NEŞ'E DOLUYOR MU İNSAN!

NEŞ'E DOLUYOR MU İNSAN!

 

 

Hiç de neşe dolmadığım bir gündü.

Dişim ağrıyor, çişim gelmiş, babamı özlemişim.

Bize ''Bugün 23 Nisan, neşe doluyor insan'' diye bir şarkı söyletiyorlar.

Zaten sevmem bana şunu yapacaksınız dedikleri için yapmayı hiçbir şeyi.

Sonra İclal öğretmene muhbirledi İbo 'Öğritminim hale söylemiyo sadece dudaklarını oynatıyor'' diye. neyseki İclal öğretmen gammazları sevmezdi. Bişey demedi,  koroyu yönettiği değneği bana doğru salladı sadece.

Duatepe ilkokulu eskiden Ermeni Klisesi ve bir yanı da Ermeni Okuluymuş. Sonradan öğrendim. Mermer duvara kazınmış garip harflerin sebebi de demek buydu.

İzmir'de biz hiç ERmeni görmeden büyüdük.

Artin amca hariç. Onun da Ermeni olduğunu bilmezdik.

Ermeniyim dese o ne derdik.

O kadar Ermenisiz bir kent idi İzmir yani.

Oysa Ermeni nüfusu hatırı sayılır bir gayrı-müslim grubuymuş Kadıfakale'de.

''İstanbul Patriği Mağakya Ormanyan’ın 1912’de yayımladığı nüfus verilerine göre Aydın vilayetinde 28.000 Ortodoks, 2.000 Katolik ve 200 Protestan olmak üzere toplam 27.200 Ermeni yaşamaktaydı. İzmir Ermeni toplumu Osmanlı Devleti’nin sınırlarını aşan bir role sahipti. Kentin ekonomik ve entelektüel hayatına Ermeni katılımı, nüfus oranlarına göre bir hayli yüksekti.''  diye yazdı Agos. Varlıkları da 1200 lere kadar uzanıyor. 1922 İzmir yangınından 90 yıl sonra Milli Savunma eski Bakanı Vecdi Gönül, : “Bugün eğer Ege’de Rumlar yaşamaya devam etseydi ve Türkiye’nin pek çok yerinde Ermeniler yaşamaya devam etseydi, bugün acaba milli devlet olabilir miydik?” diye sormuş.  (Kaynak Agos)  

Bu sözler bir itiraftır.

Ne büyük talihsizliktir ki yıllarca çocuk bayramı olarak kutlamamız emredilen bu tarih aynı zamanda Osmanlı Ermenilerinin haklı olarak , Medz Yeğern, 

(büyük felaket) diye  isimlendirdiği  korkunç olayların da  başlangıcını işaretlermiş.

23 Nisan, bildim bileli  Milli Çocuk Bayramı olarak kutlandı.

Geçen gün Ayşe Hür bir laf atmış ortaya.

<<< Türkiye'nin Ermeni Soykırımı'nın inkarı için her yolu denediğini vurgulayan Hür, milli tarihlerin ve bayramların çıkış noktasının tarihi olay ve olguları yok etmeye yönelik olduğunu vurgulayarak, "Mesela 24 Nisan Ermeni Soykırımı'nın dile getirilmesi ve hatırlanmasına fırsat verilmemesi için 23 Nisan günü kutlama bayramı olarak konulmuştur. Yine 25 Nisan Anzak Günü de kasıtlı olarak bu tarihe denk getirilmiştir. Amaç, Ermeni soykırımını hatırlatmamaktır>>>>

Ayşe Hür'ün sevdiğim yazıları oluyor, arada paylaşıyorum.

Ama tarihçiliğini biraz magazinsel buluyorum.

Hür'ün bu iddiası doğruysa elbette büyük haber.

Gerçi, T.C. nin Ermeni soykırımını hatırlanmaması için resmi bir Çocuk Bayramı icad etmesi oldukça saçma bir girişim olurdu Türk Devleti için bile.

Doğru olduğunu varsayalım.

Ayşe Hür de tarihçi ise ve böyle bir 'tez' (Bir arkadaşım bu bir tezdir demiş) için ne gibi kaynak, gerekçe ya da varsa belge gösteriyor?

 

Şöyle dese canımı yesin : ''Bana öyle geliyor ki.....'' ya da  ''Acaba.....''  ''Valla 23 Nisanı bu sebeple icad ettilerse hiç şaşmam..''

 

Yok ama Ayşe Hür büyük bir katiyyetle konuşuyor. Bir bilim insanı ciddiyetiyle (en azından üslupta)

 

Daha önce,  Kubilay olayıyla ilgili de falsolu şeyler yazmıştı.

Bir yazısı daha vardı çok önemli bir konuyu açıklayan. Tam hatırlamıyorum şimdi,

Yazının bir kenarına ''Atatürk o sırada salonun bir köşesinde bir kadınla flört etmekteydi'' diye bir cümle gözüme çarpar çarpmaz attım yazıyı elimden.

O olayla ne ilgisi vardı Atatürk'ün kiminle flört ettiğinin. Hiç!

 

Ayşe aplam türkiş bir tarafgirlikle yaklaşıyor konuya.  

Atatürk'ün kadınlara düşkün, flörtöz bir adam olduğu ayrı br makale konusu olarak ele alınabilir elbette.  Başka liderlerin kadına düşkünlüğü sık sık konu edilmiştir.Ben Franklin gezilerine metreslerini alırmışi Jefferson kölesi Sally Hemings ile karısı uyurken izlice buluşurmuş vs vs)

Ama bu cümlenin bu yazıya sızdırılması en azından yazıyı amaçladığı ciddiyetten koparmıştı.

Kendi Atatürk fobisini kontrol edemeyen bir tarihçi tarih yazamaz.

 

Atatürk'e ibadet edenler ile Atatürk'ten nefret edenler belki farkında değiller ama aynı nevrozun iki kutbunu temsil ediyorlar.

İki grubu da hastalıklı buluyorum.

 

Tarih yazan birisi ''Atatürk şöyleydi, böyleydi, şunu şunu dedi, yaptı, bu yazdıklarımın kaynağı da şudur der. Eyvallah!

Flörtözün tekiydi zaten, ne beklenir ki, mealinde bir tavır alırsa kendisini tarihçilikten diskalifiye eder.

(Ayrıca flört etmek hiç de kötü bir şey değil. AKP yasaklayacak belki yakında ama)

 

 

'Atatürk' ismini kabul etmesi de dahil, bana hoş gelmeyen pekçok iş yapmıştır Mustafa Kemal.

Öte yandan kadına İslam aleminde tanımayan hakların tanınması vizyonu bağlamında reformlar yapmak istemiştir.

Ben bundan nemalanmış bir kadınım.

Bu reformlar sayesinde üniversite bitirdim.  Kara çarşaf ayaklarıma dolaşarak yürümek zorunda kalmadım, suratım örtük. (yanmıştın o zaman, zaten bastığım yeri göremem)

Bu da iyi bişey. Şikayet edemem.

Gerçi bu Batılılaşma vizyonunu hayata geçirirken biraz fazla yasak, baskı, zorlama kullanılmakta sakınca görmemiştir ama bu da Harbiye şartlanmasının sonucu olabilir.

Askeri çözümler böyledir.

Kördüğümü kılıçla kestirir insana.

Oysa hiç bir düğüm kördüğüm değildir sabrı ve fokusu olana.

 

Aşırı Türkçülük söylemlerini de Selanik göçmeni olmasıyla ilişkilendirmek mümkün belki (bakın belki diyorum, elimde veri yok çünkü)

Mübadele sırasında ya da daha önce Trakya'dan, Adalardan göçenler Türk milliyetçisi olur genellikle.

Bir özsavunma mekanizması (yine) belki. 

Benim baba dedem de Kuvay-ı Milliye önde gelen subaylarından Hüseyin Hüsnü Hasköylü'dür (Hasköy-Haskova) Türk milliyetçisiymiş.

 

Yani Türk Milliyetçisi olduğu için ne kimseye tapınmaya ne de kimseden nefret etmeye gerek yok. Bu duygularla yola çıkıp ortalığı velveleye vermenin alemi de yok.

'Atatürk'ü çok severdim yakın zaman öncesine kadar.

Sonra bunun bana öğretildiğini farkettim.

İnsan tanımadığı, teninin kokusunu, saçlarının yumuşaklığını, bakışlarının sıcağını bilmediği birisini neden sevsin ki.

Biz emekleyen bebişler değiliz.

Atatürk de Noel baba değil.

 

Tarihteki liderlerin yaptığı, yapmaya çalıştığı iyi işleri, kelle koltukta verdiği mücadeleleri okursun, öğrenirsin, beğendiklerini beğenirsin.

 

Ben, ölü Anzak askerlerinin annelerine hitaben  yazdğı mektubu pek beğenirim.

İzmir'in Yunan İşgalinden kurtulmasının ardından, İplikçizade köşküne girerken, üzerine basması için yere serili Yunan Bayrağını yerden kaldırtması, İzmir Hükümet Konağı balkonundan kendisi için kurban kesmeye gelmiş bir vatandaşı durdursun diye yaverini koşturması, Yürüyen Yalova  köşkü hikayelerini hala severim.

Aforizmalarından da  ''Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister" hep elimin altındadır.

 

Bence Atatürk'ene secde edelim ne nefret edelim ondan.

Birbirimizi sevip sayalım.

Sevmesek de sayalım en azından.

 

Neyse Ayşe Hür iddiasını ispat edene kadar...

Bu çocuklara da bayram gelene kadar...

 

 

NOT: Bu yazıyı yazdıktan sonra  Ayşe Hür'ün  ''Çanakkale'de yaptığım konuşmayı kim özetlediyse ya orada değildi, ya dediğimi hiç anlamamış. Ben böyle saçma bir iddiada bulunmadım" şeklinde bir açıklama yaptığını öğrendim.

 

24.04.2015 (Hale KORAY)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR