KUTSAL KADAVRALAR GALERİSİ

KUTSAL KADAVRALAR GALERİSİ

   

                   

 

Sosyalist gençliğimde bile malum tarihsel kişileri yanyana koyan posterler arkasında yürümek rahatsız etmişti beni. 

İstedim ki sosyalistlerin flaması yanyana yürüyen bir erkek bir kadın işçi, arka planda belki bir makina dişlisi, bir kitap ve bir güvercin silueti olsun.

Türkiye'de hep kişilere endeksli otorite.

Evde baba ya da dede.

Okulda dediği dedik bir öğretmen ya da müdür.

İşyerinde patron ya da şirket kurucusu, formen.

Asker'de çavuş, zabit..

İdeolojide Hikmet Kıvılcımlı, Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya, Mihri Belli, Abdullah Öcalan, Alparslan Türkeş..

Dinde Muhammed.

Ülke tarihinde Mustafa Kemal.

... ve bu böyle gidiyor.

Kutsal kadavralar geçidi.

Müridlerden biriyle en ufak bir görüş ayrılığınız olursa vay halinize.

En sevdiğiniz, sizi en sever sandığınız insanlar bir anda : ''tartışma benlen, buz gibi soğurum senlen'' der basar giderler üzerinize.

Atatürk ''Benim naçiz vücudum bir gün toprak olacak...'' demiş. 

Alelacele bir kalıp içine tunç döktürüp her köşe başına bir heykel oturtmuşuz. 

Bunlarla benim bir sorunum yok elbette. 

Gönül kimi severse büyük lider, tek adam, başbuğ o olsun.

Mustafa Kemal'in > sözleriyle ilişkili hiçbir yorum yaptırmayan baskıcılıkla sorunum benim.

Millet için devlet neden kuruyorsun ki sen.

Milletin eli biyerine mi kaçtı?

Bayram harçlığımız mı modern devlet, yoksa Noel hediyemiz mi?

Hakkımız ise biz almayı bilmez miyiz.

Mini mini bebeler, ne güzel de emekler..

Vatandaş olmayan vesayet arar. 

Vesayet arayan da bulur.

Askeri, dini, ideolojik...

Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (THKP-C) lideri, Marksist-Leninist devrimci önder'' Mahir Çayan'ın ''Aren Oportünizminin Niteliği" ... .''Revizyonizmin Keskin Kokusu'' gibi dandik yazılar yazdığını, ve Maltepe'de kaldıkları evi polis çevirince 14 yaşında Sibel adında bir kızı rehine alıp kafasına silah dayadığını, Kızıldere'de öldürüleceklerini bile bile arkadaşlarını silahlı çatışmaya soktuğunu ve ikisi İngiliz bir Kanadalı bu işlerle hiç ilişkisi olmayan, elleri bağlı üç silahsız adamın kafasına kurşun sıktığını söyleyemezsiniz aklınızdan zorunuz yoksa. 

Çünkü bu kişi de artık Kutsal Kadavra saflarına katılmış bulunuyor.

Feda edilmişlik var serde.

Feda psikozu durmadan can alır.

Sıra sıra yürürüz cenazeler ardında.

Saçını başını yolan analar bacılar, gözleri kan çanağına dönmüş babalar..

Birileri suratları kasılmış sol yumruk havada, hançeresi paralanıncaya kadar bağırır: ''Ahmetler ölmez, Mehmetler ölmez, Hasanlar ölmez'' diye..

Mahir'in 1971 de TİP Kongresina katılmayıp, önce Mihri Belli'nin MDD'iye (İhtilalci subaylar teorisi) takılıp sonra da kesintisiz devrim, şehir gerillası tezleriyle TİP'i, daha 12 Martçılar sahneye çıkmadan önce sabote ettiğini söyleyemeyiz. 

Birileri çok kızar. 

Kızmakla kalmaz gelir size sözlü şiddet uygularlar.

Şu soruyu bile sormanıza izin yoktur: Türkiye'de son 40 yılda ortaya çıkan silahlı eylem hareketleri demokratik sol hareketine yararlı olmuş mudur ve bu eylemleri yönlendiren örgütlerlerde kimler çalışır? 

Aralarında devlet ajanları hatta CIA operatörleri var mıdır?

CIA Güney Amerika'daki silahlı halk hareketlerine nasıl sızılacağını, bu hareketlerin hangi yöntemlerle saptırılacağını anlatan yayınlar çıkarmış ve bu yayınlar 20 yıllık milli güvenlik engellemesini geçince ''freedom of information'' yasası gereği kamuya açıklanmıştır.

Türkiye'de, dini manifestosu olan Kuran'da Allah, müminlere cennet, kafirlere ( yani Sünni Arap İslama inanmayanlara) onulmaz acılar vadeder.

Nerden biliyorsun bunu diye soramazsınız. 

Benzin bidonuyla bekler ellerinde biriler. Tahrik etmişsinizdir sizi öldürmeleri için. Yani öldürülmeniz yetmezmiş gibi bir de ölümüzünden suçlu hala sizsinizdir.

12 Eylül askeri Darbesi ile kaleme alınan Anayasa'da ( ki ülke nüfusunun yüzde 91 i evet oyu kullanmıştır kabulü için) ilk madde ''Egemenlik kayıtsız şartsız Türk milletinindir'' diye başlar. Oysa bu ülkede bir de Kürt Milleti mevcuttur. Ayrı dili, kültürü olan ve bu topraklardaki tarihi Türklerden çok daha önceye dayanan bir millet. Osmanlı'da bile yaşadıkları bölgeye ''Kürdistan'' denmiştir. Fakat bu topraklara bugün Kürdistan, demek, Kürtçe konuşmak, yazmak hatta çocuklarına Kürtçe isim takmak 80 yıl yasaklanmıştır.

Anayasanın ilk versiyonunda ''Hâkimiyet bilâ kaydü şart Milletindir'' yazılı. 

Ve bu millet Türk milleti!. 

Bunu tartışamazsınız. 

Bu Türk Milleti sözü, Türk ve Kürdü içine alır diye bir resmi dayatma mevcuttur.

Anayasa, işbaşındaki hükümetin yetkilerinin sınırlarını belirtmez. 

Hükümet istediği zaman Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çıkarıp Anayasada zaten kısıtlı olan yurttaşlık haklarını daha da sınırlı hale getirebilir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası şöyle başlıyor : >

Bu topraklarda yaşıyan insanları yurttaşlık haklarıyla ilgili maddeler bile hep ''Atatürk ilkeleri çerçevesinde...' diye başlar.

Nedir Atatürk İlkeleri: 

Altıok. 

Cumhuriyetçilik.

Halkçılık (Türk halkı)

Milliyetçilik (Türk milliyetçiliği)

Laiklik (İşyerlerinde, okullarda kadının giyim özgürlüğünü sınırlayan bir yüzeyde batılılık.

Laiklik din ile devlet işlerinin ayrı tutulmasıysa din ve devlet işi gerçekten ayrı mıdır?

Diyanet İşleri diye kurum nasıl olur laik bir cumhuriyette.)

Devletçilik ( Farnsızca étatisme) Bu da herhalde büyük işletmelerin devlet eliyle yürütülmesini öngörüyor.

Bir de İnkilapçılık var.

Yani reformism ya da isterseniz revolutionizm.

Demokratlık nerde?

Ya vatandaşlık hakları?

Vatandaşın anayasal hak ve özgürlüklerini hiçe sayan bir hükümet iş başına gelirse 'remedy' (çare) nedir?

Kuvvetler ayrılığı?

Dengeler ve Kontroller.?

Bir ülkenin evrensel hukuka uygun şekilde yönetilmesi ilk defa bu topraklarda mı gerçekleşecek ki böyle bir belirsizlik söz konusu?

Herşeyin avrupasını amerikanını pek sevdiğimiiz halde neden ülke yönetimi denince, işlemeyen, sadece bir eliti besleyen, baskıcı, halkı, ya askeri ya dini vesayet altında tutan bir düzenden başkasına prim vermiyoruz?.

Bir CB milli parka bin odalı saray yaptırıyor.

Kimse itiraz edemiyor.

Hükümetin, sokağa çıkma yasağı, avukatlar da dahil üst arama, polisin istediği kişiyi istediği zaman öldürme ve yaralama, tutuklama yaptırımlarına karşı çıkamıyoruz.

Söyleyeyim nedenini.

Çünkü biz böyle yaşamayı biliyoruz sadece.

Yurttaş değil teba olarak.

Allahın kulu, devletin uyruğu (subject).

Ama vatandaş değiliz.

Başkalarının haklarına tecavüz eden insanlar kendi haklarına sahip çıkamaz.

Facebook çok ilginç bir deneyim oldu.

Sandım ki burada bişeyler okurum öğrenirim ve düşündüklerimi yazabilirim.

Oysa son dört yılda düşündüklerimi yazarken işitmediğim hakaret kalmadı.

Bunu mağduriyetimi tescillendirmek için yazmıyorum.

Polis sorgusunda tartaklanıp orospu kaltak diye hakaret gördüğüm sırada bile mağdur olduğumu düşünmedim. 

Bu adamlar neden bu kadar kızdı bana acaba diye merak ettim durdum.

Komünist ihtilal filan hazırlığı içinde değildim kesinlikle.

Şimdi anlıyorum sebebini.

Sadece biat etmediğim içindi.

Aklımdan geçenleri yüksek sesle söylediğim içindi.

Kadın olduğum içindi.

Statükoyu sorguladığım içindi.

Devletin, polisinin, devlet ajanlarının yaptıklarını anlıyorum.

Korumaları gereken bir düzen var.

Onları besleyen bir düzen.

Ama bu düzene sözde karşı olanlar, 'sol mücadele' diye caka satanlar sizi anlayamıyorum.

Silahlı mücadele diye lanse ettiğiniz iki kıtıpiyoz eylemden sonra ölüme sürdüğünüz çocukların cenazeleri arkasından ''.... lar/ler ölmez haykırışlarınız'' mideme mızrak gibi saplanıyor.

Bir de hazmedemediğim şu: ''Feda edenler'' hep pimpirik 'old farts' kontenjanından, gününü yaşamış, sefasını sürmüş tipler. ''Feda edilenler'' öte yandan, hep körpecik insanlar. Geçenlerde bir belgeselde 14 yaşında oğlunun dinamitli ceket giymesine yardım eden Filistinli bir anne seyrettim. Çocuğun önüne geçmiş kır sakalı belinde yüz yaşında bir deyyus da filme çekiyor oğlanın son sözlerini.

Oğlan kendisini ve kendisiyle birlikte kimbilir kaç gencecik insanı etten kemikten bir enkaz haline getirmek üzere kamyonetin arkasına yüklenip gidince anası kendini yerden yere atıp ağlıyor. Bir an öyle geldi ki, yanında olsam tekmelerdim bu kadını. Bir dişi köpek bile atmaz önüne yavrusunu bir başka aç, kudurgan vahşi hayvanın. İkibuçuk santimetre boyundaki sinek kuşu kargalarla dövüşür yumurtadan yeni çıkan yavrularını korumak için.

Feda edilenler, iyi bakın sizi feda edenlere!.

Onların vatan yahut silistre gargaralarına.

Çoğu sizin hiçbir zaman ulaşamayacağınız bir yaşam düzeyi tutturmuşlardır.

Sen Türksün, o Kürt, şu Alevi, bu Ermeni diye sizi birbirinize kırdıranlar, Kürt, Türk, Yahudi, Arap biraraya gelip nasıl kanka oluverirler para kazanmak için.

 

 
13.04.2015 (Hale KORAY)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR