“YDD” EŞİTSİZLİĞİ VE GÖÇ(MENLİK) ( 2 )

“YDD” EŞİTSİZLİĞİ VE GÖÇ(MENLİK) ( 2 )

FELAKET KARELERİ

 

Her gün Akdeniz üzerinden Avrupa’ya ulaşmaya çalışan 255 kişiden 10’u yaşamını yitiriyor. BM ‘Uluslararası Göç Örgütü’nün (IOM) raporuna göre, 1-20 Ocak 2019 tarihleri arasında deniz üzerinden Avrupa’ya ulaşmaya çalışanların sayısı, 2018’in aynı dönemine göre yüzde 10’a yakın bir artış göstererek 4 bin 883 oldu. Bu süre zarfında, göç veya iltica etmeye çalışırken Akdeniz’de yaşamını yitirenlerin sayısı ise 2018’e göre, 2 artışla 203’ü buldu…[81]

2019’un ilk yarısında Akdeniz’de mülteci taşıyan teknelerin batması sonucu yaklaşık 900 kişinin yaşamını yitirdiği tahmin ediliyor…[82]

İnsan hakları örgütleri Macaristan’da sığınma başvurusu reddedilen ve transit merkezlerde tutulan bazı sığınmacıların aç bırakılarak ülkeyi terk etmeye zorlandığını açıkladı...[83]

İtalya’nın Toskana bölgesinde yer alan Empoli kasabasında bir polis kontrolü sırasında elleri kelepçelenen ve ayakları bağlanan Tunus asıllı 32 yaşındaki bir adam hayatını kaybetti. İçişleri Bakanı Matteo Salvini polisleri savunarak, “Şiddet uygulayan birini durdurmak ve zararı önlemek için kelepçe kullanılır, papatya değil,” dedi...[84]

BM ile yapılan mülteci anlaşmasını iptal ettiğini bildiren İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ülkesindeki Afrikalı sığınmacıların akıbeti konusunda BM ile yaptığı anlaşmayı yürürlüğe girmeden askıya aldığını açıkladı…[85]

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert, ‘BM Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı’na (UNRWA) mali yardımları tamamen durdurma kararı aldığını bildirdi…[86]

Filistin’lilerin en çok göç ettiği ülkelerden Lübnan’daki mülteci kampları kapatılmak isteniyor. Lübnan’da 500 bin Filistinli var. Devlete göre bu sayı 150-200 bin arası…[87]

‘Sınır Tanımayan Doktorlar’ (MSF) örgütü Eylül 2018 başında Libya açıklarında mültecileri taşıyan bir botun batması sonucu 100’den fazla mültecinin boğularak hayatını kaybettiğini duyurdu…[88]

28 Temmuz 2018 sabahı 600 Afrikalı göçmen Fas ile İspanya arasında bulunan 6 metre yüksekliğindeki dikenli tel üzerinden atlayarak Ceuta kentine girdi. Çatışmalarda 22 güvenlik görevlisi ve çok sayıda göçmen yaralandı…[89]

Almanya’da her dört göçmenden biri yoksulluk tehlikesiyle karşı karşıya. Göçmenler için yoksullaşma riski, Almanlara kıyasla iki kat fazla. ‘Federal Alman İstatistik Dairesi’, 2010’da göçmen kökenlilerin yüzde 26’sının yoksulluk tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu açıkladı…[90]

BBC’nin konuştuğu kaynaklar, Suriye’de Birleşmiş Milletler ve diğer kuruluşlar adına yardım taşıyan kişilerin, insani yardım karşılığında Suriyeli kadınlarla cinsel ilişkiye girdiğini anlattı. Yardım kuruluşu çalışanları, yardımları taşıyan kişilerin gıda yardımı karşılığında cinsel ilişki talep ettiğini anlatıyor. ‘BM Nüfus Fonu’nun (UNFPA) araştırmasına göre, Suriye’nin birçok vilayetinde insani yardım karşılığı cinsel ilişki talepleri son derece yaygın. Haziran 2015’e gelindiğinde, ‘Uluslararası Kurtarma Komitesi’ (IRC) Dera ve Kuneytra’da 190 kadın ve kız çocuğunun yardım kuruluşu çalışanları tarafından istismar edildiğini raporlamıştı.[91] IRC’nin konuştuğu kadınların yüzde 40’ı ise yardım dağıtım noktalarında cinsel şiddete maruz kaldıklarını söylüyordu…[92]

Atina’da Avrupalı erkeklerle para karşılığı cinsel ilişkiye giren Suriyeli genç videoya kaydedildi. Görüntülerde Suriyeli bir genç, orta yaşlı Avrupalı bir erkekle 10 euro gibi bir ücret için pazarlık yapıyor. Yatacak yerinin olmadığını anlatan Suriyeli genç, “Bir adam bana yaklaştı ‘aç mısın?’ diye sordu. ‘Evet, açım’ dedim. ‘Benimle gel yemek yer ve konuşuruz’ dedi. Ardından ‘Benimle uyur musun?’ diye sordu. ‘Sana yardım eder paranı veririm’ dedi. Daha sonra evine gittik. Taleplerini yerine getirmezsem para vermeyeceğini söyledi,” dedi…[93]

Amerikan CNN’nin Libya’da çektiği görüntüler dehşet verici: Karanlığın ortasında patlayan spot ışıkları kara derili mültecileri teşhir ediyor. Aynı anda fonda iğrenç bir ses: “1000… 1000... 1100… 1100... Yok mu artıran? Çiftlik işleri için iri yarı büyük erkek!” İzlediğimiz şey bir “Kunta Kinte” ya da “Köle İsaura” filmi değil. Burası Libya’nın Trablus kenti. Zaman XXI. yüzyıl!... Dünyada yüzer gezer mülteci sayısı 70 milyona ulaşmışken ve bunlardan birçoğu emek gücü olarak -topluca ve kayıt dışı- alınıp satılıyor…[94]

Yaşları üçten başlayan Suriyeli çocuklar Ürdün’deki çiftçiler ve şirketler tarafından yasadışı olarak çalıştırılıyor. Tahminlere göre 14 yaş ve üstündeki Suriyeli erkek çocukların yüzde 46’sı, kız çocuklarının da yüzde 14’ü haftada 44 saatten daha fazla çalışıyor. Ürdün hükümeti en son 2007 yılında ülkede 33 bin çocuk işçi olduğunu açıklamıştı. ‘Tamkeen’in verilerine göre, Suriye’deki savaştan dolayı bu sayı neredeyse iki katına çıktı…[95]

‘Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) yasa dışı organ ticaretinde ilk beş ülke listesine giren Mısır’da göçmenler de organ mafyasının kurbanları oluyor. ‘Haaretz’e göre Mısır’da bulunan 250 bin Afrikalı göçmenden binlercesi bu mafyanın kurbanı olmuş durumda…[96]

‘Uluslararası Göç Örgütü (IOM), 2014-2018 döneminde göç yollarında bin 600 çocuğun yaşamını yitirdiğini ya da kaybolduğunu açıkladı.[97]

‘Almanya Federal Kriminal Dairesi’ne (BKA) göre, Almanya’da 1 Temmuz 2016 itibariyle 8 bin 991 sığınmacı çocuk kayıp olarak bildirildi. Kayıp çocukların 8 bin 46’sının 14-17 yaşlarında olduğu ve 867 çocuğun 13 yaşından küçük, 78’inin de 18 yaşından büyük olduğu kaydedildi…[98]

Emniyet Genel Müdürlüğü ve Göç İdaresi Başkanlığı’nın istatistiklerine göre, Türkiye’de kayıp çocukların sayısı hızla arttı. Özellikle, 10 ile 18 yaş arasında kaybolan çocukların Afganistan uyruklu olması dikkat çekti. 4.5 milyondan fazla sığınmacının bulunduğu Türkiye’de, 1.5 yıl içerisinde 140’ı Afganistan uyruklu olmak üzere toplam 160’a yakın yabancı uyruklu çocuk esrarengiz şekilde kayboldu…[99]

“2015’ten beri AB ülkelerinde kaybolan mülteci çocuk sayısı 96 binden fazla. 2016’da refakatsiz şekilde Avrupa’ya ulaşan çocuk sayısı 63 binden fazla. Bu çocukların nerede olduğu bilinmiyor. Avrupa’da yaşayan refakatsiz mülteci sayısı 170 bin. Bu çocukların en çok maruz kaldığı durumlar cinsel istismar, tecavüz, insan kaçakçılığı, şiddet, kölelik ve organ mafyası. Fransa’da ise kaydı bulunup kendisinden haber alınamayan çocuk sayısı bin”…[100]

‘Mültecilerle Dayanışma Derneği Koordinatörü Pırıl Erçoban, Avrupa Polis Örgütü ‘Europol’ün, 2 yıl içerisinde 10 binin üzerinde göçmen çocuğun AB ülkelerine geldikten sonra kaybolduğunu açıkladığına dikkat çekip, “Bu çocukların akıbetinin araştırılması ve özellikle organ mafyası, seks işçiliği, zorla çalıştırma, kölelik şeklinde insan ticareti yapan çetelerin eline düşmeleri engellenmeli,”[101] dedi...

 

BAKMAK DEĞİL, GÖRMEK GEREK

 

Tablo buyken; bakmak değil, görmek gerek!

Aslında, neresinden bakılırsa bakılsın göçmenlik/ mültecilik her birimizde karma karışık duygular uyandıran bir kavram... Bir taraftan yerlerinden yurtlarından edilmiş insanların, denizlerde, sınırlarda yaşadıkları drama acırız, vicdanımız kanar; diğer taraftan yeni yerleştikleri topraklarda işlerimizi ellerimizden aldıkları ya da ayrıcalıklara sahip oldukları gerekçeleriyle aynı insanlara düşmanlık besleriz...

IŞİD saldırıları nedeniyle Suriye ve Rojava’dan göç etmek zorunda kalan milyonların yaşadıklarına tanık olduk son yıllarda. Kara sınırından girmek için çorak araziden geçen tel örgüler arkasında yaşananlar; Akdeniz’de, Ege’de derme çatma botların içinde yaşanan can pazarlığı, karaya vuran cansız bedenler; “medeni” Avrupa ülkelerinin sınırlarında tel örgüler ardında yaşanan vahşetler; Meksika-ABD sınırında orduların namlularının hedefi olan insanlar...

Göçmenler farklı farklı haberlerle geldi yine gündemimize. Hayır, “falanca mahallede küçük kızı taciz eden Suriyeli linç edilmek istendi” ya da “plajlarımızda günlerini gün ediyorlar” değil… Bunlar, şovenist histeriyle nasıl kışkırtılmak istendiğimize, halkları birbirlerine düşman etme çabasına örnekler.

Ortadoğu, Afrika ve Asya ülkelerinden sonra göçün en yoğun yaşandığı bölgelerden biri Latin Amerika… Ve halkların sevinçlerinde olduğu kadar, acılarında da nasıl kardeş olduklarının bir göstergesi… Bir fotoğraf karesi… Nehir kıyısına vurmuş iki cansız beden… bir baba ve 2 yaşındaki küçük kızı… Üzerinde kırmızı pantolonu, -görür görmez size Alan Kürdî’nin kırmızı tişörtü içinde suda yatan cansız bedenini çağrıştırıyor- korunmak ya da sularda kaybolmamak için babasının tişörtünün içine girmiş birlikte suda yatan minik bir beden… 26 Haziran 2019’da El Salvadorlu Oscar Ramirez ve kızı Valeria’nın Rio Grande Nehri kenarında çekilen resmi hatırlayın…

Yoksulluk nedeniyle ABD’ye gitmek isteyen bir “migrant caravan/ göçmen konvoyu” var Güney Amerika topraklarında. Ülkelerinden ayrılan, Meksika’yı boydan boya yürüyen ve ABD kapılarına dayanan bu göçmen konvoyunun yaşadıklarını, karşılarına çıkarılan ABD ordusunu ve sınırlarda çocuklarından ayrılışlarını geçtiğimiz aylarda izledik hepimiz. Ve özellikle göçmenlerin çocuklarından ayırılmaları, çocukların sınırlardaki “kafes”lerde tutuluyor olması, dünya çapında tepki yarattı. Ve bir göçmen çocuğun sınırı aşabilmek için sularda boğulması, göçmen çocukların güvenliğini yeniden gündeme getirdi. Meksika hükümeti üzüntülerini ifade ederken, ABD Kongre üyeleri sınırlardaki çocukları kurtarmak için bir şeyler yapılması gerektiğini söylediler. Trump ise “sınır muhafızlarımız hastane çalışanı değil” diye tweet attı utanmadan!

Gerek hükümetler, gerek burjuvazinin herhangi bir temsilcisi, bu yaşanan göçlerin sorumlusu olduklarından, çözmek adına hiçbir şey yapamazlar. Daha fazla kâr, daha fazla güç için halkları yaşadıkları topraklarda aç bırakılanlar, açlıkla-yoksullukla yüz yüze bırakılanlar, savaşlarla evleri başlarına yıkılanlar, yaşamı çaresizce başka topraklarda arıyorlar. Başka coğrafyalarda kendileri ve ailelerinin can güvenliği ve karın tokluğu uğruna ezilenin ezileni, dışlanan ve hor görüleni olmak pahasına evlerini terk etmek zorunda kalıyorlar.

Burjuva dünya ise en vicdansızların dahi yüreğini kanatacak bu görüntüler karşılarına geldiğinde timsah gözyaşları dökmekle yetiniyor. “Çocukları kurtaralım”, “Onlar bizim geleceğimiz”, “bir şey yapmalı” cümlelerinin en klişe timsah gözyaşları olduğu, hemen hemen aynı günlerde yaşanan başka bir olayda açık bir şekilde gözler önüne seriliyor.

“Beyazım, zengin bir ülkede doğdum, makbul pasaportum var, 3 üniversiteye gidebildim ve 23 yaşında mezun oldum. Bana sunulan fırsatlardan istifade edememiş insanlara yardım etmek vicdani bir ihtiyaçtı”… Bu sözler, Akdeniz’de bir botta mahsur kalan göçmenleri kurtaran kaptan Carola Rackete’e ait. 31 yaşındaki Alman kaptan Carola Akdeniz açıklarında karşılaştığı 40 göçmeni kurtardı ve Haziran ayının son günlerinde en yakınında bulunan İtalya’da Lampedusa Limanı’na getirdi.

Carola, “Yasadışı göçlere yardım ve yataklık etmek” suçlaması ile İtalyan hükümeti tarafından gözaltına alındı. Ve toplum şunu soruyor: Carola kahraman mı, suçlu mu?

Halklar göçmenleri kurtaran bu kadın kaptana kahraman gözüyle bakarken, İtalyan politikacılar onun için “suçlu kaptan” ve “korsan gemisi” dedi. Kimisi ise geminin içindekilerle batırılmasını istedi. Bu yaklaşımlar, her yıl yüzlerce insanın Akdeniz sularında yaşamını yitirmesinin de nedeni. Carola 30 Haziran’da mahkemece serbest bırakıldı ve sınırdışı edildi.

Benzeri bir hikâye de Mardini kardeşlerden gelmişti. Hatırlarsınız, savaş öncesi Suriye’de yüzme dersleri alan Yüsra ve Sarah Mardini kardeşler, Akdeniz’de botları batmak üzere iken botu yüzdürerek Avrupa kıyılarına ulaşmışlardı. 16 yaşındaki abla Yüsra o yıl mülteciler yüzme takımında olimpiyatlarda yarışırken, küçük kardeş Sarah da “insan kaçakçılığı” suçlaması ile karşı karşıya kalmıştı.

Evet, insanlar evlerini, topraklarını terk etmesin diye parmağını bile kıpırdatmıyor burjuvazi -suçlunun kendisi olduğu gerçeği şöyle bir yana- kıyılara vuran çocuk cesetleri gördüğünde de timsah gözyaşlarına boğulmayı ihmal etmiyor. Bunu kapatılan, duvarlar örülen, ordular dizilen sınırlardan, batan mülteci botlarından, kafeslere kapatılan çocuklardan, çelme takılan babalardan da görüyoruz. Sivillerin zımnî ya da açık onayı olmasa, resmî makamlar bu kadar pervasızlaşabilir mi?

Sermaye kendisi küreselleşir sınırları kaldırırken, emekçi halklar arasına ördükleri duvarları yükseltip, faşist yasalar çıkarıp, şoven duyguları besleyip geliştiriyor.[102]

 

TOPARLARSAK!

 

Kapitalizm, yapısal krizinin içinde devindikçe, tarihinin ölmüş canavarları canlanıyor. Üzerlerinde eski elbiselerle dolaşan entelijansiya, 1930’larda olduğu gibi bugün de bu canavarları betimlemekte, direnme araçları geliştirmekte zorluk çekiyor…

Düzen dağılırken, çevre ülkelerde hızlanan ekonomik ve siyasi çürümenin yarattığı insani felaketler, bir göçmenler dalgası yaratıyor. Bu dalga gelip de merkez ülkelerin krizden en çok etkilenen nüfusunun kıyılarına vurunca, kapitalizmin ölü canavarları canlanıyor. Batı dünyası da adeta kültürel dinozorların fink attığı bir Jurasik parka dönüşmeye başlıyor.

Kimileri, bu canavarların arasındaki dayanışmayı “milliyetçi enternasyonel” olarak tanımlıyor: “Batı’nın tüm yabancı düşmanları, ırkçıları birleşiniz!” Bu canavarlar, halkın ekonomik korkularını, Hıristiyan uygarlık elden gidiyor korkusuna tercüme edip, ABD’de, Macaristan’da, Avusturya’da, İtalya’da iktidara geliyor, Almanya’da merkez sağ partileri etkiliyor, İngiltere’de Brexit kaosunu tetikliyorlar. Nazi sempatizanları koalisyonlardan yararlanarak, istihbarat örgütlerine yerleşiyorlar.[103]

Göçü tetikleyen sürdürülemez kapitalizm, faşizmi tetikleyerek, göçmenleri dıştalıyor…

Neo-liberal küreselleşmenin, kentleşmenin sanayileşme ile, geçimin de ücretli istihdamla bağını kopardığını, “işsiz büyümenin” bir sonucu olarak da devasa boyutlar kazanan göçle karşı karşıya olduğumuzu hatırlatan Mike Davis, şu tespiti yapar:

“Göçmenlerin yeniden modern üretim ilişkilerine entegre edilmeleri olasılığını zayıf görüyor. Bu insanların gidebilecekleri yer, sefil sığınma kampları ve işsiz çevresel varoşlardır. Çocukları ise oralarda ancak fahişe olmayı ya da araçlı bombacı olmayı hayal edebilirler.”[104]

Sürdürülemez kapitalizmin kurbanı göçmenlerin/ mültecilerin hâli, bugün böyledir!

Bu durumda “Ne yapmalı? İlk ve (ne yazık ki) en yaygın tepki, koruyucu içe kapanma oldu: Dış dünya boka batmış durumda, haydi kendimizi her türden duvarla koruyalım.

Yeni bir dünya düzeni ortaya çıkıyor, ‘medeniyetler çatışmasına’ tek alternatifin medeniyetlerin (veya günümüzün daha popüler ifadesiyle ‘yaşam tarzlarının’) barış içinde bir arada varoluşu olduğu bir dünya: Zorla evlilik ve homofobi (veya kadının yalnız sokağa çıkmasının tecavüze davetiye olduğu fikri) ile bir sorunumuz olmayacak, dünya pazarına tamamen entegre olmuş başka bir ülkede olduğu sürece.

Bu yeni ‘hoşgörüyü’ mümkün kılan üzücü gerçek, günümüz küresel kapitalizminin artık ideolojik bir rüya olarak bile insanlığın kurtuluşuna dair pozitif bir vizyonu kaldıramıyor olması.

Fukuyamacı liberal demokratik evrenselcilik, özünde içerdiği sınırlılıklar ve tutarsızlıklar yüzünden başarısız oldu ve bu başarısızlığın semptomu popülizm; popülizm onun Huntington hastalığı. Ama çözüm popülist milliyetçilik değil, ne sağcı ne solcu. Tek tedavi yeni bir evrenselcilik-ekolojik tehditlerden mülteci krizlerine dek, insanlığın bugün yüz yüze olduğu sorunlar öyle gerektiriyor.

İkinci tepki, Bill Gates veya George Soros gibi toplumsal sorumluluk sahibi zengin şahsiyetlerde cisimleşen insan yüzlü küresel kapitalizm. Ekstrem formunda bile - ‘sınırlarımızı mültecilere açın, onlara bizden biri gibi davranın.’

Ancak bu çözümün sıkıntısı şu ki, yalnızca semptomatik tedaviye yönelik ilacı sağlıyor -temel küresel duruma dokunmadan, hastalığı değil yalnızca semptomları tedavi ediyor.

Böyle bir tedavi hastanın rahatı ve iyiliği için semptomları azaltmayı amaçlıyor ama bizim durumumuzda bunun yeterli olmadığı açık çünkü dünyanın tüm sefilleri zırhlı kulenin güvenliğine taşınamaz. Dünyanın sefillerine insancıl odaklanmaktan sefil dünyanın kendisine odaklanmaya geçmeliyiz.

Dolayısıyla verilecek üçüncü tepki, cesaretimizi toplamak ve ancak tek bir dünyada yaşıyor olduğumuz gerçeğini kavrayıp bunun sonuçlarını üstlenirsek kendini açık edecek radikal bir değişimi tahayyül etmek. Böyle bir değişiklik bir ütopya mı? Hayır, gerçek ütopya böyle bir devrim olmaksızın kurtulabileceğimizi düşünmektir.”[105]

O hâlde Elias Canetti’nin, “İnsan her zaman kendisini kitleden ve onu oluşturanlardan korumasını bilmelidir”; Rahmi Öğdül’ün, “Öteki çirkindir, biz güzeliz; öteki iğrençtir, biz nezih. Ötekiler, üzerine basıp ezeceğiniz böcekler. Böceklerle temas etmek, ötekilerle teması deneyimlemektir ya da tam tersi. Ötekilere ve doğanın öğelerine iğrenerek yaklaşmak, dünyaya faşizmin çemberinden bakmaktır,”[106] uyarısının altı çizilmelidir.

 

“HUKUKİ” TANIMLAMALAR[107]

MÜLTECİ

“Irkı, dini, tabiiyeti, belirli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncesi nedeniyle zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu” için vatandaşı olduğu ülkeye dönemeyen veya dönmek istemeyen kişilere denir.

SIĞINMACI

Mülteci olarak uluslararası koruma arayan ancak statüleri henüz resmi olarak tanınmamış kişilere denir. Bu terim mülteci statüsü almaya yönelik başvurularının hükümet ya da BM Mülteciler Yüksek Komiserliği tarafından karara bağlanmasını bekleyen kişiler için kullanılmaktadır. Statüleri resmi olarak tanınmamış olsa da sığınmacılar vatandaşı oldukları ülkelerine zorla geri gönderilemezler.

GÖÇMEN

Maddi ya da sosyal durumlarını iyileştirmek, kendileri veya ailelerinin gelecekten beklentilerini arttırmak gibi sebeplerle ülkeleri dışında bir ülke veya bölgeye göç eden kişilere denir. Mülteciden farklı olarak göçmen, zulme uğrayacağından korktuğu için değil, eğitim ve çalışma gibi sosyokültürel ya da ekonomik nedenlerle ve kendi arzusu ile ülkesinden ayrılan kişidir. Göçmenler, vatandaşı oldukları ülkelerin korumasından yararlanmaya devam ederler. 

DÜZENSİZ GÖÇMEN

Maddi imkânsızlık ya da suç kaydı olması sebebiyle başka bir ülkeye yasadışı yollardan ulaşmaya çalışan, göç ettiği ülkede kalmak için yasal bir hakkı bulunmayan kişilere denir.

VATANSIZ

Kendi yasalarının işleyişi içinde hiçbir devlet tarafından vatandaş olarak sayılmayan kişilere vatansız kişiler denir.

GEÇİCİ KORUMA

Haklarında uluslararası koruma statüsü belirleme işlemi yapılamayan yabancılara sağlanan koruma. Türkiye’deki Suriyeliler bu statüde.

 

Ve en önemlisi de BM ülkelerinin, “Göçün bir insan hakkı olduğu”nu belirten anlaşmaya imza atmasının[108] tartışılıp, sorunun çeşitli “hukuki tanımlarla” iğdiş edilmek istendiği koordinatlarda; ilkesel tavrımız, ‘İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 14. maddesinde, “Herkes zulüm karşısında başka ülkeye iltica ve bu ilticadan yararlanmak hakkına sahiptir,” biçiminde kayıtlıdır![109]

 

20 Ekim 2019 16:00:05, İstanbul.

 

N O T L A R

[*] Kaldıraç, No:220, Kasım 2019…

[1] Murathan Mungan.

[2] “İtalya’nın Lampedusa limanında tutuklanmak genç bir kadın ve gemisi Sea-Watch 3 Akdeniz’den 40 insanı kurtarmış ve onları güvenli bir yere ulaştırmış deniz kaptanı olarak bu yaz kendi üzerimde çok fazla medya ilgisinin toplanmasına neden oldu. Tutuklanmam, Libya’daki iç savaştan kaçan mültecileri hukuka uygun bir şekilde karaya çıkarmak için bir siyasal çözüm bulma girişimiyle iki haftayı takiben gerçekleşti. Aşırı sağcı içişleri bakanı Matteo Salvini’nin emrine rağmen gemim İtalyan kara sularına girdi, böylelikle İtalya ve Avrupa’da sağa kafa tutan kadın hâline geldim. İtalyan yetkililer (bir hâkim hayat kurtarmaya çalıştığım için tutuklanma kararımı kaldırmış olsa da) hakkımda hâlen soruşturma yürütüyorlar, peki kaygılı mıyım? Açıkçası hayır, çünkü yaptıklarım meşruydu.” (Carola Rackete, “İklim Apartheidi Akdeniz’de Ancak Daha Fazla Trajediye Yol Açar”, Yeni Yaşam, 10 Eylül 2019, s.10.)

[3] http://sinirtanimayandoktorlar.org/saha-projeleri/can-yeleklerinin-en-kucukleri-msf/

[4] Bülent Uluer demişti ki: “Victor Hugo’nun çok hoşuma giden bir sözü gelir aklıma: ‘Mültecilik uzun süren bir uykusuzluktur...’ Yurtdışına gittikten çok kısa bir süre sonra yakında döneceğini düşünerek oraya giden insanların hikâyesidir bu... Türkiye’de bir siyasi mücadelenin boyu neyse, oradaki gölgesi de o kadar oluyor. Eğer ülkede saat on iki güneşi vurmuşsa, orada da on iki güneşi vuruyor, gölge filan kalmıyor. Eğer ülkede mücadele devam ediyorsa, onun devamını yurtdışında görebiliyorsun… 15 yıl süren sürgün hayatından sonra ülkeye döndüğümde ‘arkadaş’ olarak bıraktıklarımı yine ‘arkadaş’ olarak buldum. Siyaset nedeniyle beraber olduklarımın büyük bir kısmını ise ‘bulamadım’ çünkü yoktular!”

[5] Murat Çakır, “Bakar Körlük ve Dayanışma”, Gündem, 14 Ağustos 2015, s.13.

[6] İbrahim Varlı, “İnsan Hayatını Kurtarmak Suç Değil”, Birgün, 9 Temmuz 2019, s.4.

[7] İbrahim Varlı, “Mülteci Katliamı’nın Sorumlusu Kimler?”, Birgün, 21 Nisan 2015, s.11.

[8] Nesrin Nas, Neo-Liberal Düzen Dağılırken Fatura Demokrasiye Kesiliyor”, Yeni Yaşam, 15 Temmuz 2018, s.10.

[9] Melis Günden, “Dünya Mülteciler Günü: Milyonlarca İnsan Yerinden Edildi”, Birgün, 20 Haziran 2018, s.14.

[10] “68 Milyon Sürgün”, Cumhuriyet, 20 Haziran 2018, s.13.

[11] Yücel Özdemir, “BM’nin Göç Paktı, Göçün Nedenlerine Dokunmuyor”, Evrensel, 6 Aralık 2018, s.11.

[12] “Işık Üniversitesi’nden Proje: Evlerine 26 Yılda Dönüyorlar”, Cumhuriyet, 12 Ocak 2019, s.11.

[13] Fatih Altaylı, “Suriyelilerin Ne Kadarı Geri Döner?”, Haber Türk, 10 Şubat 2018, s.15.

[14] Mustafa Mert Bildirici, “2017 Çocuklar İçin ‘Kâbus Yılı’ Oldu”, Birgün, 28 Aralık 2017, s.2.

[15] “Onurlu Yaşam Herkesin Hakkı”, Cumhuriyet, 19 Aralık 2018, s.16.

[16] Gülcan Dereli, “Türkiye’nin Mültecileşme Hikâyesi”, Yeni Yaşam, 20 Haziran 2019, s.8.

[17] V. İ. Lenin, Emperyalizm: Kapitalizmin En Yüksek Aşaması, Çev: Cemal Süreya, Sol Yay., 1969, s.137.

[18] Bartu Soral, “Yeni Dünya Düzeni”, Cumhuriyet, 30 Eylül 2018, s.11.

[19] Yücel Özdemir, “Göç; Nereye ve Ne Zamana Kadar?”, Evrensel, 23 Kasım 2018, s.9.

[20] “Küresel Silah Endüstrisi Büyüyor”, Birgün, 11 Aralık 2018, s.5.

[21] “Silah İhracatı Arttı, Çoğunluğu Ortadoğu’ya Gitti”, 12 Mart 2019… http://kizilbayrak41.net/ana-sayfa/duenya/haber/-/silah-ihracati-artti-cogunlugu-ortadoguya-gitti/

[22] “Türkiye’nin Kürt Karşıtlığı Askeri Harcamalara Yansıdı: Yüzde 24 Artış”, 29 Nisan 2019... https://marksist.org/icerik/Haber/12032/Turkiye-askeri-harcamalari-yuzde-24-artirdi

[23] “Türkiye’de Silah Firmalarının Satışları Yüzde 24 Arttı”, Evrensel, 11 Aralık 2018, s.9.

[24] “Dünya Silahlanıyor”, Cumhuriyet, 12 Mart 2019, s.10

[25] https://mailchi.mp/visionofhumanity/august-808219?e=0af9590786

[26] Orhan Bursalı, “Dünyanın En Berbat Hâli; Şiddetin Maliyeti 15 Trilyon Dolar”, Cumhuriyet, 1 Ekim 2018, s.6.

[27] “Silahlanma Hakkındaki Gerçekler”, 28 Ağustos 2019… https://anfturkce.com/dunya/silahlanma-hakkindaki-gercekler-129546

[28] Cevat Turan, “Silahlanma ve Açlık”, Cumhuriyet, 2 Nisan 2019, s.2.

[29] “26 Kişinin Serveti, Dünya Nüfusunun Yarısınınkine Eşit”, Cumhuriyet, 22 Ocak 2019, s.16.

[30] “Afrika’da 3 Milyarder Kıtanın Yarısından Daha Fazla Servete Sahip”… https://www.gazeteduvar.com.tr/dunya/2019/09/05/afrikada-3-milyarder-kitanin-yarisindan-daha-fazla-servete-sahip/

[31] Emre Deveci, “ABD: Eşitsizlik 90 Yılın Zirvesinde”, Cumhuriyet, 29 Temmuz 2018, s.11.

[32] “Savaşlarda Bir Yılda 12 Bin Çocuk Öldü ya da Yaralandı”, Evrensel, 1 Ağustos 2019, s.9.

[33] “İki Çocuktan Birine Şiddet”, Yeni Yaşam, 29 Kasım 2018, s.3.

[34] “150 Milyon Çocuk Yetersiz Besleniyor”, Birgün, 17 Mart 2019, s.13.

[35] “Tarımda Çocuk İşçi Azalacağına Artıyor”, Cumhuriyet, 21 Haziran 2018, s.16.

[36] “Dünya Nüfusunun Yüzde 11’i Aç”, 15 Temmuz 2019... https://t24.com.tr/haber/dunya-nufusunun-yuzde-11-i-ac,830725

[37] “113 Milyon Açıkla Boğuşuyor”, Cumhuriyet, 3 Nisan 2019, s.7.

[38] “9 Kişiden 1’i Açlık Sınırında”, Cumhuriyet, 11 Temmuz 2019, s.10.

[39] “Avrupa’da Her Dört Çocuktan Biri Yoksul”… https://www.dw.com/tr/avrupada-her-d%C3%B6rt-%C3%A7ocuktan-biri-yoksul/a-19444805

[40] “Avrupa’da Her Altı Kişiden Biri Yoksul”… https://www.dw.com/tr/avrupada-her-alt%C4%B1-ki%C5%9Fiden-biri-yoksul/a-48021261

[41] “Afrika’daki Çocuk Ölümlerinin Yarısı Açlıktan: 60 Milyon Çocuk Aç”, 5 Haziran 2019… http://www.diken.com.tr/afrikadaki-cocuk-olumlerinin-yarisi-acliktan-60-milyon-cocuk-ac/

[42] “DSÖ: Her Yıl 400 Bin İnsan Bozuk Gıdadan Ölüyor”… https://www.dw.com/tr/dsö-her-yıl-400-bin-insan-bozuk-gıdadan-ölüyor/a-49107978

[43] “Kötü Beslenme Alışkanlıkları ‘Ömrü Kısaltıyor’…”, Cumhuriyet, 5 Nisan 2019, s.16.

[44] Örsan K. Öymen, “AB’de ve ABD’de ‘Göç Sorunu’…”, Cumhuriyet, 22 Ocak 2019, s.12.

[45] Hamza Hamouchene, “Göçmen Krizinin Temel Nedeni: İnsanlar Yerine Kâra Öncelik Veren Küresel Sistem”, Birgün, 31 Ağustos 2015, s.12.

[46] Suketu Mehta, “Batı Sınırlara Ne Zaman Saygı Duydu?”, Birgün, 10 Haziran 2019, s.5.

[47] İbrahim Sirkeci, “Göçmen Hapishaneleri”, Birgün, 11 Eylül 2018, s.4.

[48] Ali Ergin Demirhan, “Ölüler Dirilerden Çalacak!”, Yeni Yaşam, 15 Kasım 2018, s.10.

[49] “Trump: Orduyu Gönderiyorum!”, Cumhuriyet, 26 Ekim 2018, s.13.

[50] “Trump’ın Mülteci Zaferi!”, Yeni Yaşam, 26 Kasım 2018, s.9.

[51] “Meksika: ABD Sınırını Aşmaya Çalışan Göçmenler Sınırdışı Edilecek”, Cumhuriyet, 27 Kasım 2018, s.7.

[52] “Sınırda İnsanlık Dramı! ‘Açız Bırakın Girelim’…”, Hürriyet, 21 Ekim 2018, s.12.

[53] “ABD: Göçmen Çocuk Gözaltında Can Verdi”, Cumhuriyet, 15 Aralık 2018, s.8.

[54] “Baba-Kız Birlikte Can Verdi”, Yeni Yaşam, 27 Haziran 2019, s.3.

[55] “Trump: Göçmen Karşıtı Terörizm”, Yeni Yaşam, 15 Temmuz 2018, s.10.

[56] Doğan Ergün, “İnsan Pazarlığına Son Verin”, Cumhuriyet, 15 Haziran 2018, s.13.

[57] Doğan Ergün, “Neşe Özgen: Devlet Gözetiminde İki Yol Açık Bırakıldı”, Cumhuriyet, 9 Ağustos 2018, s.8.

[58] Avrupa ülkelerinin, 2015’te aldığı sınır güvenliği önlemleriyle sığınmacı akınını büyük ölçüde durdurduğu ortaya çıktı.

NATO Parlamenter Asamblesi (NATO PA) Bahar Genel Kurulu’na sunulan “Sınır Güvenliği” raporunda yer alan bilgilere göre 2015’te 1 milyondan fazla göçmen Türkiye ve Kuzey Afrika üzerinden Avrupa’ya geçerken Türkiye ve Libya ile yapılan anlaşmalar ve alınan güvenlik önlemleri sonucu bu sayı 2018’de 113 bine kadar düştü. Alınan “sınır güvenliği” önlemleri birçok mültecinin yaşamına da mal oldu. 2018 yılında deniz yoluyla Avrupa’ya geçmeye çalışan her 18 mülteciden biri boğularak yaşamını yitirdi.

Raporda, mülteci krizinin zirve noktasına ulaştığı 2015 yılında Türkiye’nin de içinde bulunduğu Doğu Akdeniz rotasından 885 bin, Libya ve Tunus’un da içinde bulunduğu Orta Akdeniz rotasından 153 bin olmak üzere 1 milyondan fazla mültecinin Avrupa’ya ulaştığı belirtilirken, AB ile Türkiye’nin 2016’da üzerinde uzlaştığı mülteci mutabakatı ve İtalya’nın Libya ile yaptığı anlaşmalar sonucunda mülteci akışının büyük ölçüde durduğuna dikkat çekildi.

2018’de 52 bin mülteci Türkiye üzerinden geçerek Avrupa’ya ulaştı. Orta Akdeniz rotası üzerinden ise 23 bin mülteci Avrupa’ya geçti ve sayı 113 binde kaldı. NATO gemilerinin de AB’nin dış sınırlarını korumak için görev yapan Frontex gemileriyle Ege’de mülteci geçişini kontrol altında tutmak için görev aldığı kaydedilen raporda, “Avrupa’ya geçiş sayıları kriz öncesindeki seviyelere dönmüş durumda,” tespiti yapıldı. (Hüseyin Hayatsever, “Avrupa, Mültecilere Kapıyı Kapattı”, Cumhuriyet, 8 Haziran 2019, s.20.)

[59] “Akdeniz, Göçmen Mezarlığına Döndü”, Cumhuriyet, 20 Nisan 2015, s.18.

[60] “AB Komisyonu Başkanı Junker: Göçe Karşı Sınır Ordusu”, Cumhuriyet, 13 Eylül 2018, s.11.

[61] “AB’nin Kader Zirvesi”, Cumhuriyet, 29 Haziran 2018, s.13.

[62] Hıdır Güyildar, “AB’nin Mülteci Düşmanlığına Tepkiler Artıyor”, Evrensel, 18 Temmuz 2018, s.15.

[63] “Macaristan’dan BM’ye Göçmen Resti”, Cumhuriyet, 19 Temmuz 2018, s.13.

[64] “İtalya-Fransa Arasında Mülteci Krizi”, Milliyet, 16 Haziran 2015, s.19.

[65] “Bakandan Afrikalı Göçmenler İçin Skandal İfade”, Cumhuriyet, 15 Eylül 2018, s.8.

[66] “İçişleri Bakanı Hakkında Soruşturma Açıldı”, Cumhuriyet, 27 Ağustos 2018, s.11.

[67] “İtalya’dan Göçmenleri Kurtaran Gemilere Para Cezası Verilecek”, 25 Haziran 2019… https://avrupaforum.org/italyadan-gocmenleri-kurtaran-gemilere-para-cezasi-verilecek/

[68] Murat Kuseyri, “Finlandiya’da Mültecilere Suçlu Muamelesi Yapılacak”, Evrensel, 7 Ocak 2019, s.9.

[69] “Fransa’da Sınırdışılar Arttı”, Yeni Yaşam, 8 Kasım 2018, s.9.

[70] Murat Kuseyri, “İsveç’te Sığınmacı Çocukların Zaferi”, Evrensel, 30 Kasım 2017, s.11.

[71] “Stern: İltica Yasasında Bir Sertleştirme Daha”, Evrensel, 21 Nisan 2019, s.9.

[72] “Sağın Göçmen Düşmanlığı Masadaki En Kritik Konu”, Birgün, 29 Haziran 2018, s.5.

[73] “Mülteci Krizi AfD’ye Yaradı”, Yeni Yaşam, 10 Temmuz 2018, s.9.

[74] Almanya ve İspanya mülteciler konusunda anlaşma imzaladı. Almanya İspanya’dan gelen sığınmacıların bir bölümünü geri gönderebilecek. İspanya, Afrika’dan yola çıkan sığınmacıların Avrupa’da ilk ayak bastığı ülkelerden biri. 2018’in ilk beş ayında 19 bin sığınmacı İspanya topraklarına ulaştı. 2014’ün ortalarından 2018’e Almanya’ya 1.6 milyon sığınmacı geldi. (“Berlin ile Madrid Mülteci İadesinde Anlaştı”, Yeni Yaşam, 10 Ağustos 2018, s.9.)

[75] “Göçmenler, Sınırlarda Yaşam Mücadelesinde”, Birgün, 23 Ekim 2018, s.4.

[76] Hilal Ünlü, “Midilli Mültecileri”, Evrensel, 24 Haziran 2019, s.12.

[77] “Atina’daki Mülteci Dayanışma Evlerine Polis Baskını”, Evrensel, 27 Ağustos 2019, s.9.

[78] “Göçmen Karşıtlığında Trump’la Yarışıyorlar”, Birgün, 1 Kasım 2018, s.4.

[79] Mustafa Balbay, “Hollanda’ya Göçen İzmir’de Yazlık Alan Suriyeli Aile…”, Cumhuriyet, 15 Ağustos 2019, s.9.

[80] Ceyda Karan, “Avrupa’nın ‘Toplama Kampları’…”, Cumhuriyet, 6 Temmuz 2018, s.7.

[81] “Göç Dramı”, Cumhuriyet, 31 Ocak 2019, s.7.

[82] “Libya Mülteci Teknesi Battı, En Az 40 Mülteci Kayıp”, Evrensel, 29 Ağustos 2019, s.9.

[83] “Orban’a Suçlama: Sığınmacılar Aç Bırakıldı”, Cumhuriyet, 24 Ağustos 2018, s.11.

[84] Övgü Pınar, “Polisin Ellerini ve Ayaklarını Bağladığı Tunuslu Öldü”, 18 Ocak 2019… https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-46920462?ocid=socialflow_facebook

[85] “İsrail BM ile Sığınmacı Anlaşmasını İptal Etti”, Evrensel, 4 Nisan 2018, s.11.

[86] “Filistinli Mültecilere Yardım Yok”, Yeni Yaşam, 2 Eylül 2018, s.9.

[87] Fatma Koçak, “Beyrut’un Arka Sokakları: Yok Sayılan Filistinli Mülteciler”, Yeni Yaşam, 17 Temmuz 2018, s.8.

[88] “Libya Açıklarında 100’den Fazla Mülteci Boğuldu”, Evrensel, 12 Eylül 2018, s.10.

[89] “İspanya: 600 Mülteci Dikenli Telleri Aştı”, Cumhuriyet, 28 Temmuz 2018, s.11.

[90] “Milyonlarca Göçmen Yoksulluk Sınırında”… https://www.dw.com/tr/milyonlarca-g%C3%B6%C3%A7men-yoksulluk-s%C4%B1n%C4%B1r%C4%B1nda/a-15466015

[91] Kazal, savaştan önce Humus’taki komşusuna aşıktı… Kazal “20 yaşındaydı ve bir gün onunla evlenmeyi düşlüyordum. Sevmediğim biriyle evleneceğim hiç aklıma gelmemişti. Ama ailem ve ben Amman’a geldiğimizden bu yana zor günler geçirdik” diyor.

18 yaşında olduğunu söylüyor Kazal, ama çok daha ufak görünüyor. Suudi Arabistanlı 50 yaşındaki bir adamdan yeni boşanmış. Aileye ödenen 3100 dolar karşılığında yapılan evlilik bir hafta sürmüş.

“Amman’da kocamla yaşadım. Ama mutlu bir evlilik değildi. Bana hizmetçi muamelesi yaptı, eşi olarak saygı göstermedi. Sert davrandı. Boşandığıma sevindim” diyor.

İri, mavi gözleri evliliğinden bahsederken yaşla doluyor. “Aileme yardım etmek için evliliğe peki dedim. Nişanlandığımda çok ağladım. Bir daha para için evlenmem. İlerde kendi yaşımda Suriyeli bir gençle evlenmeyi umuyorum” diye konuşuyor.

BM Mülteci Kurumu UNHCR’in Ürdün temsilcisi Andrew Harper, ülkedeki yaklaşık 500.000 Suriyeli mülteciden bir kısmının çaresizlikten bu tür yollara başvurmasından kaygılı.

“İhtiyacı olanlara yeteri kadar yardım veremiyoruz. Mültecilerin büyük çoğunluğu da kadın ve çocuklar. Çoğu işe gitmeye alışık değil. Bu durumda, geçinmek için seks bir seçenek hâline geliyor” diyor.

Harper, mülteci kurumunun küçük yaşta kızlarını evlendirmeye çalışan bazı ailelere müdahale ettiğini söylüyor.

“Mülteci kadınlara göz koyulmasından daha iğrenç bir şey düşünemiyorum” diyor, “Buna tecavüz diyebilirsiniz, fuhuş diyebilirsiniz, ama en zayıf durumdakilerin istismarıdır.”

“Ürdün hükümeti ve halkı elinden geleni yapıyor, ama insanlar yoksul. Ailelerin de istediğini sanmadığım bu tür yollara başvurmamaları için daha fazla kaynak bulmamız gerekiyor.” (“Ürdün’de ‘Satılık’ Mülteci Kızlar”, Cumhuriyet, 11 Mayıs 2013, s.12.)

[92] “Şoke Eden Gerçek! Suriyeli Kadınlar ‘İnsani Yardım Karşılığı Cinsel İlişkiye Zorlandı”, Hürriyet, 27 Şubat 2018… http://www.hurriyet.com.tr/dunya/suriyeli-kadinlar-insani-yardim-karsiligi-cinsel-iliskiye-zorlandi-40755189

[93] “Suriyeli Gencin Avrupalı Erkeklerle İğrenç Pazarlığı”, Milliyet, 3 Mart 2018… http://www.milliyet.com.tr/suriyeli-gencin-avrupali-dunya-2620497/

[94] Ercüment Akdeniz, “Libya’daki Köle Pazarına Kimler Yol Verdi?”, Evrensel, 26 Kasım 2018, s.8.

[95] “Ürdün’deki Mülteci Çocukların Modern Kölelikle Mücadelesi”, 4 Kasım 2015… https://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/11/151104_urdun_cocuk_isci

[96] “Göçmenler Organ Mafyası Kurbanı”, Cumhuriyet, 24 Eylül 2018, s.11.

[97] “Uluslararası Göç Örgütü: Göç Yolunda Her Gün Bir Çocuk Kayboluyor Veya Ölüyor”, 28 Haziran 2019… https://tr.sputniknews.com/dunya/201906281039510013-uluslararasi-goc-orgutu-goc-yolunda-her-gun-bir-cocuk-kayboluyor-veya-oluyor

[98] Hüseyin Şimşek, “Suriyeli Çocuklar: Kayıp Nesil”, Birgün, 17 Eylül 2016, s.6.

[99] “Türkiye’de 1.5 Yıl İçinde 160 Sığınmacı Çocuk Esrarengiz Şekilde Kayboldu”, 26 Temmuz 2019… https://t24.com.tr/haber/turkiye-de-1-5-yil-icinde-160-siginmaci-cocuk-esrarengiz-sekilde-kayboldu,832218

[100] Ercüment Akdeniz, “Türkiye’de Kaç Kayıp Mülteci Çocuk Var?”, Evrensel, 1 Temmuz 2019, s.4.

[101] Hüseyin Şimşek, “Mülteci Kamplarında Herkes Risk Altında”, Birgün, 26 Mayıs 2016, s.2.

[102] Sibel Deniz, “Göçmenlik...”, 6 Temmuz 2019… http://mucadelebirligi7.net/index.php/makaleler/anonim/67-anonim/2925-gocmenlik

[103] Daily Beast, 26 Haziran 2018.

[104] Mike Davis, Eski Tanrılar Yeni Bilmeceler, çev: Şükrü Alpagut, Yordam Kitap, 2018.

[105] Slavoj Zizek, “Zenginler ve Mülteci Krizi”, Yeni Yaşam, 23 Kasım 2018, s.10.

[106] Rahmi Öğdül, “Ejderhalar ve Kahramanlar”, Birgün, 16 Ağustos 2019, s.15.

[107] Zeynep Bilgehan, “Mültecilerin Araftaki Yaşamı... Coğrafya Kader mi?”, Hürriyet, 4 Mart 2018… http://www.hurriyet.com.tr/gundem/multecilerin-araftaki-yasami-cografya-kader-mi-40760294

[108] “BM Ülkeleri ‘Göç Bir İnsan Hakkıdır’ Diyecek!”, Evrensel, 14 Kasım 2018, s.11.

[109] Viet Thanh Nguyen’in Pulitzer Ödüllü romanı ‘Sempatizan’ (Viet Thanh Nguyen, Sempatizan, çev: Duygu Akın, Kafka Kitapevi, 2017.) ile sekiz hikâyesinden mürekkep ‘Mülteciler’inde (Viet Thanh Nguyen, Mülteciler, çev: Peren Gülmez, Kafka Kitapevi, 2019.) “Bütün dönüşler yuvayadır,” diyen Novalis’e inat, ısrarla yerinden edilmiş her insanın yegâne sorusunu dile getiriyor: “Ne zaman geri dönebilirim?” Aslında bu soru hâlâ zımnen dönülecek bir yeri varsaysa da bütün mülteciler içten içe dönecek bir yerlerinin olmadığını biliyorlar; bir gün dönseler bile döndükleri ülke, yitirdikleri ülke olamayacak.

 

27.11.2019 (Temel Demirer)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR