kilit noktasında duruyordu. 1977 yılında Ülkü Ocakları Ankara İl Başkanı’ydı. 1978 yılında Ankara Bahçelievler’de 7 TİP üyesi gencin öldürülmesi olayının planlayıcısı ve başsorumlusu olarak aranırken yurtdışına kaçmıştı. Yurtdışında uyuşturucu ticaretine karıştığı öne sürüldü. Susurluk kazasında öldüğünde Interpol tarafından kırmızı bülten ile aranıyordu. Kazadan sonra ortaya dökülen bilgiler devlet ile yakın ilişkisini ortaya koydu. Abdullah Çatlı’nın ortaya çıkan ilk ilişkisi Özel Harekât Daire Başkanvekili İbrahim Şahin ve Özel Timci polislerdi. Karanlık ilişkiler ağı onların geçmişlerine bakıldığında daha net ortaya çıkacaktı. HÜSEYİN KOCADAĞ Susurluk’ta ölen eski İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ o dönem İstanbul Kemalettin Eröğe Polis Okulu Müdürlüğü’nde görev yapıyordu. GONCA US Kazada ölen Gonca Us, Abdullah Çatlı’nın sevgilisiydi. SEDAT BUCAK Susurluk kazasından yaralı olarak kurtuldu. Bucak aşiretinin reisi olan Bucak o dönem DYP Şanlıurfa Milletvekiliydi. Milletvekili dokunulmazlığı kalktıktan sonra yargılandı ve ‘Çeteye yardım etmek’ten 1 yıl 15 gün ceza aldı, ancak ceza ertelendi. TANSU ÇİLLER Dönemin Başbakanı Tansu Çiller, Susurluk iddiaları üzerine “Devlet için kurşun atan da kurşun yiyen de kahramandır” dedi. MEHMET AĞAR Mehmet Ağar’ın Emniyet Genel Müdürü ve İçişleri Bakanı olduğu dönemler Susurluk çetesi iddialarının neredeyse tamamını kapsıyordu. Ömer Lütfü Topal cinayetinin ardından bir ihbar üzerine gözaltına alınan Özel Tim polislerinin Ankara’ya gönderilmesini ve serbest kalmasını sağladığı öne sürüldü. Çatlı ve Yaşar Öz’e silah taşıma belgesi ve yeşil pasaport verilmesini sağlayarak görevi kötüye kullanmakla suçlandı. Milletvekili dokunulmazlığı ve eski vali olması nedeniyle uzun süre yargılanmadı. VELİ KÜÇÜK Tuğgeneral Veli Küçük, Susurluk kazasından sonra Türkiye’nin yüzleştiği en karanlık figürlerden biriydi. Çatlı’yı tanıyordu ve kazadan sonra Balıkesir Emniyet Müdürü’nü arayarak Çatlı’nın cenazesine sahip çıkmasını istemişti. Düzce-Bolu-Sapanca bölgesindeki cinayetlerden sorumlu olduğu öne sürüldü. Susurluk davasında yargılanmadı. İBRAHİM ŞAHIN Özel Harekât Dairesi’ne Mehmet Ağar tarafından atanmıştı. Özel Timci polislerin amiriydi ve Abdullah Çatlı’nın yakın arkadaşıydı. Kazadan sonra ortaya çıkan düğünde çekilmiş bir fotoğraf bu yakınlığı gözler önüne serdi. Susurluk davasında 6 yıl hapis cezası aldı. Sağlık sorunları nedeniyle Cumhurbaşkanı’nca affedildi. Ergenekon operasyonu kapsamında 7 Ocak 2009’da gözaltına alındı. Genç polis ve askerlerden bir örgüt kurduğu iddia edildi. KORKUT EKEN Özel Harekât şubelerinin kurulmasında ve polislerin eğitilmesinde görev aldı. Susurluk davasında çete kurmak ve yönetmekten 6 yıl hapis cezası aldı. Hapisten çıkışında kahraman gibi karşılandı. ÖZEL TİM POLİSLERİ Çatlı’nın ortaya çıkan ilk ilişkisi Özel Harekât Daire Başkanvekili İbrahim Şahin ve Özel Timci polislerdi. O dönemde operasyonlardaki yargısız infazlarda hep onların adı geçiyordu. Gazi Mahallesi’nde onların olduğu öne sürülmüştü. Kronolojik inceleme Susurluk kazası gününe yaklaşırken uyuşturucu ve mafya bağlantıları bir bir ortaya döküldü. Kumarhaneler Kralı Ömer Lütfü Topal’ı bu ekibin öldürdüğü öne sürüldü. Bu nedenle İstanbul’da gözaltına alındılar, ancak Mehmet Ağar’ın emriyle Ankara’ya gönderildikten sonra serbest kaldılar. Özel tim polis memurlarından Mustafa Altunok 284 gün, Abdulgani Kızılkaya 193, Enver Ulu 141 gün Susurluk davasında aldıkları ceza gereği hapiste kaldıktan sonra özgür kaldı. AYHAN ÇARKIN Özel Tim polisi. Yargısız infazlara katıldığı öne sürülmüştü. Yargısız infazları gerçekleştirdiği iddialarının yanı sıra Ömer Lütfü Topal cinayetine katıldığı iddia edildi. Susurluk davasında 4 yıl hapis cezası aldı, 290 gün cezaevinde kaldı. OĞUZ YORULMAZ Susurluk davasından dört yıl ceza aldı. Ağustos 2009’da bar kavgasında öldü. Annesi “Oğlumu devlet katil yaptı” dedi. ERCAN ERSOY Topal cinayetinden gözaltına alınıp bırakıldıktan sonra Sedat Bucak’ın koruması oldu. Susurluk davasından 4 yıl hapis cezası aldı. AYHAN AKÇA Diğer polislere yönelik suçlamaların yanı sıra MİT’çi Tarık Ümit’i öldürdüğü öne sürüldü. Susurluk davası sonrası 184 gün hapis yattı. ZİYA BANDIRMALIOĞLU Tarık Ümit’in kaçırılması olayına karıştığı öne sürüldü. Susurluk’tan 184 gün hapis yattıktan sonra başka suçlardan da yargılandı. HALUK KIRCI Eski ülkücü katliam zanlısı Haluk Kırcı Susurluk çetesi içindeydi. ÖMER LÜTFİ TOPAL Kumarhaneler Kralı Topal 28 Temmuz 1996’da öldürüldü. Onu öldüren silahlardan birinde Çatlı’nın parmak izi olduğu öne sürüldü. Baş zanlı Özel Timci’lerdi. ALİ FEVZİ BİR Ömer Lütfü Topal’ın ortağı. Topal’ın öldürülmesi olayına adı karıştı. SAMİ HOŞTAN Uyuşturucu kaçakçısı. Susurluk sanıklarıyla ilişki içindeydi. YAŞAR ÖZ Uyuşturucu kaçakçısı olduğu öne sürüldü. Sahte silah ruhsatında Ağar’ın imzası vardı. Susurluk’tan 4 yıl ceza alıp başka bir suçtan tutukluyken Ağar’ı “Konuşurum” diyerek tehdit etmişti. Gelelim; “Tüm iktidarların Mehmet Ağar’a ‘borcu’ var,”[35] denilen Susurluk’un kara kutusuna…[36] Oncasının ardından Mehmet Ağar, beş yıla mahkûm edildi. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, Mehmet Ağar’ın 5 yıllık hapis cezasının gerekçeli kararını açıkladı: “Silahlı örgüt yöneticisi Ağar, kamu gücüyle çete oluşturdu.”[37] Sonrası mı? Susurluk’tan 5 yıla mahkûm olan eski bakan Mehmet Ağar, ‘denetimli serbestlik’ten yararlandı, 1 yıl yattıktan sonra tahliye oldu. 2012 yılının 25 Nisan’ında cezaevine giren Demokrat Parti eski Genel Başkanı ve eski İçişleri ve Adalet Bakanı Mehmet Ağar da “denetimli serbestlik”ten yararlandı. Susurluk Davası’nda Ankara 11’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nce 5 yıl hapis cezasına çarptırılan ve Aydın’ın Yenipazar İlçesi’ndeki Kapalı Cezaevi’nde kalan Mehmet Ağar, 369 gün hapis yattıktan sonra 29 Nisan 2013’de tahliye oldu. Avukatı Abdullah Egeli’nin verdiği dilekçenin ardından Ağar 1 yıl 4 gün hapis yattıktan sonra 29 Nisan 2013’de tahliye edildi. Yasaya göre Ağar 4 gün de fazladan yatmış oldu! Ağar, gazetecilere şunları söyledi: “Hepsine şükran borçluyum, teşekkür ediyorum. Girerken, bunu bir devlet görevi olarak gördüm, tamamladım. Devlet ‘gel’ dedi geldik, ‘git’ dedi gittik. Şu anda yapacağımız 76 milyon gibi, sade bir vatandaş gibi ailemle, çocuklarımla, torunumla yaşamaktır. Umudumuz odur ki, Türkiye’mizin geleceği bugününden daha iyi olacaktır. Bizim gönlümüzden geçen samimi temennimiz budur, Allah milletimizin, memleketimizin yardımcısı olacaktır, buna da gönülden inanıyoruz.” Mehmet Ağar’ı cezaevinde, Teknik Direktör Fatih Terim, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, AKP Milletvekili Hakan Şükür, işadamı Mustafa Koç, Beşiktaş Başkanı Fikret Orman, futbolcu Arda Turan, Türkiye Futbol Federasyonu eski Başkanı Haluk Ulusoy gibi birçok ünlü isim ziyaret etmişti. Kanuna göre “yüksek güvenlikli” cezaevine nakledilmesi gereken Ağar için Yenipazar Cezaevi’nde yine bir Susurluk hükümlüsü Korkut Eken’in gözetiminde tadilat yapıldı. Ağar’a diğer mahkûmların ulaşamayacağı, içinde banyo ve tuvaleti bulunan özel bir bölüm hazırlandı. Tadilat süresince cezaevindeki mahkûmlar başka yere nakledildi. Cezaevine ziyaretçileri düşünülerek helikopter pisti bile yapıldı![38] İşte buydu ve bu kadar! “DERİN (DENİLEN) DEVLET” VERİLERİ “Derin (denilen) Devlet”, kökü Nazilere uzanan “made in USA”[39] patentli terör aygıtıdır! Özel Harp Dairesi-Kontrgerilla-Gladio-JİTEM-MİT ilişkileri ve gerçeği üzerine ciltler dolusu söz edebiliriz. Gerçekten de 1952’de NATO’nun isteği üzerine Seferberlik Tetkik Kurulu’nu (Özel Harp Dairesi) kim kurmuştu? Kıbrıs’ın başına TMT’yi bela eden kimdi? 6-7 Eylül’deki şu “mükemmel” operasyon nasıl yapılmıştı peki? 51 Tevkifatı neydi? Ruhi Su’yu, Enver Gökçe’yi, Mihri Belli’yi, Behice Boran’ı kim süründürdü hapishanelerde? Nâzım’ı kim attı vatandaşlıktan? Veya eski İçişleri Bakanı İsmet Sezgin, devletin PKK’ye karşı Hizbullah’a göz yumduğunu belirtip, “Devlet dışarıdan birtakım kimseleri de görevlendirdi. Yani devlet, kendi görevlerini, devlet görevlisi olmayan birtakım kişilere yaptırmak istedi,” demedi mi?[40] Evet, evet “faili meçhul” denilen ve aslında faili malum olan cinayetlerle, “Derin (denilen) Devlet” doğrudan ilintilidir! “Derin Devlet” lafına hiç bir zaman katılmadım, katılmayacağım da. Onun için de “Derin (denilen) Devlet” dedim öyle de, diyeceğim. “Derin Devlet” deyince devletin bizzat doğrudan işlediği suçları kendini ötekileştirerek kabahatini örtmüş oluyoruz. Bizzat devlet tarafından emri verilmiş cinayetler var, “derin” filan da değil.[41] Özetle, “Derin (denilen) Devlet” devletin hülasasıdır! İHD verilerine göre, 1994’te, 292 cinayet ve saldırı, 298 yargısız infaz, işkence ve gözaltında ölüm olayı yaşandı. Bu olayların büyük bölümü bugüne kadar aydınlatılamadı. 1995’te faili meçhul cinayet ve saldırı sayısı 321, yargısız infaz, işkence ve gözaltında ölüm olayı 122 olarak gerçekleşti. 1996’da cinayet ve saldırı sayısı 124, yargısız infaz, işkence ve gözaltında ölüm olayı 190 oldu. 1997’de cinayet ve saldırı sayısı 109, yargısız infaz, işkence ve gözaltında ölüm 114 olarak gerçekleşti. İHD verilerine göre 1990’ların sonuna kadar bu tablo devam etti. 1999’da 212 cinayet ve saldırı, 205 yargısız infaz olayı gerçekleşti. “Nasıl” mı? Tansu Çiller Türkiye’sinin karanlığında Kürt siyasetçi, hukukçu ve işadamlarını hedef alan cinayet zincirinin üzerinden geçen yıllardan sonra ortaya çıkan “deliller”e rağmen hâlâ hakkında hüküm tesis edilmiş tek fail bile bulunmuyor. Tarih 4 Kasım 1993… Hatırlayalım: “Elimizde PKK’ya yardım eden Kürt işadamlarının listesi var. Listede 60 kadar isim bulunuyor. Devlet PKK’yla olduğu gibi, PKK’ya mali destek sağlayanlarla da her biçimde mücadele edecektir,” diyordu Tansu Çiller… Sonrasında 14 Ocak 1994’te Behçet Cantürk’le başlayan, 25 Şubat’ta avukat Yusuf Ziya Ekinci ile devam eden o cinayet dizisinde Savaş Buldan, Hacı Karay, Adnan Yıldırım, sağlık bakanlığı teftiş kurulu başkan yardımcısı Namık Erdoğan, avukat Medet Serhat, DEP’li avukat Faik Candan, Fevzi Arslan, Şahin Arslan ve Ankara’nın Altındağ ilçesinin Yüksekovalı nüfus müdürü Mecit Baskın katledildiler. DEP milletvekili, Mehmet Sincar da 4 Eylül 1993’te Batman’da katledildi. Sonrasında devlet cinayetleri, AKP iktidarında da devam etti; her şey İHD’nin faili meçhul raporundaki gibiydi: 2002: 41 ölü 18 yaralı… 2003: 80 ölü 22 yaralı… 2004: 68 ölü 56 yaralı… 2005: 43 ölü 56 yaralı… 2006: 72 ölü 13 yaralı… 2007: 103 ölü 72 yaralı… 2008: 52 ölü 117 yaralı… 2009: 91 ölü 77 yaralı… 2010: 57 ölü 96 yaralı… i) Amed’in (Diyarbakır) Pasûr (Kulp) ilçesi Alaca Köyü’nde, 1993 yılında 11 köylünün katledilmesinden sorumlu tutulan emekli Tuğgeneral Yavuz Ertürk’ün ödüllendirildiği ortaya çıktı. Mesut Hasan Benli’nin haberine göre, 11 köylünün katlinden sorumlu davanın tek sanığı, dönemin Bolu Tugay Komutanı emekli Tuğgeneral Yavuz Ertürk’ün, AİHM’de açılan davada tanık olarak ifade verdiği ve bu tanıklığından dolayı Dışişleri Bakanlığı tarafından “takdir” belgesi ile ödüllendirildiği ortaya çıktı![42] ii) İçişleri Bakanlığı’nın 20 yıl önce “devlet sırrı” gerekçesiyle mahkemeye göndermediği “PKK ilişkili sakıncalı işadamları listesinin”, Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı arşivlerinde “Müteahhit Çizelgesi” adıyla yer aldığı ortaya çıktı. Ankara’daki faili meçhul cinayetlerle ilgili devam eden davanın dosyasına giren Milliyet’in haberine göre Müteahhit Çizelgesi başlıklı belgenin Tansu Çiller döneminde hazırlanan liste olduğu ifade edildi![43] iii) Milli Güvenlik Kurulu’na (MGK) sunulduğu söylenen ‘Kürt işadamı listesi’ ile ilgili yeni bir iddia, “Toplantıda Erdal İnönü, Turgut Özal, Süleyman Demirel vardı. Demirel hâlâ yaşıyor. Listeyi en iyi o bilir,” diyen DYP’li eski Bakan Salim Ensarioğlu’ndan geldi![44] iv) Susurluk çetesinin 1990’lı yıllarda işlediği faili meçhul cinayetlere ilişkin 19 kişi hakkında açılan davanın 11 Temmuz 2014 tarihli duruşmasında “tarihi yüzleşme” gerçekleşti. Duruşmada önce tutuklu sanık Ayhan Çarkın, itiraflarda bulunurken, “Bütün cinayetler devletin bilgisi dahilinde işlendi” diyerek dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, başbakanlar Tansu Çiller, Mesut Yılmaz ve MGK üyelerini suçladı![45] v) Çankaya Köşkü’ndeki toplantıda Çiller’in, Yılmaz’ı başbakanlığı dönemindeki faili meçhul cinayetler nedeniyle suçladığı da ortaya çıktı. Tutanaklara göre, toplantıda Çiller ile Yılmaz arasındaki tartışmalardan biri de faili meçhul cinayetlere ilişkin. Çiller, Yılmaz’ın başbakanlığı döneminde bir ayda 81 faili meçhul cinayet işlendiğini söylüyordu![46] vi) İHD, HDP ve HDK, kayıplar haftasına ilişkin İzmir, Mersin ve Ankara’da yapılan açıklamalarda 940 civarında gözaltında kaybedilen yurttaşın yarısından fazlasının akıbetinin bilinmediğini belirterek, AKP hükümetinin BM Kayıplar Sözleşmesi’ni onaylamamasını kınadı. 224 toplu mezarda 3 bin 58 kişinin naaşının usulüne göre çıkarılmayı beklediği ifade edildi![47] vii) Şile kazısı davası sanıklarından itirafçı Ulaş Özel, JİTEM için çalıştığını belirterek, “Ben cezaevinde yatıyor gözükürken, dışarıda operasyonlara katılıyordum. Öldürdüğümüz kişi başına zarf içinde para alıyorduk,” dedi![48] viii) Mardin Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Ergenekon davası kapsamında tutuklu bulunan Atilla Uğur’un bir numaralı şüpheli olduğu, fail meçhul cinayetlere ilişkin sürdürdüğü soruşturma kapsamında, Katarlı Köyü’nde kazı çalışmalarına başlamıştı. Köyde bulunan ve 11 metre derinliğe sahip kuyu çevresinde iki gün yapılan kazılarda 15 kemik parçası bulundu. Kazılarda görev yapan doktorlar, söz konusu kemiklerin kol, bacak kemikleri olduğunu ve insanlara ait olduğunu belirledi![49] JİTEM’İN 12 CİNAYETİ[50] YUSUF TUNÇ 9 Şubat 1994 günü Kızıltepe ilçesi Kengerli Köyü’nde kaçırıldı. JİTEM tarafından kaçırılıp öldürüldüğüne dair kuvvetli şüphe içeren deliler mevcuttur. ABDULVAHAP ATEŞ 14 Haziran 1994 günü Kırkuyu Köyü’ne gelen jandarma tarafından dövülerek gözaltına alındı. JİTEM tarafından alınan Ateş öldürülüp 17 Haziran 1994 günü askerle çatışarak ölen terörist şeklinde lanse edildi. NECAT YALÇINKAYA, NURETTİN YALÇINKAYA 27 Ocak 1995 günü evlerinden alındılar. Kendilerini polis olarak tanıtan JİTEM mensupları tarafından kaçırılıp öldürdüklerin dair kuvvetli şüphe içeren delillerin mevcut olduğu anlaşılmıştır. KEMAL BİRLİK, ZÜBEYİR BİRLİK, ABDULBAKİ BİRLİK ve ZEKİ ALABALIK 28 Mart 1995 günü Kemal Birlik ve Zeki Alabalık Kızıltepe Cezaevi’nden tahliye oldular. Kendisini karşılamaya gelenlerle Abdulbaki Birlik ve Zübeyir Birlik ile birlikte JİTEM tarafından alıkonup kaçırılarak öldürüldükleri yönünde kuvvetli şüphe içeren delillerin mevcut olduğu anlaşılmıştır. MAHMUT ABAK, MEHMET EMİN ABAK 14 Ocak 1995 tarihinde ikametlerinde askerler tarafından alındılar. Mehmet Abak, 11 Ocak 1995 günü Kırkkuyu Köyü Aysun mezrasında bir su kuyusunda çürümüş hâlde bulundu. Mehmet Emin Abak’ın cesedinin aynı kuyuda olma ihtimaline binanen savcılıkça 10-11 Haziran 2013 tarihinde yapılan çalışma sonucu aynı kuyuda elbiseleriyle birlikte ikinci bir cesete ulaşıldı. Bu surette Mehmet Emin ve Mahmut Abak’ın JİTEM tarafından evlerinden alınıp Kırkkuyu Köyü Aysun mezrasındaki su kuyusuna atıldığı yönünde kuvvetli şüphe içeren delileri mevcuttur. MEMDUH DEMİR, BEDRAN KABAN Memduh Demir 13 Mayıs 1995 günü Mazdıdağ ilçesi Yüceba Köyü kırsalında hayvan otlatıyordu. Aynı bölgede güvenlik güçleriyle PKK mensupları arasında çatışma çıktı. Örgüt mensubu Bedri Kapan yaralı olarak yakalandı. Korucuların beyanlarına göre ikisi de helikopterden atıldı. “FAİLİ MEÇHUL” -OLMAYAN- ROBOSKÎ “Faili meçhul” -olmayan- Roboskî için Pınar Öğünç, “Katliamının tek bir faili bile yargı önüne çıkarılmadı. 34 gencin yattığı o mezarlığın plastik çiçeklerini kim bilir kaç yüz fotoğrafta gördük. Devlet kim, yurttaş kim, adalet ne, tüm bunlara dair de senelerdir veremediğimiz bir ders. Aslında bu dersten buralarda ne zaman geçtik, o da meçhul”; A. Hicri İzgören de “Roboskî’de zaman hâlâ kırık bir keman gibi. Acıya ve hüzne kurulmuş bütün saatler... Ve hâlâ adalet bekliyor birileri,” derler demesine ama… ‘Hakikât, Adalet, Hafıza Merkezi’nden Meltem Aslan, devletin, sorumlu olduğu katliam ve hak ihlâllerindeki 100 yıllık cezasızlık geleneğinin Roboskî’de sürdürdüğünün altını çizip; Müge Tuzcuoğlu, “Roboskî, yeni bir kırmızıçizgi gayreti… Katliam, Kürtlere yeni bir gözdağıydı,” notunu düşerken; Hüseyin Ali de, “Roboskî AKP hükümetinin kimliğidir,”[51] diye ekler…[52] Ve zannetmeyin ki Roboskî’nin hikâyesi yalnızca korkunç bir katliamın hikâyesidir. Ayrımcılığın, zulmün, hesap vermemenin hikâyesidir o aynı zamanda; Türkiye’nin hikâyesidir! Roboskî, kanamaya devam eden derin bir yaradır, ama yeni değildir, kökleri üç yıl öncesinden çok daha gerilere uzanmaktadır. Roboskî’nin tarihi, Kürtlerin yurtsuz ve kimliksiz bir varoluşa mahkûm edilmek istenmeleriyle başlar. Böyle bir hayatı reddetmenin bedeli, Kürtler için katliam, sürgün, zindan olmuştur. Roboskî katlıamı da, bu zulüm tarihinin bir parçasıdır. Roboskî’de otuz dört insanın bedeni, kendi yurtlarını ve hayatlarını parçalayan sınırları tanımadıkları için parçalanmıştır. Tıpkı “otuz üç kurşun olayı” diye bilinen katliamda olduğu gibi.[53] Tam da bunun için HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın ifade ettiği gibidir her şey: “Adliyedeki dosyayı kapattınız. Ama vicdanlardaki dosyayı nasıl kapatacaksınız? Olayın kapatılmaya çalışıldığını ilk gün gördük, uyardım ama bizi dinlemediler”![54] SINIRA GÖMÜLEN HAYATLAR, HAYALLER... [55] KARKER ENCÜ 16 yaşındaydı. Maddi durumu kötü olduğu için okulu bırakmak zorunda kaldı ve yaşıtları gibi sınırın öte yanına gidip, gelmeye başladı. SEYİTHAN ENCÜ 21 yaşındaydı. Okumayı çok istediği hâlde ailesinin maddi durumunun kötü olduğu için okulu bıraktı. Sınıra ilk gidişinde bombaların hedefi oldu. NADİR ALMA 26 yaşındaydı. Ailesi bakmak için sınıra gidiyordu. MEHMET ALİ TOSUN 24 yaşındaydı. Bir katıra dahi sahip olmadığı için arkadaşlarından 25 lira karşılığında kiraladığı katırla sınıra gitmişti. ŞERVAN ENCÜ 19 yaşındaydı. Lise 2’deyken okulu bırakmak zorunda kaldı. Katırını çok sevdiği için binmeye bile kıyamıyordu. Bombardımanda parçalanan Şervan’ın cansız bedeni, katırına yüklenerek köyüne getirildi. NEVZAT ENCÜ 19 yaşındaydı. Sınırda üzerine bombalar yağdığında henüz lise son sınıf öğrencisiydi. OSMAN KAPLAN 31 yaşındaydı. Borçlarını ödemek ve en büyüğü 12, en küçüğü 7 yaşında olan 5 çocuğuna bakmak için ‘son gidişim’ dediği sınırdan bir daha dönemedi. ÖZCAN UYSAL 18’ine yeni girmişti. Ailesinin bankadan çektiği krediyi ödeyebilmek için lise 2’deyken okulu bıraktı. O da o kara günde bombalara hedef oldu. SELİM ENCÜ 39 yaşındaydı. Evli ve 3 çocuk babasıydı. Sınırda katledildiğinde hamile olan eşi, daha sonra dünyaya bir erkek bebek getirdi. VEDAT ENCÜ 18’indeydi. Lise birinci sınıfa kadar okuyan Vedat, yazın iş makinesi operatörlüğü yapıyor, kışın sınıra gidiyordu. MUHAMMET ENCÜ 13 yaşında ve 7. sınıf öğrencisiydi. Ailesinin tüm itirazlarına rağmen sınıra giden Muhammet’in de sınıra son gidişi oldu 28 Aralık 2011. MAHSUM ENCÜ 17 yaşındaydı. Lise 1. sınıftaydı. 18’ine girdiğinde ehliyet almak için para biriktiriyordu. 18’ine giremedi. 1997’de sınırda hayatını kaybeden dedesinin akıbetine uğradı. BİLAL ENCÜ 16 yaşındaydı. Gözleri görmeyen babası Ahmet Encü’nün eli, ayağıydı. Katliamda yaşamını yitirdiği gün okuldan gelmiş, üstünü değiştirip sınıra gitmişti. Bir daha dönemedi. ERKAN ENCÜ 13 yaşındaydı. Ancak ilkokul 7’ye kadar okuyabildi. Sınıra ikinci gidişiydi. HÜSNÜ ENCÜ 20 yaşındaydı. Normalde ağabeyi giderdi sınıra. Ama o askere alınınca iş ona kaldı. Evliydi, katledildiğinde eşi henüz 2 aylık hamileydi. SAVAŞ ENCÜ 14’ündeydi. Ağabeyi Hüsnü ile birlikte sınıra gittiği o gece savaş uçaklarının hedefi oldu. CİHAN ENCÜ 19 yaşındaydı. Sınıra bozulan cep telefonunun tamir etmek için gereken 50 lira için gitmişti. CEMAL ENCÜ 17 yaşındaydı. YGS sınavına giriş başvurusu ücreti ve okul kantinine olan 20 lira borcunu kapatmak için sınıra gitmişti. SERHAT ENCÜ 15 yaşındaydı. İki ağabeyi üniversitede okurken, onun payına sınıra gitmek düştü. Ağabeyinin köye gelmek için babasından yol parası istediği konuşmaya şahit olduktan sonra, ağabeyini arayarak ‘Ben sınıra gider sana gönderirim, bir iki gün idare et’ dedi. Ağabeyi cenazesine geldi. HAMZA ENCÜ 21 yaşındaydı. Annesinin ısrarları üzerine evlilik hazırlıkları yapıyordu. Annesi bombardımanda parçalanan cesedini elleriyle topladı. CELAL ENCÜ 15 yaşındaydı. Çalışmak için gittiği batıda iş ararken ‘siz teröristsiniz’ cevabını duyunca, geri döndü. O gece gittiği sınırdan bir daha dönemedi. ŞERAFETTİN ENCÜ 18 yaşındaydı. Sınıra yitirdiği annesine bir mezar yapmak üzere gitmişti. Onun da sınıra son gidişi oldu... SELAM ENCÜ 22 yaşındaydı. Üniversite son sınıf öğrencisiydi. Okul masrafları için sınıra gidiyordu. Uludere Kaymakamlığı’na okul masraflarının karşılanması için yaptığı başvuru reddedildikten iki gün sonra sınıra gitti. BEDRAN ENCÜ 13 yaşındaydı. Babasına söylemeden o karlı ve soğuk gecede katırını hazırlayıp, sınıra gitti. Ayağındaki naylon ayakkabıyla yola çıkan Bedran, kendisi ve küçük kardeşlerine kışlık ayakkabı alacak parayı kazanmak istiyordu. FADIL ENCÜ 20 yaşındaydı. Fenerbahçe formasını üzerinden hiç çıkarmazdı. Babası 28 Aralık’ta bombaların altınca parçalanan cesetlerin arasında onu formasından tanıdı. HÜSEYİN ENCÜ 20 yaşındaydı. İçine kapanık biri olarak tanınırdı. Kimseye derdini anlatmazdı. 28 Aralık 2011 son günü oldu. ASLAN ENCÜ 17 yaşındaydı. Sınıra normal

22.02.2016 (Temel Demirer)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

İKTİSADÎ ÇÖKÜŞ, BEŞERÎ ÇÖZÜLME

1 MAYIS’A GİDERKEN

ANIN YAZARI: ADALET AĞAOĞLU

KARDEŞİM(İZ)İN “DAVA”SI (MI?)![*]

SAHNE (DURUŞU) PERFORMANSININ POLİTİKASI

YEDİ NOKTA YA DA YETER ARTIK

YAZMAK SERÜVENİNE BİR BAKIŞ

ÇİN DEYİNCE...

KLASİK MÜZİĞİN ÖNEMİ[*]

ÖZGÜRLÜK YERKÜREYİ KURTARIP, GÜZELLEŞTİRME UMUDU VE İRADESİDİR

KAHVERENGİ TONLU COVİD-19 GÜNLERİNDE (C)EZAEVLERİ

“İŞÇİ SINIFI” DEYİNCE

ANILAR, SESLER, ŞARKILAR

ÖZGÜR İFADE “HAZIR OL”DA DUR(A)MAZ

MİZAH/GÜLMECE ŞAH(LAR)I MAT EDER

DEDE EFENDİ’Lİ, İTRÎ’Lİ, LİMONCİYAN’LI KLASİK MÛSİKÎ

EKONOMİK VAZİYET(İMİZ) İLE BEŞERİ TABLO(MUZ)[1]

“ADINI SİZ KOYUN” 3

“ADINI SİZ KOYUN” 2

“ADINI SİZ KOYUN”

“AZ YAZIP ÇOK SÖYLEYEN” CEMAL SÜREYA

İSYAN SANCAĞINI YÜKSELTENLERİN KUŞAĞINDANDIR GENÇLİK

ÖRNEKLERİYLE -OLMASI GEREKEN- AYKIRI[*]

YAPITLARIYLA HAFIZALARDAN SİLİN(E)MEYEN AGNÈS VARDA

“ŞİMDİLERDE KARAMSARLIĞI DAHA İYİ ZAMANLARA BIRAKALIM”

GOMİDAS’LI HALK MÜZİĞİ(MİZ)

ŞAİRLER GALERİSİ

RUMLARA DAİR TARİH (B)İLGİSİ

GEÇMİŞTEN (BUGÜNDEKİ) GELECEĞE

IRKÇILIK/ FAŞİZM SUÇU

COVID-19 GÜNLERİNDE SORU(N)LAR, SORUMLUKLAR

V. İ. LENİN VE EKİM DEVRİMİ

HÂLÂ ONLARLAYIZ; ONLARDANIZ

“MED CEZİR”Lİ ‘ÇETİN’ KALEM

AYDIN DURUŞU VE SORUMLULUĞU

VATAN’IN F3’ÜNDE DÖRT GÜN

SORU(N)LAR, YANIT(SIZLIK)LAR

TRUMP KÂBUSU VE EMPERYALİST ABD

DOĞAN HIZLAN VESİLESİYLE ELEŞTİRİ VE YAZMAK ÜSTÜNE

BİR “İZMİRKOLİK”İN SERÜVENİ

TÜRKÜLER(İMİZ) VE BİZ

HAYALLERİMİZİ EMZİREN YAZMAK EYLEMİ

LAİKLİK ZARURETTİR

15-16 HAZİRAN İŞÇİ SINIFININDIR; ÖĞRETEN TARİHİMİZDİR ( 2 )

15-16 HAZİRAN İŞÇİ SINIFININDIR; ÖĞRETEN TARİHİMİZDİR

DOĞAN GÜNÜN OZANLARI

SURUÇ’UN 33’LERİ VE ONLARIN ÇAĞDAŞ AYDIN’I

ARKADAŞ(IMIZ) Z. ÖZGER

“DİNEN BİR FIRTINA”YI ANLA(T)MAK

“MODAYI BİLİP DE ONA KAPILMAYAN”DI AHMET OKTAY

ÖZLEMLERİN İSYAN ÇIĞLIĞIDIR ŞİİR

PINAR YOLDAŞA KALKAN ELLER KIRILIR

BİR SEVDADIR TİYATRO

ÖMER ŞERİF’İN OYUNCULUĞU

2020’NİN 18 MAYIS’INDA ONA DAİR

YER İLE GÖK ARASINDAKİ UYUM: KLASİK MÜZİK

6 MAYIS HAKİKÂTİ ÖLÜMSÜZDÜR

ÖLÜM ORUCUNUN 320. GÜNÜNDE İBRAHİM GÖKÇEK İÇİN

COVID-19 YERKÜRESİ İLE COĞRAFYAMIZDA 1 MAYIS 2020 ( 2 )

COVID-19 YERKÜRESİ İLE COĞRAFYAMIZDA 1 MAYIS 2020

ÖĞRENCİSİ OLDUĞUM ‘İNSANCIL’A DAİR

BUGÜNÜ VE SONRASI İLE COVID-19

“DUVAR”(LAR)I AŞAN O; HÂLÂ “UMUT”LA “YOL”DA, BİZİMLEDİR ( 2 )

“DUVAR”(LAR)I AŞAN O; HÂLÂ “UMUT”LA “YOL”DA, BİZİMLEDİR

UNUTAMADIĞIM FİLM(LER), YÖNETMEN(LER), OYUNCU(LAR

HAPİSHANE(LERİN) HÂL(LER)İ ( 2 )

HAPİSHANE(LERİN) HÂL(LER)İ

TARIM(IN) HÂL(LER)İ

KLASİK MÜZİĞİN FARKLI İKİLİSİ: MOZART İLE STRAUSS

AŞIKTI, “GARİP”Tİ, HALK DERVİŞİ NEŞET ERTAŞ

TARİH(İMİZ)E HAYRANLIKLA, MİNNETLE, SAYGIYLA

ÇOKSESLİ MÜZİĞİN DEVRİMCİ DEHASI BEETHOVEN

SİNEMAMIZIN DERVİŞİ: AYTAÇ ARMAN[*]

EYGİ VESİLESİYLE -BALIK HAFIZALILAR İÇİN- 50 YIL SONRA “KANLI PAZAR

19 ARALIK’IN (C)EZAEVLERİ GERÇEĞİ! ( 2 )

19 ARALIK’IN (C)EZAEVLERİ GERÇEĞİ!

KRİZ İLE GELEN(LER)

USTANIN KADİM DOSTU, YADİGÂRI BALABAN

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR? ( 3 )

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR? (2)

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR?

IŞIĞIN RESMİNİ ÇİZEREK, TARİHİ ZAPT ETMEK

KRİZ KISKACINDA: YERKÜRE, COĞRAFYAMIZ VE İŞÇİLER ( 2 )

KRİZ KISKACINDA: YERKÜRE, COĞRAFYAMIZ VE İŞÇİLER

EMPERYALİZM ÇAĞINDA BARIŞ SAVAŞ DEMEKTİR, SAVAŞ DA BARIŞ! ( 2 )

EMPERYALİZM ÇAĞINDA BARIŞ SAVAŞ DEMEKTİR, SAVAŞ DA BARIŞ!

BLUES, CAZ, ROCK VE ÖTESİ ( 2 )

BLUES, CAZ, ROCK VE ÖTESİ…

“YDD” EŞİTSİZLİĞİ VE GÖÇ(MENLİK) ( 2 )

“YDD” EŞİTSİZLİĞİ VE GÖÇ(MENLİK)

EKONOMİK HÂL(İMİZ) Mİ ( 2)

EKONOMİK HÂL(İMİZ) Mİ?!

HAS BİR TİYATROCU: CÜNEYT TÜREL

AHMET KAYA VARDI, VARDIR, VAR OLACAKTIR

KAVGADAN BESLENİP; ONU ÇOĞALTAN ŞİİRİN ŞAİRİ: ADNAN YÜCEL

33’LER İLE ÇAĞDAŞ’INDAN ÖĞRENDİKLERİM(İZ)[*]

ULUSLARARASI KAOSUN GELECEĞİ

İMPARATORLUĞUN TRUMP’LI ENCAMI ( 2)

İMPARATORLUĞUN TRUMP’LI ENCAMI

POLİTİK (DEVRİMCİ) MÜZİK ( 2 )

POLİTİK (DEVRİMCİ) MÜZİK

KÖLELİĞE KARŞI MÜCADELENİN BİRLİĞİ İÇİN (YA DA “NE OLUYOR; NASIL; NE YAPMALI” MI?)

ELEŞTİREL ARABESK HİKÂYESİ

SÖZÜN MİLİTAN EYLEMİ; HAKİKÂTİN BEDELİ ÖDENMİŞ SÖZCÜSÜ

KIPIR KIPIR, NEŞE DOLU “DELİ KADIN”: AYŞEN GRUDA

CUMHURİYET İLE MÜZİK(İMİZ)

BAŞKALAŞANLARDAN DEĞİL, GELİŞENLERDENDİ GÜLRİZ SURURİ

KİTLE ÖRGÜTLERİ VE DEMOKRATİK İŞLERLİK

“SANAT UZUN, YAŞAM KISA”YDI MELİH CEVDET İÇİN

ZOR(UNLU) BİR MESELE: ALTERNATİF DEVRİMCİ-HALKÇI YEREL YÖNETİM

YAZDIĞINIZ YAŞAM YA DA SAFSATADIR!

HALKIN -BAŞKALDIRAN- ARZUHÂLCİSİ: YAŞAR KEMAL

ERMENİ SOYKIRIMI’NIN BELGESİ VAR (MI?)[2]

ERMENİ SOYKIRIMI’NIN BELGESİ VAR (MI?)

MAYIS KIZILLIĞINDA ‘71 KOPUŞU VE KAYPAKKAYA

BUGÜN(ÜMÜZ)DE FAŞİZM(LER)

SİNEMANIN MÜSTESNA İSİM: METİN ERKSAN

İNSAN OLMAK ZORKEN, ‘İNSAN’DI ZEKİ ALASYA

ÖLÜMSÜZLÜK BAĞLAMLI KIZILDERE(MİZ)

SAİT FAİK’İN DÜŞ(ÜNCE)LERİ

İSYANA DÖNÜŞ(EME)YEN İTİRAZ VEYA MÜSLÜM GÜRSES HİKÂYESİ (Mİ?

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM ( 3 )

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM ( 2 )

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM

EGEMEN MEDYAYA İTİRAZ VE ALTERNATİF ( 2 )

EGEMEN MEDYAYA İTİRAZ VE ALTERNATİF

YAŞAM(A) HAKKI MÜCADELESİ (MAHMUT KONUK ÖRNEĞİ) 2

YAŞAM(A) HAKKI MÜCADELESİ (MAHMUT KONUK ÖRNEĞİ)

DİZELERİYLE REFİK DURBAŞ ÖYKÜSÜ

AFORİZMALARDAN BUGÜN(ÜMÜZ)E UYARILAR

‘KEL MAHMUT HOCA’ + ‘YAŞAR USTA’ + ‘TURŞUCU KAZIM’ + ‘AYYAŞ EMİN’Dİ O…

hatırlamiyorum-nakaratlarina-hatirlatalim

“NETAMELİ BİR KONU”: ULUSAL SORU(N)

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI ( 3)

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI ( 2 )

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI

ABD EMPERYALİZMİ VE VENEZÜELLA 2019

AYKIRI DİZELER, ŞAİRLER

ÇEŞİTLİ VECHELERİYLE BEŞERİ (EKONOMİ-POLİTİK) KRİZ

“BÜYÜK FOTOĞRAFÇI”NIN GERÇEĞİ VE DRAMI

KRİZ “İMKÂN, TEHDİT VE KARAR” BİLEŞKESİDİR

İNSANI İNSANLAŞTIRAN DEĞERLER: AŞK, SANAT, BAŞKALDIRI, MÜCADELE

HİÇLEŞTİRİLME KAYGISINDAN ÖFKEYE SARI YELEKLİLER

68 HAREKETİ, MAYIS(IMIZ), KAYPAKKAYA VE 1971

KAPİTALİZM, EKOLOJİK YIKIM VE MARKSİZM ( 2)

KAPİTALİZM, EKOLOJİK YIKIM VE MARKSİZM

NBC SİNEMASI (MI?)

DÖRT GÜNLÜK “Bİ ŞEY”

ISINMANIN ÖTESİNDE -YANIYOR!- YERKÜRE

YEŞİLÇAM’LI TÜRK(İYE) SİNEMASI

YAZMAK EYLEMİNE MÜNDEMİÇ NOTLAR

SANAT (VE TİYATRO) İLE HAYAT

EYYAMCI DEĞİL, HER DEVİRDE İNSANDI TARIK AKAN

YIKA YIKA YARATARAK YAZMAK

SIRILSIKLAM BİR ÂŞIK: BEDRİ RAHMİ

İŞÇİ SINIFININ “BUGÜN”ÜNDE SENDİKA(LAR) ( devam)

İŞÇİ SINIFININ “BUGÜN”ÜNDE SENDİKA(LAR)

ÖNCESİYLE 15-16 HAZİRAN’DAN BUGÜN(ÜMÜZ)E

HAKKÂRİ’DEKİ PARİS’Lİ: FERİT EDGÜ

TİYATRONUN UNUTULMAZ İNSAN(LAR)I

KARL MARX İLE MARKSİZMİ

LATİN AMERİKA VE EDEBİYAT ve GRUP YORUM'la dayanışma videosunu

ÜTOPYALAR(IMIZ)IN TARİHSEL ZEMİNİ

TÜKETİLE(MEYE)N İNSAN(LIK

KAPİTALİST KENT(LEŞMEMİZ)İN HÂL-İ PÜR MELALİ

KRİZİN, SAVAŞIN, VAHŞETİN “YDD”Sİ

POLİTİK SİNEMA İHTİYACI BÜYÜRKEN

O SES PEŞİNDEN SÜRÜKLENEN YILDIZ KENTER

MART’IN 10 KIZIL KARANFİLİ (VE ANIMSATTIKLARI

“DERİN AŞKLARIN, BAĞLILIKLARIN, HASRETLERİN, ŞEFKATİN ŞARKILARINI SÖYLEDİ” YILMAZ GÜNEY

DEVRİMCİ BİR DERVİŞ: OKTAY ETİMAN

İTİRAZ EDEN MÜLKSÜZLER İÇİNDİR LE GUIN

İRAN SOKAKLARININ BAŞKALDIRISI

SAF IŞIĞIN, ŞEFFAF SİMGELERİN ŞAİRİ: TOMAS TRANSTRÖMER

KAPİTALİZM KİRLİDİR, KİRLETİR

HRANT’IN KOLEKTİF KATLİNİN ANATOMİSİ

OHAL’(LERİN)İN EKONOMİ-POLİTİK DÖKÜMÜ

ŞİMDİLERDE ŞİİRE DAHA ÇOK MUHTACIZ GİRİZGÂHI

İSYANCI ŞEYH BEDREDDİN GERÇEĞİ

ORTADOĞU SARMALI VE T.“C”

DÜŞÜN(ECEĞİZ), YAZ(ACAĞIZ), KONUŞ(ACAĞIZ), SUSMA(YACAĞIZ)![

FAŞİZM(LER)İN GÜNCELLİĞİ VE IRKÇILIK

AŞK -İNSAN(LIK)A DAİR- HER ŞEYDİR![

EKİM DEVRİMİ İLE TARTIŞMALI “TARTIŞMALAR”I

GÜNCELDEN TARİHSELE İŞÇİ SINIFI

KAPİTALİST İKTİDARIN EĞİTİM(SİZLİĞ)İ VE COĞRAFYAMIZ

YENİ(DEN) ‘68’İ ANIMSA(YALIM)

AN-KARA’DA BİR KIPKIRMIZI CUMARTESİ

GÜLTEN AKIN: KENDİ GİTTİ, ŞİİR(LER)İ KALDI

BOYACI HALİL’İN MÜŞFİK KENTER’İ

EMPERYALİST YERKÜREDE BARIŞ (YALANI) VE SAVAŞ (GERÇEĞİ )

SİNEMA VE YÖNETMEN(LER)

PARİS KOMÜNÜ(MÜZ) HÂLÂ GÜNCEL

KAPİTALİZM VE TARIM(IMIZ)

“DUYARLILIĞIN İNCELİĞİN ESENLİĞİN YAZARI”: OKTAY AKBAL

KAPİTALİZMİN YARATTIĞI TABLO MU DEDİNİZ?

ÖĞRENCİ HAREKETİNİN TOPLUMSAL MÜCADELEDEKİ YERİ VE ROLÜ

HAYAT(LAR)IMIZA DOKUNMUŞ BİR MÜZİSYEN: ATTİLLA ÖZDEMİROĞLU

ADALETSİZLİK KARŞISINDA DEVRİMCİ SANATIN KONUMU VE İŞLEVİ

KATLEDİLDİĞİMİZ SURUÇ’LA ÇOĞALDIK

ŞİİRE KOÇAKLAMA

ÖZGÜRLÜĞE MUHTAÇ VE MAHKÛMUZ!

AYDIN/ ENTELEKTÜEL MESELESİNE DAİR

ŞİİR GİBİYDİ JOHN BERGER

SEVDİKLERİMDENDİR ÜÇÜ BİRDEN

YAZMAYI YAZMAK YAPAN

BAHAR(LAR)IN HALKI: ROMANLAR

ESKİ(MEYEN) SESLER, TINILAR

ORHAN KEMAL: USTADIR, YERİ AYRIDIR, MÜHİMDİR

“CULPA VACARE MAXIMUM EST SOLATIUM”

UNUTUL(A)MAZLAR YA DA HATIRLAYIN ONLARI

FİRARİ YAŞAM(IN)IN YAZMAK EYLEMİ

15’LER DAİR: GEÇM(EM)İŞ BUGÜNÜ(MÜZÜ)N ÖNSÖZÜDÜR !

SATIRLARDA AKAN YAŞAMIN BİLGELİĞİ

İNKÂRA ORTAK OLMA(K)!

“EVET”(İN EKONOMİSİN)E HAYIR!

ALAYINA İSYAN: “EVET”İN REFERANDUMU’NDA “HAYIR”![

“ÖZGÜRLEŞME DİLDE BAŞLAR”[

İNSAN(LIK), ONA İNANAN ŞAİR(LER)İN ŞİİR(LERİN)E MUHTAÇ

ALAYINA İSYAN, HEPSİNE “HAYIR”![

EKİM’İN 100. YILINDA KAVRAMLAR, GERÇEKLER

ZULA(NIZ)DAKİ ŞİİR, MAVZER(İNİZ)DEKİ MERMİ GİBİDİR

İKTİDAR, EĞİTİM, ÜNİVERSİTELER VE GENÇLİK

AKP’NİN -KAPİTALİZM PATENTLİ- ÇEVRE PRATİĞİ

“TEKÇİLİK” GÜZERGÂHINDA NEYİ, NASIL YAPMALI?

KÖTÜLÜK(LER) TABLOSU MU? “PANTE REI”![

ŞEYH BEDREDDİN: “SÖZÜ, BAKIŞI, SOLUĞU ARAMIZDAN ÇIKIP GELECEKTİR

UMUDU -TÜKETMEDEN- ÇOĞALTANDI SENNUR SEZER

“KIRIK MOZAİK”(İMİZ)İN PARÇASI SÜRYANÎLER

ORTADOĞU: BÜYÜK FOTOĞRAF İLE “KÜÇÜK” AYRINTI(LAR)

“İNSANLIK HÂLİ”NİN TERCÜMANI: FRANZ KAFKA

RESİM “SÜS” YA DA “AKSESUAR” DEĞİLDİR, OLAMAZ!

FUTBOL: GERÇEK VE BAĞINTILARIYLA TARTIŞALIM MI, TARTIŞMAYALIM MI?

EKİM’İN LENİN, LENİN’İN EKİM DESTANI

EGEMEN KLİKLER ARASI HESAPLAŞMA VEYA 15 TEMMUZ’UN ŞECERESİ[*]

SİYONİZM KARŞISINDA FİLİSTİN İLE ARAFAT’I[*]

ZEKÂ, YARATICILIK KADAR YÜREKLİLİKTİR KARİKATÜR(İST)[*]

BARIŞ (=HAYAT) İLE SAVAŞ (=ÖLÜM) HÂLİ[*]

TARTIŞILAN ASLÎ SORU(N) ÖZGÜRLÜKTÜR[*]

EGE MAVİSİNİN -HALİKARNAS- BALIKÇISI[*]

101. YAŞINDA AZİZ NESİN USTA[*]

68 BAŞKALDIRISI VE ÖĞRENCİ HAREKETİ[1]

“ÇORUMLU ‘BAUDELAİRE’PEREST”: SAİT MADEN[*]

KARAR VERİN: “SİZİN MUHAMMED ALİ’NİZ HANGİSİ?”[*]

HAYAT VE SANAT = GENÇLİK VE MÜCADELE[1]

GİDEN(LERİN) İKİ(SİN)DEN KALAN(LAR)[*]

BAŞYAPITI ‘GABO’NUN KENDİSİYDİ, HAYATIYDI[*]

YAZMAK EYLEMİNİN KADINLARI[*]

MİLLİYETÇİLİK VİRÜSÜ VE FUTBOL[*]

ANAYASA, BAŞKANLIK SİSTEMİ VE LAİKLİK[*]

33’LER SURUÇ’TUR; BİZ 33’LERİZ![*]

SYRIZA: NEYDİ? N’OLDU?![*]

“GEZİ”(/HAZİRAN) SANATI[*]

YENİDEN -VE BİR KEZ DAHA- FAŞİZM[*]

TÜRK(İYE) PATENTLİ PANOPTİKON HÂLİ[1]

ÇÖZÜLME, PARÇALANMA VE KUTUPLAŞMA GÜZERGÂHINDA[*]

DİK DURAN NİKBİNLİK: SABAHATTİN ALİ[*]

AŞKLARIN, KAVGALARIN, BARUT KOKAN DİZELERİN ŞAİRİ: HASAN HÜSEYİN[*]

SOYKIRIMDAN SÜRGÜNE ÇERKESLER[*]

44 YIL SONRA ONLAR YANİ SONSUZLAR[*]

AŞK, TRAVMA, TOPLUMSAL İNŞA VEYA DEVRİM, KAPİTALİZM, SOSYALİZM[1]

PEKİYİ YA İSYANCI KAZIM’DAN SONRA BİZ?![*]

TARİHSELDEN GÜNCELE İBRAHİM KAYPAKKAYA[1]

HAYATI ÖRGÜTLEYEN AŞKINLIKTIR SANAT (İLE TİYATRO)[*]

KAPİTALİZMİN “ÇEVRE”Sİ YA DA EKOLOJİK KÂBUS![1]

BUGÜN(ÜMÜZ)DE ENTELEKTÜEL, EĞİTİM, AKADEMİ[*]

MÜLKİYET, İKTİDAR, DEVLET (=DEMOKRASİ) VE…[1]

RADİKAL SOSYALİZM HÂLÂ GÜNCEL!

2015 1 MAYIS’INDAN 2016’YA YİNE, YENİDEN, ISRARLA TAKSİM!

KIZILDERE TARİHİ(MİZ) HEPİMİZİNDİR[1]

KÜLTÜREL YOZLAŞMA KARŞISINDA DEVRİMCİ SANAT[1]

KOMÜN’DEN EKİM’E ESKİ(MEYEN) SOSYALİZM

YALNIZLIĞIN ÇOĞUL SENFONİSİ: SAİT FAİK ABASIYANIK[*]

SAVAŞIN BATI CEPHESİNİN SORU(N)LARI İLE “DOĞU”[*]

ORTADOĞUDA T.CNİN HÂLİ VE ROJAVA

SANATIN SINIFI VEYA SANAT SİYASAL VE SINIFSALDIR

ORTADOĞUNUN KANAYAN YARASI FİLİSTİN

VERİLERİYLE DEMOKRASİ (MÜCADELESİ) VE DÜZEN(SİZLİK) ÜZERİNE

80'Lİ YILLAR = İNSAN(SIZLIK) + UMUT(SUZLUK) + EYLEM(SİZLİK)

ERMENİLERİN BUGÜNÜ=HRANT+KAMP ARMEN

KÜRTLER VE ORTADOĞU

chavez venezüella'sında ne(ler)oluyor? bolívarcı halkçılık mı, sosyalizm mı