BİR ŞAFAKTAN BİR ŞAFAK'A

Emrah AKGÜN

BİR ŞAFAKTAN BİR ŞAFAK'A

“Dönek, kendini önemsizleştirmiş adam demektir.”


En baştan şunu söylemek isterim her ne kadar başlık Şafak Sezer özelinden yola çıkıldığını gösterse de, ana madde o değildir.


Daha doğrusu ciddiye alınacak bir tip değildir. Okan Bayülgen’de aynı şekilde. Hani, iyi bir şey yaparsa alkışlarız, ama çapı bellidir. Gezi ruhunu bu insanlar üzerinden tartışmak bizleri üzmektedir.


Psikolojik savaş veletlerine şunu öğretir: “bir eylem, söylem gözden düştüğünde ya da savunmak boyunuzu aştığında hemen onu karşı tarafa atın.”


Dönmek, vicdanın paraya tahvil edilmesidir. Bu noktadan sonra beyin, vicdana hafifletici sebepler bulmakla görevlendirilir.


Dönen aynı zamanda, döndüğü yere en büyük kötülüğü yapan kişidir.


Dönmekten kaynaklanan suçluluk duygusunu bastırmak için, herkesin dönmesini ister. Herkes dönerse suçlanacak bir şey kalmayacak demektir.


Eğer dönmeyenler varsa, onlar en büyük düşmandır. Çünkü potansiyel, hatırlatıcıdırlar.


İş bununla da kalmaz, yeni yuvasında kendini ispatlamalıdır. Zaten yeni yuvası da kendisinden gemileri yakmasını ister.


Döneklik kompleksinden kurtulamadığı için, yeni geldiği yerdeki insanlara onlarla olmasının onlar için bir şans olduğunu ispat etmeye çalışır.


“Ben onların içinden geliyorum, benden dinleyin esas” klişesi, her döneğin başvuru kelimesidir.


Ama kalıcı ve dikkat çekici olmak istiyorsa, buluşlar, icatlar yapmak zorundadır. Hele ki, muhatapları düşünce seviyeleri düşük insanlarsa, başlar çok bilmiş tavırlarla “faiz lobisi, telekinezi ile adam öldürme, kıl dönmesi tedavisi…” zırvalarına.


Bir yerden başka bir yere dönen, o yerden de başka yere dönebileceğini bilir. Bu yüzden hiçbir yerde kendi değildir artık. O kendine güvenmez, kimse de ona…


Kendine güvenilmediği, kabullenilmediği kompleksi onu yeni icatlara itecektir.


Dönen insanın kişiliği ağır yara alır. Bunu Şafak gibiler için söylemiyorum, neydi ki ne olsun? Politik olanlar için söylüyorum mesela Yiğit, biraz olsun politiktir. Döndükten sonra saçlarını jölelemeye başladı.


Ben ta o zamanlar yani dönmeden önce, bu adama güvenmeyin, burnuma kötü kokular geliyor diye yazıyordum, beni de eleştiriyorlardı “birbirimizi eleştirmeyelim şimdi zamanı değil” diye. Şimdi anlıyorum ki bu da CİA’nın psikolojik savaş taktiğiymiş.


Bilinçaltında kendinden nefret ettiği için saçlar jölelenmeye kendini değiştirmeye başladı. Psikolog dostlarımız incelesin bence bunu.


Mesela Tayyip Erdoğan da, ani bir dönüş yapınca Esad’a, “Esed” demeye başladı.


Devrim dalgaları yükseldiğinde, popüler kültürün zıpçıktıları, bu dalgaların arasında kahramanlık yapan devrimcilerin kayıklarına yanaşır.

Miço gibi gelir ama, ayrıcalıklarının hissedilmesini ister. Çünkü o dalgalar onları züppe kültürlerinden koparıp almıştır. Sular durulunca –ki, devrim uzun ve sıralı bir koşudur.- kendi sığ limanlarına dönerler ve hep sığ kalırlar.


Bir de arada kalanlar vardır. Bunlar ilk günler çelişki yaşarlar. Ne tarafa döneceklerini, gücün kime geçtiğini sezmeye çalışırlar. Mesela Okan Bayülgen gibi; “eşimle yemeğe gittim, millet beni eyleme gidiyor sandı.”


Enerjisini başkası olmak için harcadığı için, kendisini yaratmaya gücü kalmamış insanların davranış biçimidir bu!


Cemal Süreyya “Kurt” şiirinde; “Kurt altı yavru doğurur/ Köpek olur bunlardan biri” der.


Mao derki, “kaplan inine girilmeden, kaplan avlanmaz.” Yavrum Şafak ve diğerleri, bırakın ine girmeyi daha ormanın karanlığını görüp kaçmışlardır.


Ey Gezi ruhunun yaratıcı kahramanları size sözüm; kendi sanatçınızı, siyasetçinizi, yazarınızı koruyun ve sahip çıkın. Kolpadan yanınıza gelenleri ayırın ve onları bir yerlere taşımaya çalışmayın.


Emrah Akgün

28.07.2013 (Emrah AKGÜN)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

HULUSİ AKAR İSTİFA ETMELİDİR.

SİYASET ÜSTÜ EGO! Politik travma

ASELSAN İNTİHARLARINDA YALAN MI VAR?

Şehir Savaşları...

SUUD UÇAKLARINDA NE YÜKLÜ?

KILIÇDAROĞLU KURNAZLIĞI

TSK, DÜNYANIN EN ZOR SAVAŞINI VERİYOR

ÇOCUK ÖLDÜRTME SANATI

AKLI OLANA YAZILAR: HENDEKLERİN ARKA YÜZÜ