PARİS KOMÜNÜ(MÜZ) HÂLÂ GÜNCEL

PARİS KOMÜNÜ(MÜZ) HÂLÂ GÜNCEL

 

“Ölmek umurumda değil,

71 gün özgür yaşadım.”[2]

 

Karl Marx’ın ifadesiyle “Çalışan, düşünen, kavga eden ve kanayan Paris”in 18 Mart 1871’inde, tarihin ilk işçi devleti kuruldu.

71 günlük düştü Komün…

Bu düşün pratiği V. İ. Lenin’i müthiş bir coşkuya gark eder: Karlı bir Moskova gününde, çalıştığı yerden sokağa çıkar. Sevinç ve coşku içinde dans ediyor gibidir. Çevresindeki yoldaşları şaşırırlar bu duruma. V. İ. Lenin onların şaşkınlığına gülerek cevap verir: “Bugün Sovyet iktidarının 72. günü. Yani, Komünü bir gün geçtik. V. İ. Lenin’in bu sevincinde, “ölsem de gam yemem” edası vardır bir yanıyla. Hiç de boşuna değildir bu sevinç.

Kolay mı?

İnsanlık tarihi, yalnızca savaşların, baskının ve ölümlerin değil; aynı zamanda çalışan sınıfların, yoksulların, tüm ezilenlerin kendi hayatlarının kaderini ellerine almak için giriştikleri mücadelelerin tarihidir. Bunların arasında işçi sınıfının en önemli deneyimlerinden biri, 1871’de kurulan Paris Komünü’ydü...

Tarihte ilk kez işçiler kendi iktidarlarını, yeni bir tip oluşumu yarattı.

Fransız tarihinin en büyük destanlarından birisiydi. İşçi sınıfının merkezi bir rol oynadığı ve daha iyi için toplumu değiştirmeyi amaçladığı ilk devrimdi.

1871 devrimi her şeyden önce bir halk devrimiydi. Halkın kendisi tarafından yapılmıştı, kitlelerin ortasında kendiliğinden doğmuştu.

 

  1. AYRIM: NEDİR, NASILDIR?

 

1871 insanlık tarihine de Paris Komünü’nün kuruluşu ile geçer.

Komün kısa sürede aldığı kararlarla eşitlik ve özgürlük alanında hayal olan birçok başarıya imza atarken, emekçiler büyük bir güçle sarıldılar kendi iktidarlarına. Bilindiği gibi Paris Komünü’nde kadınların özgürleşmesi, siyasete aktif katılımı alanında da çok önemli adımlar atılır.

Sonrasında yaşananlar insanlık tarihi ve emekçilerin mücadelesi açısından da çok önemlidir. 1917 Ekim devrimi de Paris Komünü’nü kurmakta olduğu iktidarın en önemli mirası olarak görür.

Tarihteki ilk proletarya iktidarı olarak anılan Paris Komünü, XIX. yüzyılın en önemli kilometre taşıydı. O, isyancıların tarihlerinin efendisi, öznesi olmalarıydı. Tam da bunun için Karl Marx, “Komünün en önemli toplumsal ölçüsü, onun fiillerindeki kendi varlığıdır” demişti.

Bu arada Friedrich Engels’in “Paris Komünü’ne bakınız -o bir proletarya diktatörlüğüydü” sözü, proletarya diktatörlüğünün ne olup, olmadığını da somutlar.

 

PARİS KOMÜNÜ MANİFESTOSU: “VIVE LA COMMUNE”[3]

“Fransız halkına:

Top ve tüfek mermileriyle, kardeşlerimizi, kadınlarımızı ve çocuklarımızı bağışlamaksızın Fransız kanı akıtan, Paris’i kuşatma ve bombardıman dehşeti ile yeniden tehdit eden bu acılı ve korkunç çatışma içinde, kamuoyunun ulusal vicdanda tedirginlik yaratacak şekilde bölünmemesi zorunludur.

Paris ve tüm ulus gerçekleştirilen devrimin doğasını, nedenini ve amacını bilmek zorundadır. Sonuçta, kurbanı olduğumuz ölümlerin, acıların ve talihsizliklerin sorumluluğu, Fransa’ya ihanet edip Paris’i yabancılara teslim ettikten sonra, ihanetlerinin ve suçlarının iki şahidi cumhuriyet ve özgürlük felaket altındayken, büyük şehrin enkazını kör ve kaba bir inatla gömme peşinde olanlara aittir.

Komün, Versailles’da oturan politikacılar tarafından yanlış anlaşılan, bilinmeyen ve karalanan 18 Mart hareketinin gerçek karakterini tanımlamak için Paris halkının özlem ve isteklerini belirlemek ve teyit etmekle yükümlüdür.

Paris, savaşları ve kurbanları yoluyla, zihinsel, ahlâki, idari ve ekonomik yenilenmesini, ihtişamını ve refahını hazırladığı tüm Fransa için bir kez daha çalışmakta ve cefa çekmektedir.

İstenen nedir?

Halkın hakları, toplumun olağan ve özgür gelişimiyle uyumlu yegâne yönetim biçimi olan cumhuriyetin tanınması ve birliği.

İnsan, yurttaş ve üretici olarak her bir Fransızın kabiliyet ve yeteneklerinin tümüyle gerçekleştirmesini ve bireylerin haklarını güvence altına alan, Fransa’daki tüm yerelliklere yayılmış komünün mutlak özerkliği.

Komünün özerkliğinin yegâne sınırı, birleşmeleri Fransız birliğini teminat altına alan sözleşmeye katılmış tüm komünlerin özerklik hakkının eşitliği olmalıdır.

Komünün asli hakları:

Komünal bütçelerin, harcamaların ve masrafların oylanması; vergilerin belirlenmesi ve dağıtımı; kamu hizmetlerinin yönetimi; yargının, polisin ve eğitimin organizasyonu; komün’e ait olan malların idaresi.

Yargıçların ve tüm kademelerdeki komün görevlilerinin oylama veya tartışma yoluyla seçimi; ayrıca denetim ve görevlilerin geri çağrılma hakkı.

Bireysel özgürlüklerin ve vicdan özgürlüğünün mutlak bir şekilde garanti altına alınması.

Düşüncelerini özgür bir şekilde ifade ederek, çıkarlarını özgür bir biçimde savunarak komünü ilgilendiren işlere yurttaşların müdahale etmesi. Ayrıca, toplanma ve ifade hakkının özgür ve adil bir biçimde uygulanmasını denetlemek ve temin etmekle tek başına sorumlu olan komünün, bu ifade özgürlüklerini garanti altına alması.

Şehir düzenini koruyan ve kendi yöneticilerini kendi seçen şehir savunması ve ulusal muhafız örgütü.

Paris yerel bir garanti olarak büyük merkezi idarede (komün federasyonları temsilciliği) bulunmaktan, aynı ilkelerin gerçekleştirilmesi ve uygulanmasından başka bir şey istemiyor.

Özerkliğinin bir unsuru ve eylem özgürlüğünün bir getirisi olarak komün, kendi sınırlarını da gözeterek, halkın istediği ve arzulanan idari ve ekonomik reformları gerçekleştirme hakkını; öğretimi, üretimi, değişimi ve kazancı geliştirmek ve genişletmek için ihtiyaç duyulan kurumların yaratılmasını; anın ihtiyaçlarını, ilgili kişilerin arzularını, deneyimin getirdiği gerçekleri de göz önüne alarak iktidarın ve mülkiyetin evrenselleştirilmesini kendinde saklı tutar.

Düşmanlarımız, diğer komünlerin bağımsızlığına ve egemenliğine karşı açık bir saldırı anlamına gelen, “Paris kendi isteklerini ve üstünlüğünü ulusun geri kalanına kabul ettirmek istiyor ve diktatörlük taslıyor” suçlamasını yaparak kendilerini mi yoksa ülkeyi mi aptal yerine koyuyor?

Düşmanlarımız, eski Fransa’nın bütün köşelerinde federasyon bayramına hız veren babalarımızın ilan ettiği devrim tarafından kurulan Fransız birliğini yok etmenin peşine düşmekle Paris’i suçladıklarında kendilerini mi yoksa ülkeyi mi aptal yerine koyuyor?

Bugüne kadar imparatorluk, krallık veya parlamentarizm tarafından bize dayatılmış olan birlik akılsız, keyfi veya zahmetli bir merkeziyetçilikten başka bir şey değildir.

Paris’in istediği siyasal birlik, tüm yerel inisiyatiflerin gönüllü birliğiyle tüm bireysel enerjilerin mutluluk, özgürlük ve güvenlik gibi ortak amaçları göz önünde bulundurarak kendiliğinden ve özgür bir biçimde bir araya gelmesidir.

Halk inisiyatifi tarafından 18 Mart’ta başlatılmış olan komün devrimi yeni bir deneysel, olgusal ve bilimsel siyaset çağını başlatır.

Militarizm, işlevselcilik, sömürü, vurgunculuk, tekeller, işçi sınıfını köleleştiren ayrıcalıklar, talihsizlikleri ve felaketleriyle anavatan, eski idare biçimine ve ruhbani dünyaya ait ihtiyaçlardır.

Yalanlarla ve iftiralarla aldatılmış bu sevgili ve büyük ülkeyi teskin edelim! Paris ve Versailles arasındaki savaş asılsız uzlaşmalarla sona erdirilemeyecek türde olan bir savaştır. Sonuç şüphe götürmez. Zafer, ulusal muhafızların yılmaz enerjisiyle, inancın ve doğruluğun zaferi olacaktır.

Fransa’ya sesleniyoruz:

Serinkanlı olduğu kadar cesaretli de olan, enerjik ve coşkulu bir şekilde düzeni savunan; hem makul nedenlere dayanarak hem de gayretli bir biçimde kendini kurban eden Paris, kendini herkesin özgürlüğüne ve şerefine adamak için silahlandı. Fransa bu kanlı çatışmayı durdurmalıdır.

Karşı konulamaz iradesini yasal bir şekilde bildirerek Versailles’ı silahsızlandırmak Fransa’nın görevidir.

Zaferlerimizden yararlanmayı arzulayarak, gösterdiğimiz çaba ile dayanışma içinde olduğunu ilan et. Ya komün düşüncesinin zaferi ya da Paris’in yıkımı ile sonuçlanabilecek bu savaşta müttefikimiz ol.

Bize, Paris’in yurttaşlarına, gelince, amacımız tüm tarihi aydınlatmış olan diğer devrimler arasında en büyük ve yaşamsal yaratıcılığa sahip modern devrimi tamamlamaktır.

Savaşmak ve kazanmak bizim görevimizdir.

19 Nisan 1871, Paris Komünü”

 

Karl Marx’ın, “[Komün] esas olarak bir işçi sınıfı hükümeti idi; üreten sınıfın mülk edinen sınıfa karşı mücadelesinin ürünüydü; emeğin ekonomik kurtuluşunun içinde gerçekleştirileceği, nihayet keşfedilmiş politik biçimdi”; Friedrich Engels’in, “Son zamanlarda sosyal demokrat sığkafalılar proletarya diktatörlüğü sözcüklerini duyduklarında yeniden müthiş bir dehşete düşer oldular. Bakın, beyefendiler, bu diktatörlüğün neye benzediğini merak mı ediyorsunuz? Paris Komünü’ne bakın. İşte proletarya diktatörlüğü,” diye betimledikleri Paris Komünü işçi sınıfının ilk iktidar deneyimidir.

1871’de Paris halkı nefret ettiği ve tiksindiği hükümete karşı ayaklandı, Paris’in kendisine ait, bağımsız, özgür bir kent olduğunu ilan etti.

Merkezi iktidarın düşürülüşü devrimin bilinen dekorları olmaksızın, silah patlamadan, barikatların üstüne kan dökülmeksizin gerçekleşti. Silahlanmış halk sokaklara döküldüğü zaman yöneticiler kaçıştılar, askeri birlikler şehri boşalttılar, devlet görevlileri taşıyabilecekleri her şeyi yanlarına alarak aceleyle Versailles’a çekildiler.

Böylelikle halkların kölelikten özgürlüğe doğru ilerleyişini sağlayan uzun devrimler dizisini başlatan yeni bir çağı açtı. “Paris Komünü”, geleceğin devrimlerinin başlangıcı olacak yeni bir düşünceyi doğurdu.

Komün’den önceki beş altı yıl boyunca, Uluslararası İşçi Birliği’nin (Enternasyonal) yaygın ve hızlı büyümesiyle sosyalizm yeni bir yönelime girmişti.

İş bu nedenle Paris işçilerinin göğü fethe çıktığı Komün, Proleter Devrimin şafağıydı; bir Sosyalist Devrim taslağıydı; ilk proletarya diktatörlüğüydü; geçmişteki gelecek(imiz)di.

 

I.1) KOMÜNÜN OLUŞUMU

 

III. Napoleon’un Sedan yenilgisiyle Bismarck’ın birleştirdiği Alman orduları karşısında bozguna uğrayan Fransız ordusunun teslim olmasıyla; cumhuriyetçiler meclisi basarak imparatorluğun yıkıldığını haykırırken; halk belediye sarayına koşar cumhuriyeti ilan eder. Ve cumhuriyetçi vekillerden bir milli savunma hükümeti kurulur. Hükümet Bismarck’ın ağır koşullarına razı olmayınca savaş devam eder. Paris Alman orduları tarafından kuşatılır. Yokluk, soğuk, açlık derken enternasyonal üyeleri arasında kuşatılmış şehirde bir komün kurma fikri filizlenir. Bu arada perişanlığı had safhaya ulaşan Fransız ordusu Bismarck’ın şartlarını kabul eder. Şartlar Paris’in teslim alınması, Almanların şehirde geçit yapması, tazminat ödenmesi, seçimlerin yapılması ve peşi sıra seçilen hükümetle barış anlaşması imzalanmasıdır. İstenen olur.

Seçimi muhafazakârlar kazanır. Artık Thiers hükümet başkanıdır. Paris halkı olanları hazmedememiştir. Zaten halkın büyük bir kısmı ulusal muhafızlarla birlikte savaşmış ve hâlâ silah bırakmamıştır. Enternasyonal üyeleri ve ulusal muhafızların komitesi arasındaki kaynaşmadan rahatsız olan Fransız hükümeti daha rahat çalışabilmek için Versailles’a taşınır. Hükümetin taşınmasıyla enternasyonal üyeleri, ayrı bir hükümet kurma konusunda görüşmelere başlar. Hükümet de Paris’e hâkim olmak ister ama oradan ayrılmış olmaları, halk tarafından hiç hoş karşılanmamıştır. Önce Paris’te bulunan topları almayı, sonra da şehri silahsızlandırıp teslim almayı planlayan hükümetin kente yolladığı iki generalin öldürülmesi üzerine Paris tamamen boşaltılır.

Artık Paris halkının karşısında hem Almanlar hem Fransızlar vardır. Enternasyonal üyelerinin ağırlığı hissedilen ulusal muhafızların merkez komitesi seçim kararı alır. Bu merkez komite kısa sürede “Paris Komünü” olarak anılmaya başlanacaktır. Seçilen 90 temsilcinin 25’i işçi, 17’si enternasyonal üyesidir. Gerisiyse esnaf, memur, doktor, gazeteci ve aydınlardan oluşmaktadır.

Komün, işçilerin emeklerinin karşılığını alabilmeleri için garanti, kadın-erkek eşitliği ve laik eğitim istemiş ve bağımsızlığını ilan etmiştir. Bu arada Thiers Paris’i işgal etmeyi düşünmektedir. Bismarck bu konuda yardım teklif etmiş ve Thiers esir Fransızları Paris’in zapt edilmesi için bırakıp, kurduğu yeni orduyla şehri kuşatmıştır. Sonrasındaysa komünün barikatlarda direnmesi, Thiers’in halkına zulmü, işkenceler, “kanlı hafta” ve kurşuna dizilmeler gelir.

Şimdi burada “Paris Komünü neden yenildi?” denilebilir…

Paris Komünü’nün yenilgisinin nedenlerini şöyle sıralayabiliriz:

  1. i) 1870’li yıllarda kapitalizm Fransa’da henüz bütünüyle gelişmemişti. Ülke Paris, Marsilya, Lyon ve kuzeyin kömür madeni bölgelerinin dışında bir küçük köylü ülkesi karakteri taşıyordu. Versailles ordusu işte bu köylülerden oluşuyordu. “Kırsallar”ın Paris’e tepkisi büyüktü. Öteki bazı büyük kentlerde de (Marsilya, Lyon, Saint Etienne, Narbonne, Toulouse vb.) kısa Komün deneyimleri yaşanıyordu, ama bunlar hızla devrilecekti. Yani Paris kendini bir köylüler denizinin orta yerinde yalnız buluyordu.
  2. ii) Komünün kurulmasından önce Paris 131 gün Alman kuşatması altında yaşamıştı. Ekonomik bakımdan çok zor durumdaydı. Ama Komün Konseyi, sosyo-ekonomik alanda birçok ilerici tedbir almasına rağmen, ekonomiyi gerçek bir işçi devleti ekonomisi hâline getirmek için adım atmadı. Özel olarak da, başta merkez bankası rolü gören Fransa Bankası olmak üzere, bankacılık sistemini kamulaştırmadı. Bunda Komün Konseyi’nde sosyalistler arasında önemli ağırlığı olan Proudhon’cuların “adil ticaret” vb. türü küçük burjuva fikirlerinin de önemli bir rolü vardı.

iii) Bütün Avrupa burjuvazisi Komün’e karşı birleşmişti. En önemlisi, daha üç ay öncesine kadar Fransa ile savaşmakta olan Almanya birdenbire Versailles’a destek vermeye başlamıştı. Alman şansölyesi Bismarck, 100 bin Fransız savaş esirini serbest bırakarak Versailles ordusuna büyük bir güç katıyordu.

  1. iv) Komünün yöneticileri, yüce gönüllülüğe, Fransız hâkim sınıf temsilcilerini ahlâki argümanlarla ikna etmenin mümkün olduğuna inanıyorlardı. Mart ayında Komün kurulduğunda Versailles ordusu son derecede zayıf durumdaydı. O aşamada Komün bu orduyu ezebilirdi. Ama bu yapılmadığı için Komün Mayıs’ta ezici bir güce sahip bir ordu ile karşı karşıya kalacaktı.
  2. v) Yapılan hataların ardındaki en önemli neden ise, işçi sınıfı öncüsünün mücadele tarihinin derslerinden hareketle doğru bir politika güdecek bir Marksist-Leninist partisinin olmaması idi.

 

I.2) YAPTIKLARI VE NİTELİĞİ

 

Paris Komünü, işçi sınıfı için bir var oluş biçimiydi; hem de Karl Marx’ın vurguladığı biçimiyle, “Komünün en önemli yanının gerçekleştirmeye çalıştığı herhangi bir ideal değil, kendi işleyen var oluşu”ydu. “Üretenlerin Öz-yönetimi”ydi ve bu da proleter öz-yönetim anlamına geliyordu.

Bu yanıyla da Paris Komünü, Marksistler tarafından tarihin ilk sosyalist devrim denemesi olarak kabul edilirken; Karl Marx da onu, proletarya diktatörlüğünün ilk örneği olarak niteler.

Tam da bunun için “Göğü fethe çıkanlar”ın destanı XIX. yüzyılın doruk noktalarından biridir. Fransa’daki işçi hareketi ile dünyadaki sosyalist hareketin gelişmesinin önemli bir aşaması olup, Ekim 1917 Bolşevik ihtilalinin yolunu açmıştı.

Topu topu üç ay sürmesine rağmen, siyaset, düşünce ve sanat dünyasını derinden etkilemiştir.

Çok kısa bir süre olsa bile tarihte ilk kez sosyalist teori pratiğe dökülmüştü.

Tüm yabancıların işçi hükümetine seçilebilmesini kabul ederek işe başlayıp, “Komünün bayrağı dünya cumhuriyetlerinin bayrağıdır,” diye haykıran o; dini okulları ve devleti tasfiye etti, ölüm cezasını kaldırdı, Vendome Sütunu’nu (şovenizm anıtı) yıktı.

2 Nisan’dan itibaren Versailles birliklerinin sürekli bombardımanı altında çalışmaya başlayan Komün idaresi ilk olarak sıkıyönetimi, askeri mahkemeleri ve sansürü kaldırdı. Tüm siyasi tutukluları salıverdi, ardından genel af ilan etti. Giyotinle ölüm cezası kaldırıldı. Mecburi askerliğin yerine Paris’lilerden oluşan Ulusal Muhafızlar geçti. Kuşatma sırasında aşırı yükselen kiralar düşürüldü, boş evlere evsizler yerleştirildi. Savaş dolayısıyla ordu ihtiyaçları için el konan alet-edavat iade edildi, para karşılığı eşyaların bırakıldığı rehin dükkânları kapatıldı ve buralardaki eşyalar yoksullara dağıtıldı. Fırınlarda ve demiryollarında gece mesaisi kaldırıldı. Okullardan din dersleri kaldırıldı, kiliseye ait değerli eşyalara halk adına el kondu, dini vakıflar kaldırıldı yerine dayanışma sandıkları oluşturuldu.

Bir de yapılmasına karar verilen, ancak uygulama fırsatı bulamayan şeyler vardı: Borçların ödenmesi ertelenecek ve faiz kaldırılacaktı. Yönetimde yer alacak olanlar işçi maaşlarıyla aynı ücreti alacaklardı. Sahipleri tarafından terkedilmiş fabrika ve atölyeler işçilere devredilecekti. Eylemler sırasında öldürülen Ulusal Muhafızların eşlerine ve varsa çocuklarına aylık bağlanacaktı.

Paris Komünü, askerlik hizmetini zorunlu olmaktan çıkarıldı ve silah kullanabilen bütün halkın Ulusal Muhafızlara dahil olduğunu ilan etti. Ayrıca dini kurumlarda yapılan değişiklikle kilise devletten ayrılarak bütün malı devlete devredildi.

Önceden kaldırılmış olan Fransız Cumhuriyetçi Takvimi’ni yeniden kabul eden Komün, kızıl bayrak kullandı.

  1. bölgedeki çocuklara okul malzemesi dağıtması, üç okulu laikleştirmesi, bir yetimhane kurması, 20. bölgedeki okul çocuklarına bedava giyecek ve gıda yardımı yapması ve buna benzer birçok uygulama komünün en etkili işleriydi.

Komün Meclisi’nde kurulan komisyonlar devrim niteliğinde kararlar alıyordu. Özellikle Çalışma Komisyonu işçi hakları adına ileri adımlara atmıştır. İlk kooperatifler ve gece çalışma yasağı gibi uygulamalar büyük adımlardır. İşçi aylıklarından patronların para cezası kesmesini yasaklayan karar, özellikle burjuvayı çok kızdıracaktı. Fakirlerin eşya karşılığı para temin ettiği emanetçiler de Komün kararıyla kaldırıldı. Emanetteki fakir eşyaları sahiplerine dağıtıldı. Komün laik bir dünya görüşüne sahipti, din adamlarının hoşuna gitmeyecek birçok yenilikçi uygulamaya gidildi. Dini kurumların elindeki gayrimenkuller millileştirildi. Devlet bütçesinden din adamlarına pay aktarılması tarihe karıştı. Halkın dini duygularını sömüren hayır vakıfları kaldırıldı. Bunun yerine yardım sandıkları kuruldu. Fakirlere düzenli yardım yapılması için denetim getirildi.

Versailles’e kaçan burjuva evlerine Komün tarafından zor durumdaki fakirler yerleştirildi. Paris’te kiracıların evlerinden atılması uygulaması yasaklandı. Kiralar için de bir üst sınır belirlendi ve bu sınırın üstündeki kirayı ödeyenlerin evlerinde üç ay daha oturmaları sağlandı. Komün sadece işçiler lehine değil, küçük burjuva için de adımlar atmıştır. Vadesi gelen borçlar üç yıl ertelenir. Savaş zamanında halkı sömüren burjuvaya karşı esnaf desteklenmektedir. Komün bürokratikleşmeyi de engellemek istemektedir. Bütün yönetim mekanizmalarındaki çalışanlar seçimle ve belirli süreler için işbaşına gelecektir. Devlete bağlı sınıflaşma engellenmek istenmektedir. Ayrıca memur maaşları işçi maaşlarıyla eşitlenir. Memuriyet sınıf atlanılacak bir makam olmaktan çıkarılır. 2 Nisan 1871’de Komün okullardaki din eğitimini sonlandırır. Teknik eğitime ağırlık verilir. Burjuva elindeki tiyatro salonları kooperatif eliyle işletilmeye başlanır. Artistler Federasyonu’nun talebiyle Güzel Sanatlar Okulu devlet bütçesinden çıkarılır. Sanat devletten bağımsızlığını kazanır. Artık devlet sanat çalışmalarına karışmayacaktır. Operalar, tiyatrolar ve kütüphaneler baştan düzenlenir. Bürokratik uygulamalar, sansür ve otoriter devlet müdahaleleri sonlandırılır.

Jules Valles, Henri Rochefort, Georges Eugene Raoul Pilotell, Louise Michel, Eugene Varlin, Anna Jaclard, Jaroslaw Dabrowski Paris Komünü’nün üyelerindendi.

Devrimci bir hareketten doğan komünün 92 üyesinin içinde vasıflı işçiler, akademik ve ticari çevreden birçok değerli kişi ve yenilik taraftarı devrimci cumhuriyetçiler, diğer sosyalist anlayışa sahip kişilerden ve hatta 1879 devrimine özlem duyan Jakobenler gibi daha birçok siyasi kişi vardı. Kişilik ve siyasi vasıflarıyla karizmatik sosyalist bir lider olan Louis Auguste Blanqui gizli bir hapishanede tutulmasına rağmen konsey başkanı seçildi.

Komün, siyasi ve iş çevresinden farklı niteliklerde kişilerden oluşmasına rağmen 2 milyon nüfuslu Paris’in temel hizmetlerinin yürütülmesi için güzel bir başlangıç yaptı. Komün üyeleri arasında sosyalist bir rejimden daha çok ileri demokrasinin hâkim olduğu bir birlik ve yönetim mantığı hâkimdi. Sadece 60 gün yürürlükte kalan Komün, şu temel kararları uygulayabildi:

  1. i) Tüm kuşatma boyunca kiraların hafifletilmesi. Oluşan kararsız ve işgalci durum altında özellikle tarla sahipleri kiraları çok arttırmışlardı.
  2. ii) Paris pastanelerinde gece çalışma koşullarının kaldırılması.

iii) İnsanların canice katledildiği Giyotin’in yasaklanması.

  1. iv) Görev sırasında hayatını kaybeden askerlerin çocuklarına ve eşlerine aylık bağlanması.
  2. v) Savaş sırasında işçilerden rehin alınan malzemelerin ve iş aletlerinin koşulsuz şartsız işçilere geri teslim edilmesi.
  3. vi) Devletin bulunduğu ekonomik ve sosyal buhran nedeniyle halkın refaha ulaşmasına kadar alınan borçların ertelenmesi ve faizin kaldırılması.

vii) Yeniliklerin devam edilmesi için, ülkeden kaçan fabrika sahiplerinin yerine fabrikaların işçiler tarafından yeniden işletilmesi ve üretime devam edilmesi.

Yani 1871 Paris’inin sokak savaşlarında yeni bir toplumun temelleri atılıp; işçi demokrasisi kuruldu. Komisyonlar hâlinde çalışan komün, yasama ve yürütme gücünü birleştirdi. Günlük hayatın bütün yönleri gözden geçirildi. Barınma ve beslenme gibi yaşamsal ihtiyaçlar öncelikliydi. Kiralar 3 aylığına durduruldu. Şehrin temel ihtiyaçları belirlendi.

Radikal değişimler gerçekleşti. Kadınlar Fransa’da 1945’e kadar oy kullanma hakkına sahip değilken komün bu hususta kadınları geliştirdi. 1861-1865 yılları arasındaki yıllık istatistikler Paris’teki endüstriyel üretimdeki kadınların sayısının önemli yer tuttuğunu gösteriyor. Aşırı sömürülenler yönetim içinde önemli roller üstlendi ve onlar hiç unutulmadı. Komünü korudular ve aynı zamanda askeri görevler üstlendiler. Louis Michel -komün liderlerinden biri- önderliğinde kanlı haftada savaşan kadınların sayısı 10.000’i bulmuştu.

Eğitim tamamı ile yeniden düzenlendi. Öğretim kilisenin elinden alındı ve laik, ücretsiz ve kamusal hale getirildi. 1881’de Jules Ferry’ninkinin aksine eğitim ilericiydi. 8.yönetim bölgesindeki bir yöneticinin dediği gibi, “Dersler ailelerin isteklerini desteklemek için halka açıktır.” Yönetim bölgelerindeki belediyeler (3. bölge) ücretsiz okul gereçleri için inisiyatif aldılar. 20. bölgede, belediye laik okulların öğrencilerini giydirme ve beslenme görevini üstlendiler. Marie Verdune kreşler için ise “Eğitim doğumdan itibaren başlar ve bahçeli, kuşlu, oyuncaklı kreşler ister,” diye ekliyordu. İlk profesyonel okul 6 Mayıs’ta Lhomond sokağında açıldı.

Komün, dokuz komisyon hâlinde çalışıyordu. Bunlar savaş, finans, adalet, iaşe, dış ilişkiler, kamu hizmetleri, gizli polis, eğitim ve çalışma komisyonlarıydı. Komünün müzeleri korumakla görevlendirdiği kişi ressam Gustave Courbet idi.[4] O, Paris sanatçılarını örgütledi. 600 oyuncu, müzisyen, dansçı 9 Mayıs’ta Palais des Tuilleries’deki büyük konser ve diğer üç konserle büyük sükse yaptılar. Etkinliklerin gelirini Komüncülere bağışladılar. 

Komünde Nathalie Lemel, Andre Leo, Paule Mink (veya Minck), Louise Michel (Jean d’Arc gibi giyinirdi ve ‘Kızıl Bakire’ diye anılırdı) ve Elisabeth Dmitrieff (İsviçre’den gelmişti ama Rusya kökenli bir Marksistti ve ‘Rus Kadın’ diye çağrılıyordu) gibi kadınların öncülüğündeki kadınlar, mücadelenin ön saflarında yerlerini aldılar.

Toparlarsak: Paris Komünü Fransa’daki 1830’dan 1848’e kadar deneyimlerle geçen Fransız devriminden beri devrimci deneyimin bir özetiydi. İşçiler bu deneyimlerden çok çekti ve XIX. yüzyıl boyunca işçi sınıfı gelişti ve kapitalist sınıftan kendi çıkarlarını çekip aldığı bir güce dönüştü aynı zamanda kapitalistlerin faydasızlıkları ortaya çıkarken işçileri onların zararına götürebilecek bir güç oldular. Paris Komünü gösterdi ki işçilerin esas gücü sömürüye ve yoksulluğa son verecek, herkes tarafından yönetilen daha eşitlikçi bir toplumun meyvelerini verecek kadar devrimci bir güce sahiptir. Fransız burjuvazisi yakın sonunu hissetti ve deneyimlerini yenileyemeyeceğini gördü. Komün bunu asla bir daha olmayacak şekilde bastırdı.

Öte yandan işçiler ve Marksistler komünden iki önemli ders çıkardı: sömürüden arınmış bir toplumu inşa etmek için burjuvazi yıkılmalı ve işçiler için bir araca, işçi hareketlerinin deneyimlerini aktaracak ve sosyalist devrimin başarısına götürecek adımları önceden sezecek bir partiye ihtiyaç vardır.

 

I.2.1) ALTI ÇİZİLMESİ GEREKEN(LER)

 

Burada bir parantez açıp, altını çizelim: Paris Komünü, proleteryanın sınıf mücadelesinin laiklik kavrayışı ve laiklik mücadelesi açısından da bir örnektir.

Komünün laiklik mücadelesi konusundaki tutumunu, Karl Marx ile Friedrich Engels şöyle izah ederler: 2 Nisan günü komün, din ve dini kurumlar ile devleti tamamen ayırmış, din işleri bütçesini kaldırmış; bütün kiliseler kamulaştırılıp dini görevliler “öncelleri olan havariler gibi, inanların sadakaları ile yaşamak üzere, özel yaşamın dünya işlerinden dingin el çekmişliğine” gönderilmişlerdir. Yine bir kaç gün sonra; bütün dinsel simge, dua ve dogmaların, kısacası “herkesin bireysel vicdanı ile ilgili her şeyin” okullardan uzaklaştırılması kararlaştırılmıştır.

Bunun yanında Paris kentini yoksullar adına temellük eden Komün’ün[5] iki önemli özelliği kadınları tarihin sahnesine çıkarması ve enternasyonalist karakteriydi.

Sermayenin iktidarı yıkılarak yerine emeğin iktidarının kurulmasını ve tüm sömürü biçimleri ile ayrıcalıkların yok edilmesini amaçlayan, Komün’ü, Devrim’i ve halkın davasını savunmaya ve desteklemeye kararlı Paris yurttaşlarını örgütleyen ‘Kadınların Birliği’nin kurucusu Elizabeth Dimitrieff, elli erkeğin başına geçerek Monmartre mezarlığındaki barikatı savunan Louise Michel, Josephine Courtois, Nathalie Lemel, Marguerite Tinayre ve daha niceleri…[6]

“Kiraz Zamanı”[7] diye anılan Paris Komünü’nün en önemli isimlerinden birisi de devrimci kadın önderlerden Louise Michel idi.

“Komünün kızıl bakiresi” olarak nitelenen Louise Michel, Nathalie Lemel, Sophie Pourier, Marguite Tinayre, Madamme Andree Leo, Rus devrimciler Elisabeth Dimitrieff ve Anna Jaclard öncülüğündeki devrimci kadın komiteleri ve hareketi Komünün yaratılması ve örgütlenmesinde çok özel bir rol oynadılar.

Louise Michel, Silahlı Milise kadınların alınması için kadın gösterileri örgütlemiş, Silahlı Kadın Milis Taburu oluşturulmasını sağlayarak dünyada bir ilke imza atmıştı. Efsanevi Montmartre bölgesinin erkek ve kendi örgütlediği kadın Asayiş Komitelerinin ikisinin birden toplantılarına katılıyor, öncü bir rol oynuyor, kitle gösterilerinde örgütçü, silahlı gözcü ve önder olarak yer alıyordu. Karşı-devrimci hükümetin başbakanı Thiers’i öldürmeyi kafasına koymuş, Komün ve Milis MK’sının onay vermemesi üzerine, sırf yapılabileceğini göstermek üzere, erkek kılığına girip üstüne zehirli bir bıçak saklayarak Versailles’a kadar gidip Thiers’in burnunun dibine kadar yaklaşmış, sonra geri dönmüştü. Yine Milisin toplarına el koyan düzenli ordunun silahlarını doğrultmuş askerleri üzerine yürüyerek topların geri alınmasını sağlayan, Louise Michel ve kadın komitelerinin örgütlediği kadınlardı. Sıkıyönetim mahkemeleri Michel’in “suçları”nı şöyle sıralıyordu:

İki mahallenin silahlandırılması sorumluluğunu yürütmek, Kadın İşçilerin Çalışarak Yaşaması Komitesinin başkanlığını yapmak, Kadınlar Birliği Merkez Komitesinin kurulmasına katılmak ve yer almak, Devrim Kulübü başkanı olarak rejim mahkemelerin kapatılması, ibadetin kaldırılması, rahiplerin tutuklanması, Blanqui’nin serbest bırakılması çalışmalarına katılmak, kadınlar arasında sağlık hizmeti veren ambulansçı, barikatlarda savaşçı ve kundakçı örgütlemeleri yürütmek…

Michel, sevgilisi ve Komünün bir diğer devrimci işçi önderi Ferre’nin daha sonra sıkıyönetim mahkemesi tarafından idama mahkûm edilmesi üzerine, Komünün ‘Enternasyonal’den sonraki en ünlü şiiri ‘Kızıl Karanfil’i yazdı. Kırmızı karanfillerin öldürülen devrimciler için bir simge hâline gelmesi de Komün ve bu şiirle gerçekleşti.

Nathalie Lemel, 1860’ların başından itibaren ciltçiler grevleri ve sendikasının etkin örgütçüsü ve önderlerindendi. Kadınların ilk kez, erkek işçilerin grev komitelerine, sendika delegasyonuna girmesinin ötesinde bunları örgütlemesinin ve önderlik etmesinin örneğiydi. Komünün bir diğer devrimci işçi önderi olan Varlin ile birlikte Komün sırasında kadın işçilerin de katıldığı, toplantı ve örgütlenme mekânı olarak da kullanılan kooperatif işçi kantin ve yemekhaneleri açtı ve bunların diğer işçi mahallelerine yayılmasını sağladı.

Elisabeth Dimitrieff, Enternasyonal’in Rusya’daki örgütçülerindendi, Rus devrimcileri tarafından Londra’daki Marx ile görüşmek üzere gönderilmişti. Rusya’daki Narodnizm ile Marksizm arasındaki ara geçiş halkalarından biriydi. Marksistlerin etkisinin sınırlı kaldığı Komün’de de Blanquicilik-Narodnizm’den Marksizme doğru bu ara geçiş fikirlerinin taşıyıcılarından biri oldu. Paris’e Komünün ilan edildiği günlerde fırtına gibi geldi. 11 Nisan-24 Mayıs arasında işçi mahallelerinde tam 24 kitlesel işçi kadın ya da kadınların etkin katılımının sağlandığı birleşik işçi toplantısı örgütlemişti. Kadınlar Birliği ile onun Merkez Komite Konseyi’nin kurucu ve önderlerinden biri oldu. Terk edilen fabrikalara el konması ve kadınların çalışmaya eşit katılımının “ekonominin sosyalist organizasyonuna doğru gidebilecek ilk adımlar” olduğunu ilk söyleyen Dimitrieff olmuştu.

Paule Mink, işçi mahallerinde çok sayıda halk kulübü kurdu ve hepsine kadınların aktif katılım ve yer almasını sağladı. Bu işçi kantin ve kulüpleri, ruhban ve din karşıtı, hatta aile ve evlilik karşıtı ajitasyonun da merkezleri hâline geldi. Bu kulüplerde kadın-erkek birleşik yapılan toplantılarda, kadın işçilerin yaptığı konuşmalardan tarihsel kayıtlara geçmiş (daha sonraki anı yazımları) iki örnek: “Papazlar biz kadınların kendi istediklerimizi yapmamızı engelliyorlar. Onları defetmeli, gerekirse öldürmeliyiz!” “16 yaşındaki kızım şimdi istediği biriyle yaşıyor. Kilisenin kutsaması olmadan da çok mutlu. Ben yaşadığım sürece evlenmeyecek!”

Kadın hakları, eşitliği ve özgürlüğünün entelektüel liderliğini ise gazeteci ve romancı Andree Leo yapıyordu. Leo, kadınların entelektüel alandaki, gazetecilik ve yazarlıkta etkin, eşit ve öncü yer alışının ilk örneklerinden biriydi. Komün sırasında ‘Toplum’ gazetesini çıkardı, kadınların Komüne tam ve eşit katılımı isteminin yayılmaya başlamasında etkili oldu. Erkek Komünarlara “Bırakın kadınlar zaten yüreklerini koydukları mücadeleye tam anlamıyla katılsınlar. Birçoğu bunu istiyor, birçoğu bunu yapabilecek güçte!” diye sesleniyordu. Devrimci iç savaşı “ezilenlerin bakış açısından tek meşru savaş” olarak ilk tanımlayanlardan biriydi.

Burada ‘Devrimci Kadın Birliği’ konusunda bir parantez açmaz gerekiyor: Paris’in Savunması ve Yaralılara Yardım için Kadın Birliği, Enternasyonal’in Fransız işçi-emekçi kadın seksiyonuydu. Tarihte ilk kez işçi sınıfının mücadelesi ile emekçi kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesini birleştirmeye çalıştı. Temel tezi, cinsiyet ayrıcalık ve eşitsizliğinin işçi sınıfını egemen sınıflar karşısında böldüğü ve zayıf düşürdüğü, sınıf köleliliğine karşı mücadelenin cinsiyet köleliğine karşı mücadele ile birleştirilmesi gerektiğiydi. Tarihte ilk kez kadınlar için eşit işe eşit ücret ve çalışmaya eşit katılım istemlerini ortaya koydu ve aynı zamanda kadınları örgütleyerek gerçekleştirmeye çalıştı. Savaş seferberliği, silah, üniforma, barikat hazırlıklarında, terkedilmiş fabrikaların işletilmesinde, kadınların aktif katılımını ve örgütlü çalışmasını organize etti. 1500 kadın barikatlar için kum torbaları dikiyor, terkedilmiş fabrika ve atölyelerin bazılarında kadınlar çalışıyordu. Maliyetler düşüldükten sonra, el emeği katkısı her akşam ücret biçiminde eşit olarak çalışan kadın işçilere dağıtılıyordu. Dimitrieff bunu ekonominin sosyalist organizasyonunun ilk adımları olarak tanımlamıştı.

Başta aile ve eğitim alanları olmak üzere ruhban, din ve ataerkil egemenliğe karşı mücadelenin öncülüğünü yaptılar. ‘Kadınlar Birliği’nin papazlığın kaldırılması, tarikat okullarının kapatılması, zorunlu din dersi ve hükümlerinin eğitimden kaldırılması, evli olan ve olmayan kadınlar, evlilikten ve evlilik dışı çocuklar arasındaki ayrımların kaldırılması gibi Komün Konseyi kararlarındaki etkisi kesindir.

1800 üyeye ulaşan ‘Kadın Birliği’nin aktif üyeleri arasında sadece 1 orta mülk sahibi, 33 küçük otel ve cafe gibi küçük mülk sahibi, 11 seyyar satıcı ve 246 “ev kadını”na karşılık, 756 işçi kadın bulunuyordu. Karın eşit dağıtıldığı, yoksul ve dul kadınların çalıştığı atelyeler kurdular. Emekçi kadınların örgütlendiği ya da eşit katıldığı komite ve kulüpler kurdular. Hiçbir ayrım yapmadan hayat kadınların da yaralı bakımı ve ambulanslarda gönüllü çalışmasını organize ettiler. Komünün terkedilmiş fabrika ve atölyelere el konulması gibi- görece ileri kararlarından önemli bir bölümü emekçi kadın komitelerinden gelir. Yalnız karşı-devrime değil erkek yoldaşlarına karşı da büyük bir mücadele vererek, kadınların sendikal, siyasal, askeri, yönetsel görevlerde yer almasını sağladılar, kadınların her düzeyde tam eşitliği ve önderliği ile sosyalizm mücadelesine doğru ilk önemli attılar ve yolu açtılar.

Ya seçme seçilme hakkından başlayarak kadınların en üst devrim organlarında yer alma hakkı?

Buna karşın komünün en zayıf ve geri olduğu yanlarından biri Milis Merkez Konseyi olsun komün Konseyi’nin olsun (komünün en üst iki organı) kadınların seçme ve seçilme hakkına yer vermemesiydi. Her iki Konsey’de de yukarıda yer verdiğimiz komünün en ileri bir damarını oluşturan kadınlara yer verilmemiştir! Daha ilginci, Kadın Merkez Komite Konseyi’nin de böyle bir şey talep etmemiş olmasıdır! Komünde bile kadınların ulaşabildiği en üst organ Enternasyonal ve işçi sendikalarının Federal İşçi Delegeleri Konseyiydi (Nathalie Lemel ciltleme işçilerinin delegesi olarak girmişti)!

Devrimci kadınlar seçme-seçilme hakkı ve üst organlarda yer almanın gereğini bilmiyor değildi. Belki iç savaş koşullarında bunu öncelikli görmüyor veya bu konuda bir tartışma başlatmanın zayıflatıcı olacağını, Komün Devriminin kesin zaferinden sonra zaten bunun doğallığında gerçekleşeceğini düşünüyorlardı. Ancak kadın sorunu gibi en köklü ve yapısal sorunlarda, devrim öncesinde ve devrim sürecinde atılabilecekken atılmayan, devrim sonrasına ötelenen her sosyal devrim adımının, devrimin yarı yolda kalmasına ya da sakat kalmasına yol açacağını Komün deneyiminin kendisi göstermiştir.

Kadın Merkez Konseyi’nin, Versailles ordusunun Paris’e girmek üzere ve artık her şey ölüm kalım meselesiyken kadın savaşçıların ilçe belediyelerinde karargâh ve toplantı için kullanabilecekleri bir oda ve kadınlara çağrı bildiri ve afişlerinin basımı için bile Komün Konseyi ve Yürütme Komitesi’ne yazılı istekte bulunmak zorunda kalmaları, Komün Konseyi’nin ve erkeklerinin utancıdır! Kadınlara seçme ve seçilme hakkının tanınmaması ve devrimci Kadın Konseyinin de böyle bir istemde bulunmamasının bir yanı burjuva ve küçük burjuva demokratları ürkütmemek gibi geri/uzlaşmacı bir kaygıysa, diğer yanı da bir sosyal devrim sürecinde bile erkek egemenliğinin ve kibrinin gücünü koruması, kadınların yalnız egemen sınıflara karşı değil egemen cinse karşı da her devrimci adımları için kanırta kanırta mücadele etmek zorunda kalmalarıdır.

Ya Karl Marx’ın, “Komün, Fransa toplumunun tüm sağlıklı öğelerinin gerçek temsilcisi ve dolayısıyla ülkenin gerçek ulusal hükümeti olduğu kadar; aynı zamanda bir işçi hükümeti, emeğin kurtuluşunun cesur bir savunucusu ve savaşçısı olarak sözün gerçek anlamında enternasyonal bir esasa/ mahiyete sahipti. İki Fransız eyaletini Almanya’ya ilhak eden Prusya ordusunun gözleri önünde, komün, tüm dünya emekçilerini Fransa’ya ilhak ediyordu,”[8] diye betimlediği enternasyonalizm faslı mı?

Dünya komünist hareketinin ideolojik ve politik şekillenmesinde önemli bir yeri olan, mirasıyla 1917 Ekim Devrimi’ne esin veren Paris Komünü, işçi sınıfına bugün de yol göstermeye devam ediyor. Daha baştan itibaren kendi bayrağını dünya cumhuriyetinin bayrağı ilan eden Komün, enternasyonalist bir karakter taşıyordu. Komünün başta gelen sloganı evrensel cumhuriyetti ve saflarında Rus, Alman, İtalyan ve pek çok ulustan devrimci çarpışarak can verdi. Karl Marx’ın yakın dostları Leo Frankel, kadın Komünarların önderi Yelizveta Dimitriyeva ve barikatlarda can veren Komünün generali Jaroslaw Dombrowski bu ünlü yabancı Komün önderlerinden bazılarıydı.

Komün barikatlarındaki son kadın direnişçi kurşuna dizilirken, burjuvaziye meydan okurcasına gülüyordu. Çünkü ne kadar zalim olursa olsun burjuvazinin gücünün dünya işçi sınıfını yolundan döndürmeye yetmeyeceğini biliyordu. Ölüme giderken gülümseyen direnişçi kadın, yepyeni bir dünya uğruna öldüğünü de biliyordu. Komün yepyeni bir çağın habercisi, açlık ve sefaletin olmadığı, sınıfların ve sömürünün son bulduğu özgürlük dolu bir dünyanın başlangıcıydı. İşte bu unutulmaz eser için Marx şöyle yazacaktı: “İşçi Paris, Komün ile birlikte, yeni bir toplumun şanlı öncüsü olarak ebediyen yücelecektir. Şehitlerinin anısı, işçi sınıfının soylu yüreğinde yaşayacaktır. Cellâtlarınıysa tarih, daha şimdiden sonsuz bir teşhir direğine çiviledi ve rahiplerinin tüm duaları, onların günahlarını bağışlamaya yetmeyecektir.”

Bu çerçevede Komünün enternasyonal karakterinin başlıca dinamikleri de şunlardı: Avrupa’nın diğer ülkeleri ve Rusya’dan siyasi sürgün veya siyasi mülteci olarak Paris ve Fransa’da bulunan devrimciler. I. Enternasyonal’in diğer ülkelerdeki örgütlenmelerinin gönderdiği devrimci işçiler. Özellikle 1860’ların başından itibaren tüm Avrupa’da ve Rusya ve Amerika dahil dünya çapında mutlakiyetçi veya köleci rejimlere karşı, devrimci hareketlerin, ayaklanma ve iç savaşların yaygınlaşmasıyla Cumhuriyetin Avrupa ve dünya çapında kazanılması ve kazanıldığı yerde korunmasının uluslararası bir ülkü hâline gelmesi; çok sayıda ülkeden binlerce devrimci Cumhuriyet savaşçısının Bismark, Bonapart ve Thiers monarşist rejimlerine ve Papalığa karşı Paris’i ve Cumhuriyeti savunmaya koşması. Burjuva ulus formunun gelişiyor olmasına karşılık henüz kemikleşmemiş olması.

Komünün de, karşı-devrimin de en başından itibaren uluslararası bir karakter taşıdığı, dolayısıyla Fransa’da iç savaşın da, işçi-halk-cumhuriyetçi devrim ile burjuva-monarşist karşı-devrim arasında uluslararası bir iç savaş niteliği taşıdığı kesindir.

Fransa hükümetinin komünü ezmesi Bismark, Çarlık, Papalık, tüm monarşist, otokratik ve İngiltere dahil burjuva emperyal rejimlerin mutlak desteği olmasa, mümkün olmazdı. Fransa’da en az 40 bin kişinin kıyılmasının, diğer ülkelere de yayılan 50 bin kişiyi bulan tutuklama ve işkence seansları, sıkıyönetimler, kovuşturmalar, Enternasyonal’in yasaklanmasının arkasında işte böyle bir uluslararası karşı-devrim birliği vardı.

Avrupa ve Rusya’dan binlerce Enternasyonalci, devrimci işçi ve devrimci Cumhuriyetçi ise Komünü savunmaya koşmuştu. En büyük grubu Belçika’dan gelen devrimci işçi ve Cumhuriyetçiler oluşturuyordu. Özel bir birim oluşturarak Komün Konseyi’nin direktifi altında çalıştılar ve savaştılar. İkinci büyük grubu, İtalyan devrimci cumhuriyet savaşçısı Garibaldi ve ‘Kızıl Gömlekliler’ olarak tanınan silahlı milis müfrezeleriydi. Üçüncü büyük grubu Polonya’da 1863 ayaklanmasına katılmış Polonyalı devrimci işçiler ve ayaklanmanın askeri milis önderlerinden Dombrowski oluşturuyordu.

Jaroslaw Dombrowski Paris milisinin en yüksek askeri komutanlarından biri olmuş ve milis onun önderliğinde en güçlü savaşlarını vermiştir. Macar Leo Frenkel, Paris Komün Konseyi Yürütme Komitesi’nin dünyada bir ilk olan Çalışma Komisyonunun (Bakanlık) başkanlığını yapmıştı. Çalışma Komisyonu onun önderliğinde en ileri ve en etkin Komün komiserliği olmuş, en etkin işçi komiteleri ve konseyleri örgütlemiş ve hepsiyle birlikte çalışmıştı. Kadınlar Birliği ve Merkez Konseyinin kurucusu ve önderi 20 yaşındaki Rus devrimcisi Elisabeth Dimitrieff’ti. Komün Konseyi ve Yürütme Komitesi’nin patronları tarafından terkedilmiş fabrika ve atölyelere el konulması gibi görece daha ileri kararlarının bir dizisi, onun Kadınlar Konseyi adına imzasıyla Komün Konseyi ve Yürütmesinden istediği önergelerine dayanır. Ve Paris’te Komün için çalışan, savaşan, Yunanistan’dan İspanya’ya, Hollanda’dan Rusya’ya kadar sayısız enternasyonalist işçi ve devrimci…

Paris’te Fransa’nın sömürgelerden oluşturduğu taburlar arasında bazı Kuzey Afrika askerleri de Komünün safında geçmişti. Komün’de yer alan üç Osmanlı vatandaşı bile vardı![9]

 

  1. AYRIM: KOMÜN DERSLERİ

 

Karl Marx, Nisan 1871’de Birinci Enternasyonal’deki yol arkadaşlarına gönderdiği mektupta şöyle demişti: “Tarih bu büyüklükte bir örneğe sahip olmadı. Paris’teki mücadele ile birlikte işçi sınıfının kapitalist sınıfa karşı verdiği mücadele ve onun devleti artık yeni bir aşamaya girdi.”

Mayıs 1871’de, Paris Komünü deneyiminin güçlü ve zayıf yanlarını bir kez daha değerlendirdi. (Ancak ‘Fransa’da İç Savaş/ The Civil War in France adlı bu beyanname 1934 yılına kadar basılmadı.) 1872’de ‘Komünist Manifesto’nun yeni baskısına (ilk baskı 1848’de yapılmıştı) yazdıkları önsözde Karl Marx ve Friedrich Engels “Komün ile birlikte kanıtlanmış olan en önemli gerçek, işçi sınıfının basit anlamıyla geçmişten hazır olarak aldığı devlet makinesini ele geçirmek ve kendi amaçları için kullanmakla yetinemeyeceğidir,” dedi. Komünün dersleri Marx’ın devlet ve devrim teorilerini geliştirmesinde etkili oldu.[10]

Yani Karl Marx’a göre Paris Komünü, işçi sınıfının hazır devlet aygıtını ele geçirip kendi hesabına kullanmakla yetinemeyeceğini, onu parçalayarak bir yenisi ile değiştirmesi gerektiğini ortaya koymuştu.

Burası çok önemlidir. Çünkü Paris Komünü’nün ortaya koyduğu gibi kapitalist devlet ve kurumları ezilenler için araç olamaz. Toplumun özgürleşmesi için askeri ve bürokratik makine yıkılmalıdır.

“Yıkılanın yerine ne gelmelidir” mi?

Komünün ilk kararı, düzenli ordunun kaldırılması ve onun yerine tüm halkın silahlandırılmasıdır. Herkesin “ordusu”, böylece hiç kimseye baskı uygulayamayacaktır.

Komün şehrin çeşitli ilçelerinden dolaysız seçimle gelen temsilcilerden oluşur. Bu üyeler, seçildikleri gibi hemen geri çağırılabilirler. Ezilenler doğrudan iktidarı denetler.

Komündeki temsilciler ortalama bir işçi kadar maaş alır. Böylece ayrıcalıklara son verilir ve iktidar kendini toplumun üzerindeki bir baskı gücü değil, basit bir yönetim aracına dönüşür.

Yıkılanın yerine gelen doğrudan demokrasidir. Komün, iktidarı korumak, pekiştirmek yerine dağıtarak önemsizleştirir ve sönümlenmesinin de önünü açar.

Tarihin ilk sosyalist devriminin ürettiği çözümler XXI. yüzyılda da günceldir.

Paris Komünü’nün tarihsel önemi de buradan kaynaklanmaktadır.

Bilindiği gibi komün, o dönemin Fransa’sında “Belediye” anlamına geliyordu. Daha 1789’dan başlayarak emekçi kitleler, hemen her devrimde veya devrimci kalkışmada kent yönetimini elinde tutan belediyeleri ele geçirmiş ve kendilerinin doğrudan yönetime katıldığı komünler ilan etmişlerdir. Paris Komünü ise, devletten ziyade emekçi kitlelerin, belediye işleri ötesinde, kendilerini yönettiği öz-yönetim organları niteliği taşımaktadır. 4 Eylül 1870’te Paris, Lyon ve Marsilya başta olmak üzere pek çok kentte emekçi kitleler komün talebiyle ayağa kalktılar; Lyon ve Marsilya’da belediye yönetimini ele geçirerek komün ilan ettiler. Fakat bu kent komünleri ile Paris Komünü temelde birbirinden ayrılıyordu. Onların hiçbirisi belediyenin sınırları dışına çıkıp işçi sınıfının siyasal iktidar biçimine, yani proletarya diktatörlüğüne dönüşemediler. Ama Paris Komünü dönüştü ve zaten onu tarihsel kılan da budur.

‘Fransa’da İç Savaş’ başlıklı yapıtında Karl Marx, Komünü şöyle değerlendiriyordu: “Komünün gerçek sırrı şuydu: Komün esasen bir işçi sınıfı hükümeti, üreten sınıfın, gasp eden sınıfa karşı mücadelesinin ürünü, emeğin iktisadi kurtuluşunun gerçekleşmesini sağlayan nihayet keşfedilmiş siyasal biçim idi.” Bu işçi hükümeti, daha ilk günden başlayarak burjuva devlet aygıtına saldırdı.

Friedrich Engels’in de altını çizdiği gibi, siyasal iktidarı fetheden işçi sınıfı eski devlet makinesiyle yönetemezdi ve iktidarını kaybetmemek için derhâl burjuva devlet aygıtını kırıp atmalı ve onun yerine kendi iktidar organlarını geçirmeliydi. Komün sürekli ordu ve polisi kaldırdı ve ordunun yerine silahlı işçi milisleri geçirildi. Tüm devlet görevlileri seçimle göreve gelecek, sorumlu olacak ve istendiği zaman geri çağrılabilecekti. Muazzam bir serveti elinde tutan Kilisenin mülkiyeti devletleştirildi. Din ile devlet işleri ayrılıyor, öğretim laikleştiriliyor, zorunlu ve parasız hâle getiriliyordu.

Burjuva devlet makinesini kıran komün, onun yerine kitlelerin yönetime katıldığı doğrudan demokrasi organlarını geçiriyordu. Komünün parlamenter bir sistem olmadığına, hem yürütmeci hem de yasamacı, hareketli bir örgüt olduğuna değinen Marx, Komünün hayata geçiremediği örgütlenme taslağına da dikkat çekti: “Komünün en küçük kırsal yerleşme merkezlerinin bile siyasal biçimi olması ve kırsal bölgelerde sürekli ordunun, hizmet süresi son derece kısa bir halk milisiyle değiştirilmesi gerektiği açıkça ortaya kondu. Her ilin kırsal komünleri, ortak işlerini ilin yönetim merkezindeki bir temsilciler meclisi aracıyla yönetecek ve bu il meclisleri de Paris’teki ulusal yetkililer kuruluna kendi temsilcilerini göndereceklerdi; temsilciler her an görevden geri alınabilecek ve seçmenlerinin emredici vekaletleriyle bağlı olacaklardı.”

Bu biçimiyle komün, bürokrasisi, ordusu ve polisi olmayan, tüm görevlilerinin seçimle gelip, derhâl geri çağrılabildiği devlet olmayan bir devletti. Böylece komün, sadece siyasal iktidarı fetheden işçi sınıfının neler yapması ve yapmaması gerektiğini değil, aynı zamanda geçiş döneminin işçi devletinin nasıl olması gerektiğini de ortaya koydu.

 

II.1) SOSYALİST İŞÇİ DEMOKRASİ

 

Taksim Gezi Parkı Direnişi’ni, olayların içinden değerlendiren Paul Mason’un, Türkiye tarihinde emsali olmayan ayaklanmayı Syntagma, Tahrir ve Wall Street ile bizzat oralarda da olan biri olarak karşılaştırıp Türkiye’deki durumun büyüklük ve katılan grupların çeşitliliği ve dayanışması itibariyle bunlardan hiçbirine benzemediğini, illa bir şeye benzetecekse olsa olsa 1871 Paris Komünü’ne benzetebileceğini yazdığı[11] abartıyı ya da liberal hezeyanları[12] bir yana bırakırsak;[13]

Komün, siyasi önderliğin belirleyici olmadığı, katı bir merkezi örgütün planlaması sonucunda iktidarın ele geçirildiği bir altüst oluş değildir. Komün, kimsenin beklemediği bir devrimci sıçrama anıdır.

Komünün tüm Avrupa rejimlerinin ödünü patlatmasının nedeni, “bildiğimiz türden devlet” olmadan, işyerlerinden, atölyelerden kaçışarak korkuyla Paris’i terk eden patronlar sınıfı olmadan ezilenlerin kendi kendilerini yönetebileceğini kanıtlamış olmasıdır.

Bu nedenle V. İ. Lenin’in “Spontane bir hareketti, kimse bir biçimde, bilinçle hazırlamış değildi” diye anlattığı Paris Komünü’nün siyasal önlemleri arasında, başlıca “sürekli ordunun kaldırılması” ile “bürokrasinin kaldırılması” geliyordu.

Komünün en önemli ölçütünün, kitlelerin kendi kararları ve fiillerinde olduğunu söyleyen Karl Marx’ın başlangıçta “umutsuz bir çılgınlık eylemi” diye nitelediği, ama olay patlak verdikten sonra dikkatle izleyerek alkışladığı komün, böylece, burjuva devletinin dayanaklarını ortadan kaldırma girişiminde bulunurken; proleter yönetimin nasıl olabileceğini ve olamayacağını kanıtlayan bir pratik olarak tarihe geçiyordu.

Bu bağlamda Paris Komünü, “İşçi sınıfı dünyayı yönetebilir mi?” sorusuna olumlu ilk yanıttı.

Parisli işçiler Paris Komünü ile bu yanıtı tüm işçi sınıfı adına verdi. Patronlar açısından ise kanla bastırılan ve bugün hatırlamak dahi istemedikleri korkutucu bir işçi ayaklanması olarak tarihe geçti. 1871 günü başlayan ve 71 gün süren tarihin ilk işçi yönetimi tüm dünya işçi sınıfına iktidarı alabileceğini gösterdi, 1917 Ekim Devrimi’ne giden yolu açtı.

1871’de yayınlanan Paris Ulusal Muhafız Merkez Komitesi imzalı bildiride işçiler şöyle diyordu:

“Paris proleterleri, egemen sınıfların ihanet ve beceriksizlikleri karşısında kamu işlerinin idaresini kendi ellerine almak suretiyle durumu kurtarma saatinin gelip çattığını anlamış bulunuyorlar… Anladılar ki, devlet iktidarını ele geçirerek kendilerini kendi kaderlerinin efendisi kılmak, zorunlu görevleri ve mutlak haklarıdır.”

Bir sosyalist demokrasi örneği olarak Paris Komünü, doğrudan demokrasiye dair özellikleriyle de, burjuva temsili demokrasiden temelde ayrılmıştır. Paris Komünü’nün, “doğrudan demokrasi”nin ilk nüvesi olarak adlandırılan eski Atina demokrasisinden ayrılan temel yönü ise, Atina demokrasisinin toplumun sadece yüzde onunu kapsayan bir “doğrudan azınlık demokrasisi” olması karşısında Paris Komünü’nün, bütün yurttaşların kendi adına özgürce karar verme ve gereksinimlerini, eylemlerini bu kararlar doğrultusunda gerçekleştirmesine imkân vermesiydi. Tüm yöneticilerin seçimle işbaşına gelmesi, gerektiğinde aynı anda görevden alınabilmeleri, kendilerini seçenlere karşı sorumlu olmaları nitelikleriyle herkesin yönetime katılmasına sağlayan Paris Komünü, tüm bu özellikleriyle kendisinden önceki bütün demokrasi pratiklerinden ayrışmış ve onları aşmıştır.

Komünün aldığı önemli kararlardan biri, daha sonra V. İ. Lenin’in de işaret ettiği gibi, Bismarck ordularının saldırısı karşısında Paris’i terk ederek kaçan sahipleri tarafından kapatılmış bütün iş yerlerini ve fabrikaları, üretime yeniden başlatmak üzere işçi kooperatiflerine devreden kararnamedir.

İlk işçi hükümeti olarak Komün, burjuva devlet aygıtının parçalanmasının demokrasinin derinleştirilmesiyle olacağının da işaretlerini vermiştir. Bu da, daha önceki biçimsel demokrasi kurumlarının, doğrudan demokrasi kurumları olarak dönüştürülmesini, işçi denetimi ve yönetimiyle birlikte kapsar.

Komün’den kalan ve daha sonra V. İ. Lenin önderliğindeki Ekim Devrimi ile aşılan önemli bir ders ise, işçi sınıfının böyle bir süreci yönetebilmesi için siyasal bir organizasyonu ve partiye olan ihtiyacıydı. Bu arada, Karl Marx’ın, Komünü, I. Enternasyonal’in en önemli eylemi olarak sahiplendiği hatırlatılmalıdır ancak, böylesi önemli tarihsel süreçlerin istikrarlı biçimde yönetilmesi ve hangi adımın atılması için bir gün öncesinin erken, bir gün sonrasının da çok geç olacağına dair kritik kararlar verilebilmesi, bu gerçeği yaşamsal kılmaktadır.

Paris Komünü işçi sınıfının örgütlülük ve deneyim olarak çok zayıf olduğu bir tarihsel dönemde gerçekleşti. Komünizm henüz işçi sınıfı içerisinde yeterince güç kazanmamıştı ve işçiler kendi siyasal partilerine, komünist önderliğe sahip değildiler. Bu merkezi örgütlülük sorunu Parisli işçilerin mücadelesini diğer bölgelerdeki işçilerle birleştirememesine yol açtı.

Paris burjuvazi tarafından iki yönden sıkıştırılmıştı. İşçi sınıfının örgütlü bir savaş aygıtına sahip olması ve Paris’i aşarak devrimi genişletmesi yaşamı için hayati zorunluluktu. Komünün ilk günlerinde dağınık durumda olan burjuvazinin üzerine yürüme ve onların can damarı olan Fransız Ulusal Bankası’na el koyarak gücünü daha da arttırma imkânı olan işçi sınıfı taktik hatalar yaparak burjuvaziye tekrardan güç toplama imkânı verdi. Bu dönem işçi sınıfının iktidarı ele geçirmesi ve koruması için siyasal ve taktiksel bir önderliğe ihtiyacı olduğunu ortaya çıkarıyordu.

Sermaye ve güç tarafında olanlar tarafından hiçbir zaman sevilmeyecek, her dönem hakkında kara propaganda ve çarpıtmalar yapılacak olsa da, Komün’ün erdemli bir yönetim tarzını ve insani değerleri tanımladığı gerçeği hiçbir zaman değişmeyecektir…

“İyi de neden yenildik” mi?

Öncelikle Paris işçileri öncü sınıf olmaktan önder ve yönetici sınıf olmaya geçiş yapamamasından!

Karl Marx’ın kaleminden Paris Komünü’nün hatalarını sıralarsak: “Merkez komite ve daha sonra da komün, o pis Thiers cücesine düşman güçleri toplama zamanı bıraktılar. Sanki Thiers Paris’i zorla silahsızlandırmaya çalışarak iç savaşı daha önce başlatmamış gibi, iç savaşı başlatmadılar. İktidarı zorla ele geçirmiş olmakla suçlanmamak için, gericiliğin Paris’teki yenilgisinden hemen sonra Versailles üzerine yürüyecek yerde, örgütlenmesi vb. Daha da zaman isteyen komünü seçmekle, değerli bir zaman yitirdiler. Merkez komite, yerini komüne vermek için görevlerini çok çabuk bıraktı.”

Evet Paris Komünü düşman silahlarının gücü yanında, kendi yanılgılarına yenildi: Bunun bir örneği, Fransız Ulusal Bankası’nın ele geçirilmesi için topların kullanılmasının reddedilmesidir. Komünün var olduğu süre boyunca, banka sadece birkaç tüfek ve mülkiyet ile hırsızlığın üstünlüğüyle savunulan, Paris’teki bir Versailles bölgesi olarak kalmaya devam etti.

Bu yanlış(lar), Paris Komünü’nün yaşamını kısalttı. Elbette ki, komünün hatalarını söyleyebilmek sadece V. İ. Lenin’e ait bir şey olmamıştır.

Yenilgileri ardından Karl Marx, “onlar cennetin fethine çıkmışlardı” diye komüncüleri selamlarken; 35 yıl sonra V. İ. Lenin, 1905 Rus demokratik devrimi’nin ertesinde; “Paris Komününün anısını ne denli yüceltirsek, onun yanlışlarını ve içinde yer aldığı özel koşulları tahlil etmeksizin ona gelişigüzel değinmek de o denli hoş görülemez. Böyle yapmak -Friedrich Engels’in alay ettiği- komünün her hareketi önünde eğilen (1874’te, Manifesto’larında) Blankicilerin saçma örneğini yinelemek olur. Bu “devrimci komün” konusunda, kararda değinilmiş bulunan komün konusunda, soru soran işçiye konferansçının yanıtı ne olacaktır? Söyleyebileceği tek şey, bunun tarihte bu adla bilinen belli bir işçi hükümeti olduğu, o sırada demokratik bir devrimle sosyalist bir devrimin öğelerini birbirinden ayırma yeteneğinde olmayan ve ayıramamış bir hükümet olduğu, bir cumhuriyet uğruna savaşma görevini sosyalizm uğruna savaşma görevi ile birbirine karıştırmış, Versailles’a karşı etkin bir askeri saldırı düzenleyememiş, Fransa bankasına el koymamakla bir hata işlemiş vb. bir hükümet olduğudur,”[14] der.

Ve bir şey daha: Paris Komünü, federe bir yapıdır, federe bir işleyişe sahiptir. Komünün federe yapısı, kısmen Friedrich Engels tarafından, daha yoğun olarak da 1905 ve 1917 devrimleri ve sonrasında Bolşevikler ve Rus devrimcileri tarafından tartışılmıştır. Leon Troçki, komünün en büyük zaafının özerklik olduğunu ileri sürer. Komünün gerek iç ve dış gevşekliğini, komünün en değerli zamanını tartışmalarla ve her kafadan bir ses çıkmasıyla kaybetmesini, diğer şehirlerin (belediyelerin) özerkliği konusunda aşırı hassas davranması ve müdahalesizliğini, dahası Komün ve Federe kurmayının birbirine söz dinletememesi, birinin kararını öbürünün bozmasını, vb buna bağlar. Bunun karşısına koyduğu ise, Ekim Devrimi’nden sonra ekonomi ve sendikaların bile askerileştirilmesini önermeye kadar ileri götüreceği, aşırı katı, aşırı tek yanlı ve hiyerarşik bir merkeziyetçilik anlayışıdır.

  1. İ. Lenin ise komünün özerkçiliği sorununu, Friedrich Engels’e dayanarak değerlendirir. Her türlü merkeziyetçiliğin kötü her türlü özerkçiliğin iyi olarak değerlendirmesinin (ya da tersinin) soyut bir saçmalık olduğunu, Friedrich Engels’in merkeziyetçilik ve özerklik sorununu her tarihsel somut içinde somut olarak değerlendirdiğini belirtir. Leon Troçki de dönemdeki tüm Bolşevikler gibi vurguyu merkeziyetçiliğe yapar.

Karl Marx da, “Komün Anayasası, ulusu küçük

07.10.2017 (Temel Demirer)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR