Çevre ve Hayvan Hakları

Çevre ve Hayvan Hakları

  1. yüzyılın hâlâ üstesinden gelinmesi gereken en önemli sorunları, sosyal adalet ve ticari politikalara ek olarak su ve hava kirliliklerinin ortaya çıkışının önlenmesi veya ortadan kaldırılması, canlı türlerin nesillerinin tükenmesi, iklim değişikliği, toprak erozyonu, toprağın doğal yapısını bozan tarım üretimi gibi küresel boyutta önlenmesi gerekli konulardan meydana geliyor.

Türkçe Sözlük’te ekoloji sözü, “Canlıların hem kendi aralarındaki hem de çevreleriyle olan ilişkilerini tek tek veya birlikte inceleyen bilim dalı” anlamında geçer.

Ekoloji yani çevre konusunun bir bilim dalı hâline gelmesi, çevrenin günden güne karşı karşıya kaldığı tehlikenin büyümesi ile orantılı bir boyutta gelişti. Ekoloji veya çevre sözü kullanıldığında genellikle yaşadığımız şehirdeki veya ülkemizdeki çevre kirliliğini akla geliyor. Oysa üzerinde yaşadığımız evrenin ekolojik sınırlarının kabul edilmesi, doğa ve ekolojik kaynakların yanı sıra insan dışındaki canlıların da haklarının korunması yaklaşım yaşamaya değer bir gelecek için temel şarttır.

Paris İklim Anlaşması (Dibace, Kasım 2016), iklim ve çevre konusunda çok daha hassasiyetlere dikkat çekiyor ve göçmenlerin, engellilerin, kadınların hakları ile cinsiyetler arası eşitliğe dikkat çekiyor ve şu ifadelere yer veriliyor:

“İklim değişikliğinin insanlığın ortak bir kaygısı olduğunu kabul ederek, tarafların iklim değişikliğine müdahale amaçlı eyleme geçtiklerinde insan hakları, sağlık hakkı, yerli halkların, yerel toplulukların, göçmenlerin, çocukların, engellilerin ve hassas durumdaki kişilerin hakları, kalkınma hakkı ve ayrıca cinsiyetler arası eşitlik, kadınların güçlendirilmesine ve kuşaklararası adalet konularındaki yükümlülüklerine uygun hareket etmeli, bu hususlara saygılı olmalı ve onları geliştirmelidir. ”

 

O hâlde ekoloji, iklim, su ve hava kirliliği, tarım, toprak, deniz, göl, akarsu, orman, dağ, tepe vb. çevre ile ilgili yüzlerce sözcüğü sıraladığımızda binlerce yıldır var olan ve bizim hizmetimizde olan doğa ortamı aklımıza geliyor ve geri kalanı bizi hiç ilgilendirmiyorsa bu konuda seferberlik başlatmak gerekiyor. Şu kavram ve deyimlerin artık günlük dilde sıklıkla kullanılması gerekiyor: Sürdürülebilir, erişilebilir, yenilenebilir, erozyon, orman yangını, karbon emisyonu, atıklarla mücadele, plastiğe boğulmak, su kirliliği, iklim değişikliği, küresel ısınma, ekoloji ve ekonomi kavgası,  “al-yap-at” değil “ödünç al-kullan-geri döndür.”

Dünyanın “ekoloji” gidişatı konusunda yaşamımızın bir parçası hâline gelen bu başlıkları sayfalarca sıralayabiliriz:

Tatlı su kaynaklarının % 79’u kirleniyor,  Avrupa Komisyonu’ndan karbon emisyonları ve atıklarla mücadele hamlesi, Akdeniz’i plastik kirliliğinden kurtarmak, karbon yakalama ve depolama, yenilenebilir enerji, buzullar eriyor, deniz canlıları ölüyor, orman örtümüz elden gidiyor, rüzgâr ve güneş enerjisine, güneş kentlere yatırım yapılmalıyız. Tatlı su kaynaklarının % 79’u kirleniyor,  Avrupa Komisyonu’ndan karbon emisyonları ve atıklarla mücadele hamlesi, Akdeniz’i plastik kirliliğinden kurtarmak, karbon yakalama ve depolama, yenilenebilir enerji, buzullar eriyor, deniz canlıları ölüyor, orman örtümüz elden gidiyor, rüzgâr ve güneş enerjisine, güneş kentlere yatırım yapılmalıyız.

 

 

İklim değişikliği ya da enerji tercihleri algısı sadece hükûmetleri, iş adamlarını, seçime girecek adayları, enerji yatırımı yapacak büyük şirketlerini ilgilendirmiyor. 5 Haziran 2018’de Dünya Çevre Günü’nde açıklanan “Türkiye’de İklim Değişikliği Algısı ve Enerji Tercihleri Araştırması”nın sonuçları, halkın fosil yakıtlar yerine yenilenebilir enerjiye geçilmesi yani düşük karbonlu enerjiyi desteklediğini gösteriyor. “Küresel ısınmanın yaşandığını düşünüyor musunuz?” sorusuna katılımcıların % 86,8’i “evet”, % 10’u “hayır” cevabını vermiş. Birçok konuda farklı görüşleri olan toplumumuzda her on kişiden en az sekizi “iklim değişikliği yaşanıyor” diyor. Gazetelerdeki haberler ise hiç iç açıcı değil. Örneğin “Geenpeace’in yaptığı son araştırma, plastik kirliliğinin Antartika Okyanusu gibi dünyanın en uç noktalarına kadar ulaştığını bir kez daha kanıtladı” veya “Deniz kuşlarının % 90’ının kursağında, deniz kaplumbağalarının üçte birinin midesinde plastik var. Plastikler deniz mahsulleri aracılığıyla tabaklarımıza kadar giriyor” gibi haberler plastik atıklarla boğulduğumuzun bir göstergesi.

Çevre hakları konusunda insanlık sınıfta kalmış görünüyor peki hayvan hakları konusunda ne durumda. Hayvanların korunmasından bahsedildiğinde nedense sadece çevremizdeki evcil hayvanlar akla geliyor. Yaşadığımız şehirde, kasaba veya köyde hayvan haklarının gerekliliği hakkında eleştirel düşünme olanaklarımız ne kadar var?

Her şeyden önce, hayvanlara karşı adaletsizlik içinde yaşanabilir bir geleceğin mümkün olup olmayacağına ilişkin soruların cevabın arıyor muyuz?

Hayvan hakları nelerdir? Ne ile gerekçelendirebilir? Türkiye'de bu hakların durumu nedir? Okul müfredatlarına hayvan haklarının dâhil edilmesi gerekli değil midir?

Hayvan hakları konusunda et tüketiminin çevresel ve sosyal sonuçları olacaksa, “vejetaryen yaşamın” yeni kültürel ve çevresel koşullar ve zorluklar karşısında alternatif ve sürdürülebilir bir yaşam tarzı olup olmadığı sorusunu sormak gerekiyor.

Yerel yöneticilerimiz başta olmak üzere sivil toplum örgütlerimiz ve Millî Eğitim Bakanlığımızın çevre ve hayvan hakları konularını daima gündemde tutacak faaliyetleri, bilinçlendirme, eğitim ve uygulamaları hayata geçirmeleri gerekmektedir.

 

 

28.06.2019 (Nevin Balta)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR