SMS diliyle Anna Karenina

A. Mümtaz İdil

SMS diliyle Anna Karenina

Türkiye, iki tür yabancılaşmayı fırtınalı bir biçimde yaşıyor: Ekonomik yabancılaşma ve dinsel yabancılaşma. Karl Marks, 1844 El Yazmaları’nda bu iki yabancılaşmayı ayrıntılarıyla inceler ve ekonomik yabancılaşmayı özel mülkiyete, dinsel yabancılaşmayı da vicdana bağlar.

Elbette Marks’ın birinci planda önemsediği yabancılaşma, ekonomik yabancılaşmadır. Bunun tamamen özel mülkiyet ile kontrol altına alınıp insanların yaptığı iş ile kendi arasındaki bağı tamamen kopartacak hale getirilmesine bağlar. Bunun sonucunda başta sanayi sektörü olmak üzere hemen tüm sektörlerde çalışanların yaptıkları iş ile kendileri arasında bir bağ kuramamaları, daha başka anlatımla ürettikleri şeyin ne olduğunun farkında olmamaları ortaya çıkar. Bu tür yabancılaşma, insan ile yaptığı iş arasındaki bağlantıyı tamamen kopartarak, insanın kendini “işe yaramaz mahluk” olarak görmesine neden olur.

Bunu farklı boyutta daha da ileri götürdüğümüzde ise karşımıza bu kez dil ve onun sonucunda oluşan kavramlar çıkar. Bunu da geçen yüzyılın en önemli “dil felsefecilerinden” sayılan Ludwig Wittgenstein’de görürüz. Wittgenstein’da bilim ve felsefe iki ayrı kavram olarak elealınır ve felsefenin görevi de dil olarak kabul edilir.

Dil söz konusu olunca da bu kez dilin oluşturduğu kavramlar karşımıza çıkar. Wittgenstein bunu Tractatus adlı kitabında ayrıntılarıyla ve örnekleriyle anlatır.

Bizim konumuz ise bunun tam tersini yaşadığımız günler olacaktır. Kavramların içinin boşalması sonucu dil konusu olumsuz anlamda yaşam felsefesini, daha da iddialı olarak tüm yaşamı etkilemektedir.

Teknolojinin olağanüstü hızla ilerlemesi ve bunun yan ürünlerinin piyasaya sürülmesi sonucu artık Wittgenstein’in ele aldığı dil konusunda da büyük yapısal değişikliklere gitme gündeme gelir. Aslında Wittgenstein’in dil üzerinden dünyayı kavrama düşüncesi, dillerin yapılarıyla ve oluşturduğu kavramlarla yakından ilintilidir, ama ünlü filozofun göz ardı ettiği konu, teknolojinin dev adımlarla ilerlemesi olmuştur. Binlerce yıldır iğneyle kuyu kazarcasına oluşturulan yeryüzündeki binlerce dil, yepyeni bir kulvara girerek bir süre sonra tekleşecek veya tamamen yapısal değişikliğe uğrayacaktır. Nitekim bunun ipuçları da telefonların kısa mesajlarında ve bilgisayarda kullanılan “sohbet” yazışmalarında kendini gösteriyor. Sesli harflerin atılması ile kısaltılan ve bambaşka hale gelen telefon mesajı ve bilgisayar yazışmaları, her dil ailesinde yepyeni bir anlaşma yolu haline geldi.

Bunun ne gibi bir zararı olabilir? Bunun cevabı aslında çok da zor değil. Dilde bu denli kısaltmalara gitmek ve mevcut “sesli harfler” sistemini neredeyse yok edercesine kısaltılan kelimeler, şimdi bu dili kullananlar tarafından zorluk çekilmeden anlaşılıyor. Bir sonraki kuşakta ise artık bunun konuşma dile dönmesinin yolu bulunacaktır. Ama şimdiki haliyle bile tamamen kısalmış bir dil ile karşı karşıya bulunuyoruz. Sanırım şöyle bir cümle telefon veya bilgisayar ekranında göründüğünde, bu araçları kullanlar tarafından rahatlıkla anlaşılıyor: “slm. bn gldm, seni bkl. acl et”.

Bunun hızla yaygınlaşması ve anlaşılır hale gelmesiyle, dilde büyük bir yapısal değişiklik gündeme gelmesi kaçınılmazdır. Sözü edilen araçlarda kolaylıkla anlaşma sağlandığı andan itibaren bunun kağıt üzeine yazılmasında da büyük yapısal değişiklikler mutlaka olmak zorundadır.

Bunun için vereceğim örnek de, bilgisayar yazışmalarında kullanılan dil ile bir süre sonra bir yazarımızın roman veya şiir yazabileceğidir. Çünkü dil, gözle algılandıktan sonra beyinde tekrarlanmasıyla ortaya çıkıyor. Yeni yaratılan elektronik dille birbiriyle yazışanların, kısa Wittkorkutucu olan, yazarın da elektronik dil kullanmasıdır. Bu durumda ortaya çıkacak bir yasal metinin edebi niteliği de tartışılacaktır kuşkusuz. Benim gibi geleneksel dile bağlı kalan ve bunun kelimeleriyle oynayabilen kuşak asla kabul etmeyecek ve kendi yazım biçimini sürdürecektir. Bu ise ancak belli bir neslin tamamen ortadan kalkmasıyla çözülebilir bir problemdir. Ama mesele şu ki, daha yolun başında olan bu elektronik dil bir süre sonra soyut kalimelerde eski rahatlığını bulamaycak. Selamlaşma düzeyinde hallolacak bir meselidir o, ama asıl önemli olan, bütün kelime ve kavramların bu oluşan dil ile karşı tarafa aktarılıp aktarılamayacağıdır. Çok bilinen kısaltmalar dışında, örneğin “içselleştirmek” kelimesinden sesli harflerin tümünü ya da bir kısmını çıkararak açıklamak şimdilik mümkün değil. Albert Camus oylumunda bir roman yazabilmek ise hayal.

Ancak şunu da hatırlatmakta yarar var. Bundan, çok değil yirmi yıl önce, insanların ceplerinde telefonlarıyla gezeceği kimsenin aklına gelmezdi. Başlarda uzun uzun mesajlar atan bir kuşak, çok kısa sürede bazı kelimeleri kısaltarak kendine bir anlaşma yolu yarattı. İleride daha da ileri gitmesi kaçınılmazdır.

İşte o zaman ya Wittenstein’in “dil oyunları” kuramı daha da ağırlık kazanacak ya da yazılı sanatlarda meydana gelecek akıl almaz değişim, onun felsefesini de yerle bir ederek yoluna devam edecek.

Elbette bu çok yakın bir gelecekte gerçekleşemez. Fiziksel olarak da beyinde oluşturduğu anlam açısından da henüz soyut bir aşamadadır. Ancak, ilk mektuplaşmalar başladığına göre, hızla yol alacak gibi görünüyor. Sorun, en başta belirttiğim gibi Marks tarafından iki şekilde tanımlanan yabancılaşma Wittenstein’in “üzerinde konuşulamayan konusunda susmalı” noktasına mı gelecek? Basit kelimelerin kısaltılmış hallerinin yazılı eserlere girmesi de önem kazanmıyor aslında. Çünkü bu farklı biçimde de olsa, “kısaltmalarda” yapılıyor: TÜBİTAK, MİT, TBMM ve yüzlercesi gibi. Ancak bunlar bir ismin söyleniş kolaylığı nedeniyle uğratıldığı deformasyon. Günlük konuşmada ve hatta yazışmalarda rahatlıkla kabul edilen ve kullanılan bu tür kısaltmalar aslında beyinlerde bir kavram oluşturmayı başarmıştır, kedi ismi gibi. Asıl sorun tamamen soyut olarak kullanılan bazı kavramlarda ne gibi bir yöntem geliştirileceği. Onun da yolu bulunacaktır belki.

Benim için soru ise farklı: Geleceğin Anna Karenina romanı dört cilt değil de tek cilt olarak mı yayınlanacak? Seslileri alınmış kuru harflerle metaforlar yaratacak, kim Bekle Beni şiirini yazacak?

8.08.2020 (A. Mümtaz İdil)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

Hala çözülemeyen cinayet

AKP Cadı Avını Kimden Öğrendi

Tek rüzgar buradan geliyor

3. Dünya Savaşı buradan çıkmaz

Vezir'in yetkileri Şah'a devredilse satranç nasıl bir oyun olurdu.Başkanlığı Birde Böyle Okuyun

Yaşantımızı "Evet" ile "Hayır" arasına sıkıştıranlara inat

KİTAPLAR SUÇ ALETİ OLURSA...

BENİ KRALDAN DAHA YETKİLİ KILIN

Referandumlardan hep bu sonuç çıkıyor