Tuğba’nın ardından: Oy tabip şu yarayı sar sarabilirsen

Tuğba’nın ardından: Oy tabip şu yarayı sar sarabilirsen

Tuğba’nın ardından: Oy tabip şu yarayı sar sarabilirsen

Kaybedilen her dost her arkadaş her yoldaş için yazılan bu ardından yazılarını bir gün benim yazacağımdan hep korkmuştum. Ve oldu işte Tuğba yükseldi uçtu gitti ve ben kalemimleyim.

Tuğba’nın hayatıma girişinden bahsetmeliyim. 10 Mart Dünya Kadın Yürüyüşü’nün Antakya basamağında toplanan bir sürü kadın, birçok LGBTİ beklemekteyiz zılgıtlarla halaylarla. Kafasında bir cadı şapkasıyla bir kadın bana gelip, “Dur sen Cihan’sın de mi?” dedi. Evet, dedim. “8 Mart için üniversitede bir panel düzenleniyor. Ben konuştum ve trans kadın konuşmacı olmasını istedim Elif Tuna anne Mersin’den gelecekti ama işlerini ayarlayamamış. O yüzden Queer Adana’dan Özgür’le iletişime geçtik. Tamam dedi ama gene de sen de katılır mısın? Özgür gelse bile paylaşırsınız” dedi. Tamam dedim. Açıkçası şaşırmıştım ve inanmamıştım. Yok ya son anda iptal ederler bizim konuşmamızı diye düşünürken ilk kez üniversite duvarlarını aşmıştık ve lezbiyen, gey, biseksüel, trans interseks nediri dinleyen bir konferans olmuştu. Kendimi bu konuda cesur zanneden ben bunca sene buna adım atmaya korkmuştum ama Tuğba istedi ve oldu. Zaten sonrasında ben, Tuğba ve Handan Kaws Kuzah LGBTİ’yi kurduk. Her zaman en isteklimizdi. Derslerinden dolayı uzak kalsa bile bi geldi mi “ulan bu bizim aklımıza nasıl gelmez” deyip ortalığı toparlardı. İlk pankart yapımımız, Tuğba’nın evinde olmuştu. Dedim ki, “Kız hazırlık esnasında video çekelim”. Açtık Sezen Aksu’dan o-ku-dum-da şarkısını. Hareketli bir o kadar da sistem eleştirisi olan bir şarkı. Videoyu Tuğba çekiyor. Arkadaşlar pankart hazırlıyor ben utanmazca sadece dans ediyorum ve Tuğba diğerlerinin “çalışsana” tepkilerine “aman boşver sen dans et” diyordu. Bu küçük örnekteki gibi hiçbir zaman kimseyi kırmazdı.

Tuğba toplantı yapmamız lazım nerdesin?

Fotoğraf çekimindeyim, çello dersindeyim, kitap okuyorum, kitap tartışmasındayım…. Hiçbir zaman evdeyim boş oturuyorum cevabı almadım.

“Senle Handan mezun olup gidiyorsunuz diye endişe etmeyin biz Dilara’yla götüreceğiz Kaws Kuzah’ı hem de sizden daha iyi hah” demişti en son. Hiçbir zaman şüphe duymamıştım. Şimdi kolumuz kanadımız kırık da olsa özgürlük mücadelesini bırakmayacağız. Demiştin ki bir kere, “Dünyanın tüm renkleri #KatliamaDurDe devrim rengarenk olacak”. Sana söz Tuğba, sana söz devrim rengarenk olacak.

Vahim gün… Bir telefon… Tuğba kaza geçirmiş. Ben nöbetçiyim, hastaların işi bekliyor. Tüyleri diken diken olmak deyimini ilk kez gerçekten yaşadım. “Noldu Cihan” dediler. Arkadaşım ölmüş, arkadaşım benim arkadaşım Tuğba, Tuğba, gencecik doktor Tuğba ölmüş. Nasıl bir pişmanlık sanki suçlu gibi. Ablasının da dediği gibi, nasıl insanlardık biz nasıl arkadaştık koruyamadık onu. Elimden gelen ruhunu korumak ve yaşatmak olacak sadece.

Füruğ gibi başkalarının hayatına dokunan başkalarının hayatını değiştiren Tuğba, gene Füruğ gibi bir trafik kazasında müdahale bile edilemeden oracıkta özgür olmuştu. Daha yapacakları vardı, Antakya’yı renklere boyamaya devam edecekti, okul yemekhanesinde vejetaryen/vegan yemekler çıkmasını sağlayacaktı. Çok iyi bir psikiyatrist olacaktı ve inandığı gibi dünyadan tüm kötülükleri silecekti.

Gözün arkada kalmasın Tuğba, insanların iyiliği için savaşmaya devam edeceğiz. Hoşça kal biriciğim.

Cihan Aydeniz- Kaosgl

 

26.10.2016 (Haber Merkezi)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz