DENİŞİK BİR SEFGİLİLER GÜNÜ YAZISIDIR (Herkese göre değil)

DENİŞİK BİR SEFGİLİLER GÜNÜ YAZISIDIR (Herkese göre değil)



Kalbin karikatürize edilmiş şekli (hani şu facebook'ta birbirimize sevgimizi belirtmek için < işaretinin yanına 3 yazarak yaptığımız pembe gönlüm sende ikonları) her yıl Şubatın 14 ünde doldurur vitrinleri. 

Önce anneler günü, babalar günü, sekreterler, bilmemneler günü derken şimdi de sevgililer gününü çaktırmadan kakaladı bize tekelci kapitalizm. Yani, kapitalizmin değil tabi kabahat. Satın alırsan satacak bulunur. 
Uyuşturucuda da bu böyledir, fuhuşta da. 
Nedense hep satın alanı değil, satanı suçlarız. 

Sevgilinin ayrı günümü olurmuş! 
Ben sevdim mi her gün sevgilimin günüdür. 
Aşık olduğumu da öyle anlardım zaten, maziyi mesutta. 
Hergün, her saat, her dakika onu düşünür, ismini sayıklar, kokusunu özlerdim sevdiğimin. 
Sigara kokusunu da seviyorsam iş tamamdır. 
'Acaba' sı kalmamıştır.

Birileri para kazansın için 'bu gün sevgililerin günüdür' dedi diye, yürek gibi hayatı tek başına sırtında taşıyan bir organı metalaştırmaya ne hakkımız var? 

Üstelik o kırmızı jelatin kâğıtlara sarıp sarmalanmış banal kutulara hiç benzemez ki o. 
Gün 24 saat organlarımıza oksijen pompalayan doğanın başyapıtını ne hakla yanda iki şişman dilim, altta sivri uçlu bir 'şekil'e çeviriyoruz?

Çok sevdiğiniz birinin başucunda 'aman sakın durma, atmaya devam' diye yalvardığınız oldu mu bir kalbe? 
Sonra atmaz olunca cinneti ziyaret ettiğiniz oldu mu?
Cennetten farklı bir yerdir cinnet. 

Geçen yıl bir sanatçı arkadaşım bypass ameliyatı geçirdi. 
Uzaktaydım.
Başında bekleyen eşinin halini merak ettim. 
Ben bu kadar uzakta dokuz doğururken o kadıncağız ne yapıyordu sevdiğinin kalbini makinalara bağlayıp damarlarını temizlerken cerrahlar, hemşireler. 
Arkadaşımın yüreği kaviymiş. Hala gümbür gümbür atıyor. 
Dilerim kıymetini bilir. 
Dilerim, o vitrinlerdeki garip şekilli çikolata kutularına benzemediğini anlamıştır yüreğinin. 

Yabancı dillerde çeşitli varyasyonları olan Valentine Günü, Katolik kilisesinin sayısız azizlerinden Valentinus isimli bir rahibe uzanıyor. Roma imparatoru II. Claudius (213 –270), askerlerin evlemesini yasak etmişmiş. Çünkü evde ayali olan, yolunu bekleyeni olan askerler iyi dövüşemiyorlarmış. Ölümü göze alamıyorlarmış pek. O zaman işte bu peder Valentinus gizlice evlendirmeye başlamış askerleri sevgilileriyle. Claduis manzarayı çakar çakmaz bizim Valentinus'un defterini dürmüş. 

Peki, bu hikâyenin bugün birbirimize kırk yıl onsuz olsak fark bile etmeyeceğimiz hediyeler (hepsi ille de kalp şeklinde), ahı gitmiş vahı kalmış, taç yapraklar dökülmesin diye spreylenmiş, kokusuz, bordo renkli güller vermemizle, kalbini söküp attığımız hayvanları mum ışığında yiyince kendimizi romantik olduğumuza inandırmamızla ne ilgisi var. 
Hııııı??? 
Hiç! 

Ben frenklerin valentine's day dediği sevgililer günüyle ilk kez 1968'de İngiltere'de tanıştım. Okula para yetiştirebilmek için hafta sonlarında, Londra eteklerinde Royal National Orthopaedic Hospital denen bir hastanede çalışıyordum 'ward orderly' yani hademe olarak. 
Allahtan beni çocukların servisine verdilerdi. 
Çocuk koğuşunda Kevin adında yedi yaşında bir oğlan yatardı. 
Hemen hemen doğduğu günden beri oradaydı. 
Ailesi Pazar günleri kiliseden sonra gelir bir kaç saat otururlardı. Kevin kardeşleriyle bıcır bıcır konuşur oynardı. 
Ağrısız sızısı var mıydı bilmem. 
Şikayet etmezdi hiç. 
Hep gülerdi. 
Dindar olsam melek olduğuna kolayca inanabilirdim keratanın.
Kevin benim en iyi - yok tek- arkadaşımdı. Dillerini bilmediğim ve adı 'hindi' anlamına gelen bir ülkeden geldiğim için benimle dalga geçmemesi bir yana her görüştüğümüzde 'Are you happy?' (mutlu musun) 'Are you homesick' (sılayı mı özledin) diye halimi hatırımı sorması yeterdi. Kevin serebral palsi ya da konjenital hidrosefalit ile doğmuştu ve en fazla yedi yaşına kadar yaşayacaktı. 
Alnında genişleyen kocaman bir kafası vardı. Yetişkin insanların kafası kadar büyük bir kafa. Vücudu ise on bir aylık bir bebek kadardı. Vücudunu kıpırdatamazdı. O nedenle her şey o kocaman kafada olup biterdi.

Durmadan bana İngilizce öğretmeye çalışırdı Kevin. 
Yosun rengi üniformamın cebinde taşıdığım küçük not defterine ondan öğrendiğim sözcükleri yazardım.
Kevin eğitimini hasta yatağında alıyordu. Haftanın 5 günü gelen bir öğretmen ona bir kaç saat ders verirdi.

Bir gün bana 'Hale, look what I drew for you' dedi. 
Elime bir resim tutuşturdu.
Sonra da 'Today Valentine's day, happy Valentine's day' dedi. 
14 Şubattı. 

Üç ay sonra koğuşa girdiğimde Kevin'in yatağını boş buldum. 
Yuvaya dönmüş. 
Zaten biliyorduk yedi yaşına kadar bizimle olacağını.
O da biliyordu.
Orda herşeyi söylüyorlar hastaya. 
Benim için yaptığı resmi annesine vermek istedim. 
Gözyaşları içinde 'Hayır o resmi senin için yapmıştı' dedi ve almadı. 

Bu resim benimle Londra'dan, İstanbul'a, oradan İzmir'e sonra yine İstanbul'a, sonra Lizbon'a, Şikago'ya ve sonra da Oakton'a geldi. 

Ben Sevgililer gününde de, Noel’de ve Şeker Bayramında olduğu gibi Nesin Vakfı’na katkıda bulunuyorum. İyi geliyor bana. O zaman bütün sevgililerime hediye vermişim gibi hissediyorum.

Kalp şekli kutularda çikolata, bordo renkli kokusuz güller ve mum ışığında file minyon filan istemiyor canım hiç.



14.02.2016 (Hale KORAY)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR